Suriye’nin Dünü ve Bu günü
Önceki yazımızın başlığı “Bu ülkede Yezidiler Varmış,” idi. İslâm dünyasının dünkü ve bu günkü beşeri ve inanç coğrafyasını kısmen tanıyabilmek amacıyla bu yazı başlığımız da, “Suriye’de Nusayriler varmış” şeklinde oldu. Biraz Suriye’den biraz Nusayrilik’ten söz edeceğiz.
Suriye, dün bizim bahçemizdi. Ama yirminci yüzyılın birinci yarısında Fransızların arka bahçesi oldu. Ve bu ülkede, 21. Yüzyıl başında tüm dünyanın gözleri önünde 100 binden fazla masum insanın kanı akıtıldı ve halen akıtılıyor.
Tarih boyunca Asur, Roma, Emevi, Selçuklu gibi çeşitli devletlerin hâkimiyeti altında bulunan Suriye, 1920 yılına kadar bizim herhangi bir eyaletimiz veya ilimiz gibiydi. Bu topraklarda bizim yönetimimiz ve bizim kültürümüz vardı. Bu gün bile, Hama, Humus gibi şehirler, etnik olarak Türklerin yoğunlukta olduğu şehirlerdir.
Ortadoğu üzerinde emperyal hesapları olan İngilizler ve Fransızlar, 1916’da kendi aralarında bir anlaşma yaptılar ve Suriye toprakları Fransızların payına düştü. Ve o günden itibaren de, yoğun bir biçimde misyoner faaliyetleri başladı. Üstelik Fransızlar, Eylül 1920’de Nusayrilere bir isim daha verdi; “Alevî.” Böylece güzel insan Hz. Ali (r.a)’nin ismini kullanarak tahribat ve tahrifata devam etmekti amaç.
Fransızlar, bu arka bahçelerini 1946 yılına dek kendi yöntemleriyle biçimlendirdiler; zaman zaman zorbalıkla, zaman zaman da, dil, inanç ve kültür değişimleriyle bahçelerini dizayn ettiler. Bu işgal ve zorbalığa Türkiye destekli direniş hareketleri, ne yazık ki başarılı olamadı. Çünkü o tarihte biz de, Anadolu’muzda yedi düvelle boğuşuyorduk.
Bu tarihten sonra, bazı Arap ülkelerinde olduğu gibi Arapçılığı temel prensip edinen Ba’s rejimi hâkim oldu Suriye’ye. Ne yazık ki, “sabah erken kalkanın ihtilal yaptığı dönemlerde” yani 1949- 1970 yılları arasında 10 askeri darbe yaşadı bu ülke. Ve nihayet 1966 yılında bir Hafız Esed çıktı meydana. 1970-71 yılında hem devletin başı, hem de Milli Savunmanın başı oldu Esed. Ve o gün, bu gün Esedler Hakim bu ülkenin yönetimine.
Ülkede % 14, % 86’yı Yönetiyor
Dinler tarihçisi Prof. Dr. Mehmet Çetin’e göre, Esedler, Nusayri mezhebine ve bu mezhebin Kameri koluna mensuplar. Bu aile, iktidarda olduğu süre içinde yönetimin ve özellikle ordunun üst kademelerine Nusayri, Maruni, Dürzi ve İsmaili ekollerine mensup insanları getirdiler. Sünni akideye mensup vatandaşlara, hep alt kademelerde görev verdiler. Bazı araştırmacılara göre, bugün Lübnan ve Suriye’nin çeşitli bölgelerinde, ülkemizin bazı illerindeki Nusayrilerin toplam sayısı yaklaşık 325-400 bin civarındadır.
Nusayrilik Nedir?
Kaynakların ifadelerine göre, bu dinin veya mezhebin kurucusu Muhammed b. Nusayr en-Nemiri (270/883)dir.
Bunlar, Kur’an’ı Kerim’i kutsal kitap olarak kabul ederler. Kabul ederler ama, Hz. Ali’nin tanrılığına ait ayetlerin çıkarıldığını iddia ederler. Ayrıca, Kur’an ayetlerinin zahiri anlamlarından çok, BATİNİ (içsel) anlamlarının önemli olduğuna inanırlar.
Onuncu yüzyıl ortalarında yaşayan Hüseyin b. Hamdân el-Hasibî’nin “Kitâbül-Mecmû” adlı eseri, onların önemli bir kutsal kitabıdır. İçeriğini ancak Şeyhlerin bildiği bu kitap, Kur’an’dan önce gelir. Bu kitapta 16 sure vardır. Bunun 5 suresini, mezhebi sistemleştiren Hamdan El- Hasibi yazmıştır. 1050 tarihlerinde de 16 sureye tamamlanmıştır.
İnanç Esasları
Siyasi bir mezhep olan ve 100 den fazla ekolü olan ŞİA, her ne kadar Nusayriliği kendilerinden saymasa da, uzmanlar Nusayriliği Şia’nın GULAT adı verilen bölümlerinden biri olarak incelerler..
Nusayriliğe göre Allah, tarihin akışı içinde zaman zaman somut halde kullarına görünür. Ve Hz. Ali (kv) de, bu görüntülerden biridir. Dinler tarihi literatüründe bu anlayışa Hulül adı verilmektedir. Allah’ın 99 esması, Hz. Ali’de tecelli etmektedir. Bu dinde Kelimeyi tevhit; “LA İLAHE İLLA ALİ” yani, “Hiçbir ilah yoktur; ancak Ali vardır,” şeklindedir.
Üç harf çok önemlidir: AMS. A= Alidir ve sükutu temsil eder. M= Muhammed’dir ve Ali adına konuşur. S= Selman’dır ve sırrı temsil eder.
Nedir o Sır?
Melek Cebrail, Veda Haccı anında Hz. Peygamber(s.a.s)’e, “sırrı açıkla” dedi; yani “Ali’nin İlah olduğunu veya senden sonra halifenin Ali olacağını açıkla,” demiş…
Seyyid Selman’ı ve Muhammed’i, Ali kendi nurundan yarattı. Ve sonra da, üçü birlikte varlık âlemini yaratmışlardır.
Melek inancı da vardır Nusayrilik’te; ama bu melekler, Hz. Ali’nin çevresinde yer alan sahabelerdir. Meselâ; Ebû Zer, İsrafil’dir. Burcu ise Terazi yıldızıdır. Meselâ; Abdullah b. Revaha, Azraildir. Burcu, Merih yıldızıdır…
Ve reenkarnasyon; eskilerin deyimi ile tenasüh inancının önemli bir yeri vardır. Bu, tekrar tekrar dirilip dünyaya dönüşü ifade eden bir inanç ve anlayıştır.
Nusayriliğin, İslâm’ın şartlarını çağrıştıran ve beş maddede özetlenen ibadet esasları da vardır. Namaz, oruç hac gibi…
Meselâ; Zekât, dini öğrenmek ve aktarmaktır. Ve her ailenin, malî şartlarına göre, şeyhe para vermesi zorunluluğudur.
Nasıl Nusayri Olunur?
Kadınların alınmadığı bu mezhebe, babası da Nusayri ve sağlıklı olan 8-10 yaşından büyük erkekler alınır. Bunlar, ölümle karşı karşıya kalsa bile, sır saklayabilecek kabiliyet ve olgunlukta olmalıdırlar. Mezhebin sırları, bir amca tarafından çocuğa öğretilir.
Sır tutamayan, kripto olarak, yani çift kimlikli yaşamayı beceremeyen insan bu mezhebe giremez. Sırrı açıklayanlar, öldürülür. Gençlerin, sosyal çevrede iyi bir Müslüman izlenimi bırakmaları için namaz kılmaya, oruç tutmaya özen göstermesi istenir.
Velhasıl
Tarihin akışı içinde hüküm süren eski din ve inanışlardan, özellikle totemcilik, Sabiîlik, Mecusîlik, Musevilik ve Hristiyanlık ‘tan büyük oranda etkilendiği görülmüştür.
Yazımızı, Prof. Ebu Zehra’nın “Mezhepler Tarihi” adlı eserindeki şu cümleleri ve Allah Resulünün (s.a.s) uyarısını hatırlayarak bitirelim:
“Ehl-i Salip orduları, Şam’a ve diğer İslam ülkelerine hücum ettiklerinde bunlar, Müslümanlara karşı Salip orduları ile anlaşmışlardır. Ehli Salip orduları bunları kendilerine yaklaştırmış ve dost edinerek kendilerine mühim mevkiler tahsis etmişlerdir. Moğollara öldürme imkanı vermiş olanlar, Moğol hücumu ve yağması kısmen hafifleyince, salyangoz ve midyelerin kabuklarına büzülüp ortalığı kontrol edişleri gibi, ikinci bir fırsatı kollamak için kendi dağlarında bekleşiyorlardı .”
Ve Allah Resulü (s.a.s), Veda Haccında şöyle diyordu
“Ey mü’minler! Size iki emanet bırakıyorum. Onlara sıkı sıkı sarıldıkça, yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet de Allah’ın kitabı Kuran ve benim sünnetimdir.”
Her türlü aşırılıktan ve fanatizmden Allah’a sığınırken diyoruz ki, selam ve dua ile hoşça kalınız.
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Şerif Ali Minaz
Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...
Tüm Yazılarını Gör



