BORSA
BIST 100 13.536,84 %4,76
Altın 6.785,55 ₺/gr %0,53
Bitcoin $71.835 %4,65
Dolar 44,53 ₺ %0,19
Euro 52,06 ₺ %0,47
Sterlin 59,85 ₺ %0,73
Gümüş 107,90 ₺/gr %3,04
Ethereum $2.228,74 %6,33
İsviçre Frangı 56,32 ₺ %0,70
Kanada Doları 32,17 ₺ %0,12
Avustralya Doları 31,41 ₺ %0,92
Japon Yeni 0,00 ₺ %0,01
Suudi Riyali 11,88 ₺ %0,12
BAE Dirhemi 12,12 ₺ %0,19
Rus Rublesi 0,57 ₺ %0,23
Çin Yuanı 6,52 ₺ %0,18
ANKARA 1°C 6.785,55 ₺/gr 44,53 ₺ 52,06 ₺
Anasayfa Makaledetay
Şerif Ali Minaz

BURİDAN’IN EŞEĞİ VEYA "EHEM VE MÜHİM"

05.05.2014 00:00 Şerif Ali Minaz 5
BURİDAN’IN EŞEĞİ VEYA "EHEM VE MÜHİM"


Zaman zaman düşünmüşümdür eşekleri. Hani şu çok masum bakışlı, çilekeş ve dahi inat eşekleri. Yük taşımaktan dolayı yara-bere içinde olan sırtlarının, onlara çektirdiği acıdan muzdarip olan eşekleri. Hani şu, sütlerinin litresi, yüz liradan satılan eşekleri. Bazen medyatik olup etleri, salam-sosis gibi, et ürünlerine katılan eşekleri.
   Sadece ben mi? Edebiyat tarihimizde de, her devirde gündem oluşturmuş bu çilekeş hayvanlar.

     Âkif’imizin Eşekleri

Meselâ; milli şairimiz Mehmet Âkif’in Safahat’ında yer alan eşekler, YÖNETİMDEN şikâyetçiler. Âkif, niçin eşek olduklarından değil; semer ve semerciden şikâyetçi olan eşekleri konuşturuyor. Semeri atmayı düşünmeyip; semercinin değişmesini isteyen eşeklerin duasını dillendiriyor.

Dilerseniz birlikte okuyalım Koca Şairin dizelerinden bir kısmını:
“Eşeklerin canı yükten yanar, aman, derler, / Nedir bu çektiğimiz dert, o çifte çifte semer!
Biriyle uğraşıyorken gelir çatar öbürü; /Gelir ki taş gibi hâin, hem eskisinden iri.
SEMERCİ USTA GEBERSEYDİ... Değmeyin keyfe!
Evet, gebermelidir, inkisâr (beddua) edin herife. /Zavallı usta göçer bir gün âkıbet, ancak,
Makamı öyle uzun boylu nerde boş kalacak? /Çırak mı, kalfa mı, kim varsa yaslanır köşeye;
Takım biçer durur artık gelen giden eşeğe. /Adam meğer acemiymiş, semerse hayli hüner;
Sırayla baytarı boylar zavallı merkepler. /Bütün o beller, omuzlar çürür çürür oyulur;
Sonunda her birinin sırtı yemyeşil et olur. /“Giden semerciyi, derler, bulur muyuz şimdi?
Ya böyle kalfa değil, basbayağı muallimdi./Nasıl da kadrini vaktiyle bilmedik, tuhaf iş:
Semer değilmiş o rahmetlininki devletmiş!” Hikâye devam ediyor.

Celaleddin Rumi’nin Mesnevi’sinde de, eşeklerin, amaçsızlığı, hedonist bir yaşamı tercih etmesi dillendirilmiş.

Şeyhî’nin Eşeği
Özellikle, XV. Yüzyıl şairlerinden olan Şeyhî, “Harnâme” adlı bir eser yazmış onlar hakkında. Bu eserde teşhis ve intak san’atı kullanılarak bu hayvancağızlar konuşturulmuş ve biz insanlara birçok ibretler sunulmuştur.
Şeyhi’nin eşeği de ÖKÜZLERDEN ve de eşitsizlikten müştekidir. Ve kıyama (ayaklanmaya) kalkıştığı için, başına gelmedik kalmamıştır.

    Harnâme’deki hikâyenin kahramanı zavallı eşek, sürekli çalışmaktan ve bilhassa dağlardan her gün odun taşımaktan bıkmış, gıdasızlıktan bir deri, bir kemik kalmış olan bir eşektir. Günlerden bir gün insafa gelen eşeğin sahibi, onu yemyeşil bir araziye, otlansın diye salıverir. Zavallı eşek, o otlakta serbestçe yayılan ÖKÜZLERİ görür. Buradaki öküzler, hem bağımsızdırlar hem de çok semizdirler. Ne yular dertleri, ne semer ve ne de palan problemleri vardır. Zavallı eşek bunları düşünürken bir yandan da öküzlere gıpta ile bakar ve onları kıskanır. Onlara imrenerek bakarken kendi kendine derki:
   “Biz yaratılış itibariyle bu öküzlerle eşitiz; elde, ayakta, şekil ve surette.
Buna rağmen, bunların tıpkı bir taç gibi başlarında boynuzları varken, bizlerin, fakirlik ve ihtiyaç içinde kıvranmamızın sebebi nedir?

      Biz, bir avuç arpanın hasretiyle yanıp tutuşurken ve ok gibi incelirken, bu öküzlerin boynuzlarını ay gibi parlatan kimdir?..”
     Hayvancağız, bunları düşünürken sorularına cevap bulmak için bilge bir eşeğe başvurur. Danıştığı eşek, eşeklerin pîridir, Nuh Nebi zamanından beri hayattadır, Üzeyir ve İsa Peygamberleri sırtında taşımış olan eşekleri de, tanıma şerefine nail olmuş, çok yaşlı ve tecrübeli bir eşektir.
     İçini bu yaşlı hemcinsine döken miskin eşek, ondan şu cevabı alır:
“ Öküzler, arpa, buğday gibi hububat işleri ile meşgul olurlar. Bundan dolayıdır ki, onlar o güzel boynuzlara lâyık görülmüşlerdir. Biz eşeklerin ise odun taşımaktır en yararlı işi. Aslına bakarsak, ay gibi parıldayan görkemli boynuzlara sahip olmak şöyle dursun; kuyruk ve kulak bile fazladır biz eşeklere...”
      Bu sözleri can kulağı ile dinleyen zavallı eşek, işin gerçeğini bulduğunu ve anladığını zanneder, hemen sahibinin tarlasına koşar. O da tıpkı öküzler gibi arpa buğday işleriyle uğraşmaya başlar. Fakat zavallının karnı açlıktan zil çalmaktadır. Bu aç haliyle gözünün önündeki o yemyeşil arpa filizlerine dayanamaz; onları işleyeceğim derken, dişlemeye başlar.
Yemyeşil tarlası çorak bir toprak haline gelen ekin sahibi, manzarayı görünce çılgına döner. Alır eline sopayı, sudan gelinceye kadar döver eşeğini. Adam, bununla da hıncını alamaz, çıkarır bıçağını, keser kuyruğunu, kulağını hayvancağızın.
Zavallı eşek, acı ve kanlar içinde döner yine eşeklerin pîrine. Yaşlı eşek şaşırır manzarayı görünce: 
“Nedir bu halin senin? Ne oldu sana böyle?” diye sorunca şu cevabı alır:
“Anlamsız şeyler peşinde koşup Hak’tan ayrıldım,

Boynuz beklerken kulaktan ayrıldım.”

Buridan’ın Eşeği
Sadece biz mi ilgilenmişiz sanki eşşeklerle?
Batılı yazar ve düşünürlerin gündemine de girmiş o masum hayvan. Meselâ; Johannes Buridan’ın Eşeği.

O da ne mi? Buridan’ın eşeğinin derdi de KARARSIZLIK.
Hani “en kötü karar, kararsızlıktan yeğdir,” derler ya.
Bu eşek, kendisine eşit uzaklıkta olan bir saman torbası ile bir kova su arasında bir türlü tercih yapamadığı için, suyu mu içsem, samanı mı yesem derken, açlıktan ve susuzluktan “dar-ı beka”nın yolunu tutmuştur. (ölmüştür.)

Velhasıl

Bu mahlûkların, biz Âdemin çocuklarıyla benzer tarafları var mıdır dersiniz?
Meselâ; bizler de, bu hayatta bazen seçim yapmakta, karar vermekte zorlanırız. Bazen de, birileri bizi eşek gibi görür, ölümü gösterirler ve bizi felç olmaya razı ederler. Öküzlerine tanıdıkları hakları eşeklerine tanımazlar.
Bazen de, yol ayrımına geliriz; bir tarafta ehem olanlar, bir tarafta da mühim olanlar vardır.
Bir tarafta kutsal bildiğimiz ideallerimiz, inançlarımız, bağımsızlığımız; bir tarafta da, çıkarlarımız, ikbal kapıları, şan şöhret, makam ve para vardır.
Ve bizler de, hangi yoldan gideceğimize bir türlü karar veremeyiz. “EHEM yolunun mu, MÜHİM yolunun mu yolcusu olayım?” sorusunun cevabını bulmakta zorlanırız. Dün, “vatan, millet, sakarya” diyen nicelerimiz vardır ki, Ehem yolu tercih edecekken, kendilerince çok önemli olanı MÜHİM’i tercih ederler ve maalesef yanlış bir yolun yolcusu olurlar.
Ve ne yazık ki, Dimyata pirince giderken, evdeki bulgurdan olurlar. Yağmurdan kaçarken doluya tutulurlar.

Geliniz, biz biz olalım, şu tatlı bakışlı, masum hayvanlardan ibret alalım!

                Selam ve dua ile hoşça kalınız…

 

 

 

 

 

 

 

           

 

Paylaş:

Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu
Şerif

Şerif Ali Minaz

Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...

Tüm Yazılarını Gör