BORSA
BIST 100 13.536,84 %4,76
Altın 6.785,55 ₺/gr %0,53
Bitcoin $71.835 %4,65
Dolar 44,53 ₺ %0,19
Euro 52,06 ₺ %0,47
Sterlin 59,85 ₺ %0,73
Gümüş 107,90 ₺/gr %3,04
Ethereum $2.228,74 %6,33
İsviçre Frangı 56,32 ₺ %0,70
Kanada Doları 32,17 ₺ %0,12
Avustralya Doları 31,41 ₺ %0,92
Japon Yeni 0,00 ₺ %0,01
Suudi Riyali 11,88 ₺ %0,12
BAE Dirhemi 12,12 ₺ %0,19
Rus Rublesi 0,57 ₺ %0,23
Çin Yuanı 6,52 ₺ %0,18
ANKARA 1°C 6.785,55 ₺/gr 44,53 ₺ 52,06 ₺
Anasayfa Makaledetay
Tuğba EKŞİ

Tuğba EKŞİ

09.04.2026 13:15 Tuğba EKŞİ 7
Tuğba EKŞİ

 

 Constantinus İstanbul’u başkent yapmak istediği zaman şehri yoğun bir şekilde yapılandırma çalışmalarını başlatmış ve bu çalışmalar doğrultusunda Byzantion’un mevcut merkez şehir sınırları genişletilerek günümüze kadar kısmen varlığını korumuş olan Constantinus surları ile şehri çevrelemiştir.
      Fatih Külliyesi ise hemen bu surların doğusunda bulunmaktadır. Constantinus döneminde yapılan (324-337) günümüzde Fatih Külliyesi olarak bildiğimiz bu alanın en alt katmanında Constantinus’un anıt mezarı bulunmaktadır. Daha sonra ikinci bir katman olarak İustinianos’un Havariyun Kilisesi mezarın üzerine inşa edilmiştir. İstanbul’un fethine kadar bu yapı varlığını korumaya devam etmiş, yalnız fetihten sonra Fatih Sultan Mehmet kiliseyi Ortodoks patrikliğine tahsis etmişken çeşitli sebeplerden ötürü bu binada barınmayan patriğin 1455 yılında taşınması üzerine, kilisenin yerini kendi adına yaptırdığı külliyeye çevirmiştir. Günümüze kadar çok fazla onarım ve yeniden yapımlarla birlikte varlığını koruyan son katmanda Fatih Külliyesi bulunmaktadır.
      Yapı günümüzde Fatihte Fevzi Paşa Caddesi üzerinde Haliç tarafı boyunca uzanmaktadır. Adeta şehrin tacı gibi yerleştirildiği bu tepede, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’da inşa ettirdiği ilk külliye olması, barındırdığı dini, ekonomik ve siyasi sebeplerden ötürü çok önemlidir.
      Banisi sultanın kendisi, mimarı ise Atik Sinan’dır. Mimarın kendi vakfiyesinden edinilen bilgilere göre azad edilerek hürriyetine kavuşturulmuş bir köle olduğu bilinmektedir. Mimarın, camiyi Fatih’in istediği gibi yapmadığı için hükümdar tarafından cezalandırıldığına ve hatta ellerinin kesildiğine dair bilgiler ise sadece rivayettir.
      Külliyenin tamamlanması sekiz yıl sürmüştür. Binden fazla çalışanı ile yapıyı bir an önce bitirmeye gayret eden mimarın o döneme kadar klasik Türk mimarimizin ulaştığı önemli bir merhaleyi temsil etmektedir. Gerek külliyenin vakfiyesinde, gerekse konuya dair çeşitli araştırmalarda kompleksin, bir camii etrafında çok planlı bir şekilde yerleştirilmiş medreseler, kütüphane, şifahane, tabhane, kervansaray, çarşı, hamam ve daha sonradan inşa edilmiş türbelerden oluştuğu bilinmektedir.
      Kompleks içindeki yapıların hepsi orijinal hali ile günümüze gelememiştir. Örneğin günümüze gelen caminin Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan orijinal hali olmadığı bilinmektedir. İlk yaptırılan camii 1766 yılındaki büyük depremde yıkılmıştır. Daha sonradan da III.Mustafa tarafından camii orijinal haline sadık kalınarak yeniden inşa edilmiştir.
      Külliyenin diğer önemli unsurları ise medreselerdir. Dönemin ilim adamlarını ağırlamış ve çeşitli dallarda eğitim vermiştir. Caminin iki tarafında bulunan bu medreseler İstanbul’da üniversitenin temelini oluşturmuş olup, kentin bir eğitim merkezi haline gelmesini sağlamıştır. Zaman içinde çeşitli onarımlar geçirmiş olan bu medreselerin bir kısmı yol yapım çalışmaları sırasında tamamen yok edilmiştir. Bu yüzden günümüze sadece sekiz tanesi ulaşmıştır.
      Bu yapı topluluğu içinde camiye bitişik olarak varlığını bildiğimiz kütüphane ise günümüze ulaşmamıştır. Şuan ki mevcut kütüphane 1742 yılında yapılmış olduğu bilinmektedir. Kütüphaneye ait kitaplar ise Süleymaniye Kütüphanesinde muhafaza edilmektedir.
      Kompleks içinde önde gelen kurumlardan biri de sağlık müessesi olan darüşşifasıdır. Fetihten sonra İstanbul’da inşa edilmiş ilk sıhhi müessese olmasının yanı sıra, başkentin tabip ihtiyacını karşılayan sağlık kuruluşlarının da başında gelmektedir.
      Külliyenin içindeki türbelere gelecek olursak; Fatih Sultan Mehmet’in eşi Gülbahar Hatun’a ve annesi Nakşidil Sultana ait türbeler burada bulunmaktadır. Ayrıca bunların dışında külliye içinde çok sayıda büyük devlet adamına ait mezarların da varlığı bilinmektedir. Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa, mesnevi şerhi Abidin Paşa, sadrazamlar, şeyhülislamlar, müşirlerin de burada olması Osmanlı protokolünün adeta törendeymiş gibi bir arada görülmesine imkan sağlamıştır.
      Yalnız bu türbelerden en önemlisi Fatih Sultan Mehmet’in türbesidir. Hükümdarın öldükten sonra buraya defnedilmek istediğini, İstanbul’un kurucularının bir arada olması gerektiğini, söylediğini bilmekteyiz. Yalnız ilk türbe orijinalliğini koruyamamıştır. Kaynaklardan edinilen bilgilere göre, Sultan defnedildikten sonra türbe görevlilerinden birinin rüyasına girerek boğuluyorum çıkarın beni buradan dediği ve görevlinin üst mertebedekilere ulaşarak mezarı açtırdığı ve Fatih’in gerçekten teknik bir hatadan dolayı mezarının sular altında kaldığı bilinmektedir. Daha sonradan yapı içinde başka bir yere defnedilen Sultanın türbesi üzerine I.Abdülhamit şunları yazdırmıştır:

‘’Baki olan her şeyin yaratıcısı Allahtır,
Her nefis ölümü tadacaktır.’’
      Türbede Fatih’in mermer bir lahdi bulunmaktadır. Türbe içerisinde camii tarafındaki duvarda mermer üzerine yazılmış, ünlü şair Abdülhak Hamid’in fevkalade hisli ve güzel ‘’Merkad-i Fatih’i Ziyaret’’ adlı bir şiiri bulunmaktadır.

                                                                                                   Tuğba EKŞİ
                                                                                                 Sanat Tarihi Araştırmacısı

Paylaş:

Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu