YARINLARA DOĞRU: YİNE BAYRAM GELİYOR
Kurban Bayramı Yaklaşırken
Müslüman bir ülke olan Türkiye’mizde, Kurban bayramı yaklaşırken bir kısım medya, her nedense bir telaşa kapılır. Geçmiş yıllardan manzaralarla eli bıçaklı adamları, böğüren ve acı çeken hayvanları, hijyenik/sağlıklı/ olmayan ortamları, akan kan ve atık sakatatları sürekli bizlere gösterirler. Onlar bunları yaparken, ne demek istediklerini anlamakta gerçekten güçlük çekeriz değil mi?
Onlar şöyle mi demek isterler acaba: “Çağımızda, insanların tüm ihtiyaçları düşünülerek şehirler kurulurken, Müslümanların adam gibi kurbanlarını kesebilecekleri tesisleri kurmayı düşünmeyen yetkilileri ayıplıyoruz! Yuhlar olsun, onlara ve yapmadıklarına sessiz kalanlara!”
Eğer bunu söylemek istiyorlarsa tebrik etmek gerek onları.
Yoksa “21. Yüzyılda, bu çağdışı ibadet ve gelenekler de nedir?” sorusunu mu ima etmek istiyorlar?
Eğer, Müslümanların bu bayramlarını, bir hayvan katliamı ve bir vahşet gibi göstermeye çalışıyorlarsa, bizler de bu çağdışı anlayışı kınıyoruz. Böylesi bir ülkede, böylesi bir çağda böylesi kafalar kınanmaz da ne yapılır?
Sizler; ey bu ülkede en çok et yiyenler! Fakir ve fukaranın, sadece yılda bir kez et yiyebildiği bir bayramı hafife almadan önce, lütfen bizi fiili durumdan haberdar eyler misiniz? Bu ülkede her gün milyonlarca hayvan kesiliyor. Bize bu hayvanların nasıl kesildiklerini gösterin lütfen. Hijyenik şartlar altında mı kesilir? Kanları akıtılarak mı, yoksa balyozlanarak mı? Besmeleli mi, yoksa besmelesiz mi kesilir? Bu ülkede kilosu iki veya üç liradan satılan domuzlardan kaç ton piyasaya sunuluyor bir günde?
Her gün et yiyiniz, ama bizim bu sorularımızı da cevaplayın ve bayramlarımızı da hafife almayınız lütfen.
Ne Kadar Hayvan Kurban Ediliyor?
Kurbanlarımız hakkında konuşurken veya yazarken, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın 2010 yılı verilerine dayanarak verdiği aşağıdaki bilgileri duyurun bu millete. Ülkemizde 11 milyondan fazla büyük baş, 27 milyon civarında da, küçükbaş havyan bulunduğunu hatırlayınız ve hatırlatınız!
11 milyon civarındaki bu hayvanların her yıl, yaklaşık yüzde 30’unun kesildiğini, bu yüzde otuzun da, sadece 5’te 1’inin kurban için kesilmekte olduğunu ve bunların da zaten ihtiyaç sahiplerine, fakir ve fukaranın sofrasına gittiğini düşünün lütfen!
Ayrıca yılda 9 milyon kadar da küçükbaş havyan kesildiğini, bunun 7 milyonunu sizlerin yemekte olduğunuzu, sadece 2 milyonunu da bu Müslüman halkımız tarafından ibadet amacıyla kurban için kesildiğini biliniz ve bildiriniz!
Psikolog ve Psikiyatrlara Ne Demeli?
Bir de, bu bayramlarda psikolog veya psikiyatrist adı altında ortaya çıkan ve konuşan akıl hocalarına ne demeli?
“Aman, çocuklarınıza hayvanın kurban edilişini göstermeyiniz. Bıçak ve kan, onların ruh dünyalarını zedeler, travmalara yol açar,” gibisinden uyarılar insanı gerçekten dehşete düşürüyor. Şunu bilmek istiyoruz. Bu sözleri söyleyenler acaba dünyadaki hangi psikoloji ekolünün tilmizidirler ve hangi toplumda yaşamaktadırlar?
Yüzyıllardan beri, kurbanlık hayvanı seven, okşayan, ona günlerce yem ve su veren, onunla oynayan, onu kınalayan, süsleyen ve günü gelince o hayvanın gözlerini bağlayıp kurban eden milyonlarca çocuk travma mı geçirmiştir? Sizin bakış açınıza göre, bugünün orta ve yaşlı kuşağının tamamı, çocukluklarında bu travmayı yaşayan hastalıklı insanlar mıdır?
Siz bilir misiniz ki, bizler onu kurban ederken bir yandan kurbanlığımızı okşarız, bir yandan da tekbir getirir, besmele çekeriz. Bunu yaparken o hayvanı tıpkı bir İsmail gibi teslimiyet haline sokarız; ondaki gerilimi ve stresi atarız. Böylece ondaki olası stresten dolayı hormonlarının salgılayacağı bir takım zararlı toksinlerin oluşmamasına veya atılmasına yol açarız. Bu bakımdan diyebiliriz ki, kurban eti, insan sağlığı için en yararlı olan ettir.
Ayrıca keserken acı çekmemesi için elimizden geleni yaparız. Bıçağımızı iyice bileriz, üç ayağını bağlarken bir ayağını serbest bırakırız ki, kesim işleminden sonra kanı iyice aksın ve eti hijyenik/sağlıklı/ hale gelsin diye.
“Kırk söz bir büyü yerine geçer,” derler ya. Maalesef biz de, sizlerin telkinleriyle bazen büyüleniyoruz adeta. Bırakın Allah aşkına, bu toplum, Müslüman bir toplumdur. Bu ülkede yüzyıllardan beri kurbanlar kesilmektedir, kimse bunalım filan geçirmemektedir. Belki bunalım geçirenler, Müslüman bir toplumdan rahatsız olanlardır. Başka sloganlar üretelim lütfen; bu toplumu rahatlatacak ve felaha kavuşturacak sloganlar.
Onlardan Bir Ricamız Var
Kurban ve çocuk travması arasında ilişki kurmaya çalışan çağdaş psikologlarımızdan bir de ricamız var.
Yapısında kan dökme, vahşet, fitne ve fesat çıkarma özelliği olan biz insanoğullarını, insan kanı dökme vahşetinden kurban geleneği kurtarıyor olabilir mi?
Siyasi, etnik ve ideolojik nedenlerle kin ve nefretle dolan kişi ve toplumlar birden canavar kesiliveriyor. Kurban geleneği, toplumun bu negatif enerjisinin boşalmasına neden olabilir mi? Çünkü bazı araştırmacılara göre biz insanların bilinçaltlarında, atalarımızdan gelen genler vasıtasıyla tevarüs ettiğimiz ve bilinçaltımızda muhafaza ettiğimiz negatif veriler varmış. Bizler, Âdem’in çocukları olarak Habil ve Kabil’in de torunlarıyız. Buna göre Kabil’den gelen ve bilinçaltımıza hapsedilen bu negatif öldürme dürtüsünü, kurban keserek pozitif hale dönüştürmüş olabilir miyiz?
Psikologlarımız, bu soruları araştırma konusu yapsalar ne güzel bir hizmet yapmış olurlar. Tarihe baktığımızda, Haçlı ordularının, sokaklarını kan seline dönüştürerek işgal ettikleri Kudüs’ü, Hz. Ömer, hiç kan dökmeden fethetmişti. Bunda kurban geleneğinin etkisi olabilir mi?
Bu gün, Filistin ve Ortadoğu’da gösterdikleri vahşetle, çoluk-çocuk, asker – sivil, kadın ve erkek demeden katliam yapan İsrail’e karşılık, Osmanlı yönetiminin ve adaletinin hasreti çekilmesinde kurban geleneğinin ne denli tesiri vardır?
Bu soruların bilimsel yanıtlarını bulmaya çalışır mısınız lütfen?
Bir yanda, kurban geleneğinden yoksun Almanların, bir zamanlar sergiledikleri Nazi vahşeti ve Sırpların Boşnaklara uyguladığı vahşet ve katliam; öbür yanda da, fethettiği ülke halkının tarlasındaki mahsulüne bile zarar vermek istemeyen kurban gelenekli toplumlar.
Bir tarafta, dikta rejimi yıkmayı, özgürlük ve demokrasi getirmeyi vaat ederek Irak topraklarına tonlarca patlayıcıyı fırlatıp Bağdat’ı günlerce döven ve milyonlarca masumun kanını akıtan dünyanın süper gücü; öbür yanda da, geleneğinde kurban olan ve yıllar önce Mekke şehrini, kimsenin burnunu kanatmadan fetheden İslâm ordusu.
Bu ve bunun gibi onlarca tarihsel olaylarda kurban geleneğinin tesiri var mıdır?
Yüzyıllarca arenalarda masum insanların, kölelerin, aç aslan ve kaplanlar tarafından parçalamasını zevkle seyredenlere karşılık; kurban geleneğine sahip toplumların, av amaçlı dahi olsa hayvanların bile katlini caiz görmemelerinin altında hangi sosyolojik ve psikolojik yapı vardır?
Günümüzde hâlâ “sözde soykırım(!)” iddiaları ile ülkemizin başına musallat olanların bir zamanlar sergiledikleri ve aşağıdaki satırlarla dillendirilen şu vahşet dolu tabloyu gözlerinizin önünde canlandırın lütfen. Bu vahşeti kurban kesen bir toplum asla ve asla göstermez. Buyurun bu satırları beraber okuyalım:
“ Ermeni ordusuna Taşnak komitacılar hâkimdi. Bu komitanın büyük hırsı, sadece bir imha ve intikam savaşından ibaretti. Çılgın hesaplaşmanın bir türlü sonu gelmiyordu. Erzurum yolu üstündeki Cinis köyü karşısında Evreni köyünde, kadın, erkek, çocuk bütün köylüler öldürülmekle kalmamıştı. Öldürülenlerin vücutları parçalanarak, kollar, bacaklar, kafalar, kasap dükkânlarındaki etler gibi, duvarlara, çivilere, çengellere asılmıştı. Fakat bunları yapanların hırsları bununla da sönmemişti. Köyde ne kadar hayvan ele geçmişse; mandalar, sığırlar, davarlar, kümes hayvanları, hatta köpekler öldürülmüş, parçalanmıştı. Yerlere serilmişti. Cinis’te ise bütün köy halkını ayakta ve köyün ağzında bekliyor gördük. Fakat bunlar, bir ölü kafilesiydi. Köyden çıkarılanlar, köye gireceğimiz yol üstünde süngülenirken birbirlerine sokulan ve yapışan kadın, erkek, çocuk bu insanlar, dayanılmaz bir soğuk altında kaskatı donmuşlar ve öylece kalmışlardı.. (Suyu Arayan Adam, s.120)
İşte kurbanlı ve kurbansız toplumların sergilediği erdem ve vahşetten bazı örnekler. Şimdi Müslümanların güzel bir bayramı yaklaşırken, toplumumuzu bu soruların cevaplarıyla aydınlatır mısınız?
Lütfen ilminizi ve dikkatinizi bu sorular üzerine yoğunlaştırır mısınız?
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Şerif Ali Minaz
Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...
Tüm Yazılarını Gör



