Medinetü’l- Fadıla
Değerli okuyucu, önceki yazımızda bir rüyadan söz etmiştik. Ünlü Filozof Farabi, “Şerif Oğlum! Selam olsun sana,” diye başladığı sözlerine şöyle devam etmişti:
“Günlerdir düşündüğün, düşündüklerini okuyucularınla paylaştığın bir konuda yardımcı olmak için geldim sana, hem de çok uzak zaman ve mekânlardan geldim. Ben 1140 yaşındayım; onun içindir ki, size “oğlum” diye hitap ediyorum.
Öncelikle tebrik ederim sizi; böylesine önemli bir konuda kafa yorduğun için. Bilir misin, senden yıllar önce, ben de, erdemli bir şehir üzerinde durmuş ve “Medinetü’l- Fazıla” adlı bir eser yazmıştım. O eserimi okursanız memnun olurum.
Ben, kentleri “ideal kentler ve ideal olmayan kentler” diye ikiye ayırmıştım.
İdeal Kent Ve Halkı
“ Evladım Şerif; İdeal kent, insanların özlediği mutluluğa ulaşabilmelerini sağlamayı amaçlayan kenttir. Bir başka ifade ile söylersek, halkının, mutluluğa ulaşmak için birbirlerine yardım ettikleri kenttir.
Mutluluk, ulaşılmak istenen en büyük hedeftir. Mutluluğa erişmek için yardımlaşan bir toplum da ideal bir toplumdur. En üstün iyiliğe ve en büyük mükemmelliğe öncelikle böylesi bir şehirde ulaşılabilir.
İdeal Kentin Zıtları
İdeal şehrin zıtları da vardır. Genel olarak bunlar, halkı bilgisiz ve cahil olan kentlerdir ki, kendi aralarında çeşitlere ayrılırlar.
Meselâ; cahil veya cimai şehirler vardır. Böylesi bir şehir halkının anlayışına göre hayatın tüm amacı hedonizm, yani dünyevi olan eğlence ve zevklere sahip olmak, şehevi arzuları tatmin etmektir. Bu şehrin halkı, böylesi ihtiyaçlarını gidermek için birbirleriyle yardımlaşırlar. Ama bunlar, gerçek mutluluğu ne tanırlar, ne de öğrenmek isterler.
Şerif Evladım! Buna ilaveten “haysiyet şehri”nden de söz edilebilir. Bu şehrin halkı da, başka milletler arasında ün ve itibar kazanmak, övülmek, saygı görmek, şan ve şöhretlerini artırmak için el ele verirler. Büyük, en büyük olmaktır tek amaçları. Bu büyüklük ve itibar duygısı, her bireyin iliklerine kadar sinmiştir.
Bunlar, güç ve kuvvetlerini, sömürü amaçlı kullanırlar…… “Canavarlık Düşkünlüğü” denen hastalık budur işte.
Şunu hiçbir zaman unutma ki, bir toplum, bir şehir, belki küfür ile âbad olabilir, ama zulüm ile asla. Bu bakımdan Yol Gösterici Kitap’ta şöyle buyrulur:
“Nice kasabaların halkını, onlar zulmederlerken helâk ettik. Şimdi onlar, duvarları çökmüş, yıkıntı halindedir…” (Hacc, 22/45)
§
Koca Filozof, bastonuna dayandı, derin bir nefes aldı:
- Evet, evladım, dedi. Şimdi dilersen Cahil Şehirlerin başka bir fraksiyonundan bahsedelim mi?
- Lütfen, buyurunuz efendim!
- Meselâ, bir de; fasık veya şaşkın şehirler vardır. Bu şehir halklarını, erdemli şehir halkından ayırmak oldukça zordur. Bunlar, Ulu ve aziz olan Allah’ı, erdemli şehir halkının bildiği ve inandığı her şeyi bilirler, ama işleri cahil şehir halkının işlerinin aynısıdır. Liderlerini kutsallaştırırlar, neredeyse onun vahiy aldığına bile inanır veya inandırılırlar. Bunlar, devletlerinin, birlik ve beraberliklerinin, varoluşlarının sırrını kendilerine zafer bahşeden liderlerinde ararlar ve onun izinden gitmeyi prensip edinirler.
Sarraf ruhlu şehirlerden haberdar mısın bilemem. Buradaki halkın da hayatlarındaki tek amacı, servet biriktirmektir. Kazanıp biriktirdiklerini insanlığın hayrına sarfetmeyi düşünmezler bile. Onlar, servetleriyle mutlu olurlar ve övünürler. Bak, eğitici ve öğreticimiz olan Rabbimiz, bize bunları nasıl tanıtıyor:
“ Çokluk kuruntusu, çoklukla, evlat ve servet ile övünmek sizi oyaladı.
(Öyle oyaladı ki,) kabirdekileri sayacak kadar; kabire girinceye kadar; kabir azabını tadıncaya kadar oyaladı.” (Tekasür, 102/ 1-3)
Melek Suretindeki Şeytanlar
Koca Filozof, yine derin bir nefes aldı, sonra gözlerime bakarak dedi ki:
Ah evladım ahhhh! Bir de, Huşu şehirleri vardır. Buradaki toplum, âlemi bir tek İlâh’ın yönettiğine inanırlar, ama bu dünyadaki işleri de din adamlarına teslim etmek gerektiğine kanidirler. Bunlara göre din adamları, ibadet ve taatın en halisini yaparlar, Cenabı Hakkı en iyi takdis eden onlardır. Bundan dolayıdır ki, bu dünyanın malı- mülkü, parası- pulu onlara verilmelidir. Ancak böylesi bir telakki ile kazanılır öbür dünya.
Aslına bakarsan, bu tarz bir düşünceyi halkın kafasına yerleştiren zümre, toplumu aldatmak ve tuzağa düşürmek isteyen zümredir. Bunlar, melek kılığına bürünmüş hilekâr ve sahtekârların ta kendisidir. Bunlar, kılık ve kıyafetleriyle, dünyalık isteyenlere benzemezler. Zahit görünümlü halleriyle insanlardan saygı ve sevgi beklerler. Bundan dolayıdır ki, bunların işledikleri her işret ve kötülük ya hoş görülür, ya iftira olarak telakki edilir ya da affedilir. Gerçekte bu zümre, maddeperestlik yönünden herkesten daha hırslı ve iştahlıdır. Bunlar, dinli görünen dinsizlerdir. Din istismarcılarıdırlar. Canavarlar avlarını ele geçirmek için nasıl hile ve kurnazlığa başvururlarsa, bunlar da, dünyalıkları, servet’ü samanı elde etmek için aynı hile ve tuzaklara başvururlar.
Oysa Kur’ân aklın ve erdemin buluşması için faziletli şehre işaret eder. Böyle bir şehirde yaşama şansına kavuşmak için gayret göstermeyen kişi ve toplumların geleceği karanlıktır. Siz tarih bilgisine sahip bir insansınız. Lütfen hatırlayınız Âd ve Semut toplumlarını, Pompei’lileri…
Hepimiz Sorumluyuz
İster birey, ister toplum olalım, yaşadığımız şehrin idaresinden, gidişatından hep birlikte sorumluyuz. Şunu iyi bilesin ki, insanlar, düşünce ve imanlarını bozmadığı sürece Allah hiçbir kuluna azap etmez.
Herkese paylaştığı iyi işlerden ve kötü işlerden bir pay vardır. Bunun için kendimizi Allah’ı ananlarla beraber tutmak gerekir ki, merhamet edilenlerden olalım, dedi ve elindeki siyah meşin kaplı kitabın bir sayfasını açtı, oradan şu cümleleri okudu:
“Bir ülkeyi yok etmek istediğimiz zaman, şımarık zenginlerine yola gelmelerini emrederiz, ama onlar yoldan çıkarlar. Artık o ülke yok olmayı hak eder. Biz de onu yerle bir ederiz.” (17/16)
Şerif Evladım, size İdeal Şehrin liderinden de söz etmek isterim, ama sohbetimiz uzadı. Sizi fazla meşgul etmek istemem. Dilerseniz gelecek sefer, ADAM GİBİ ADAM olan bir liderin özelliklerinden bahsedeyim. Şimdi, “Allah’a emanet ol diyor, sağlık ve esenlikler diliyorum.”
Sevgili okuyucu bendeniz de, Koca Filozofun temennileriyle birlikte sizlere “sağlıcakla kalınız” diyorum.
NOT: Bir önceki yazımıza ilgi ve katkılarından dolayı Mehmet Çakır, Bir Molla Kasım, Sami Erdoğan, İsmail Göktürk ve Bir Dost Beylere en derin saygı, muhabbet ve teşekkürlerimi sunuyorum.
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Şerif Ali Minaz
Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...
Tüm Yazılarını Gör



