Kitap Ve Biz
“ Niçin okudum kitaplar niçin sizi?
Niçin göstermediniz saadetlerin çalkalandığı denizi?
Hangi sahifenizi muskalaştırmalıydım,
Okumak için sizi.”
Sevgili okuyucu, bu yazımıza, Merhum Nihat Sami Banarlı’nın bu mısralarını sizlerle paylaşarak başlamak istedim..
Evet, etle tırnak ne ise, kitap ve biz de oyuz.
Güneş ve dünyamız ne ise, kitap ve biz de aynı şeyiz.
Güneşsiz bir dünya nasıl kapkaranlık ise, kitapsız insan da işte odur.
Tarih boyu bize yol gösteren onlar olmuş.
Onlar bizsiz; biz de onlarsız olmamışız hiçbir zaman,
Onun içindir ki, meleklere imandan sonra, kitabı da “iman esasları” arasında mütalaa etmişiz.
Bir dönem Tevrat’a, bir dönem Zebur ve İncil’e ve en son Kur’an’a sarılmışız; onları ve onları getiren elçileri kılavuz edinmişiz kendimize.
Akıl yoluyla, beş duyumuzla, deneylerimizle bulamadığımız doğruları, onlar söylemiş bize.
İyiye ve güzele; hakka ve hakikate onlar yönlendirmiş bizleri.
Yoldan çıkanları onlar yola getirmiş. Yola gelmeyenleri “Kitapsız” diye adlandırmışız.
Bizler, “Kitaplı” olmakla iftihar etmişiz, ediyoruz da.
“Âlemlerin Rabbi” cümlesiyle başlayan Kitabımız, “Tüm insanların Rabbi” cümlesiyle bitmiş.
Rab, eğitmen, öğretmen demekmiş. Rabbimiz, buyruklarını yazdırarak kitaplarıyla öğretmiş bize.
Bir de, bu kitaplardan esinlenerek, derin tefekkür, deney ve gözlemlerin sonucu kaleme alınmış kitaplar varmış.
Meselâ; bir zamanların Farabi ve Gazalileri, İbni Rüşd ve İbni Heysemleri gibi yüzlerce bilim adamının yazdığı eserler, yüzyıllarca insanların düşünce ve davranış dünyalarına ışık tutmuş. İbni Sina’nın Kanun adlı eseri, defalarca Latinceye tercüme edilmiş, 18. Yüzyıla kadar Batı dünyasını aydınlatmış.
Bizler Kitaplı olmakla övünürken bazen de: “Hangi Kitap?” sorusunu sormadan edemiyoruz kendi kendimize.
Sahiden, bizler hangi kitabın kitaplılarıyız? Anlayarak veya anlamadan ayda, yılda kaç kez kitabımızı elimize alıp okuyoruz? Onunla barışık mıyız?
Bir yandan bu soruların cevabını düşünürken, pratik ateizmden de söz etmek isterim.
Pratik Ateistler
Evet, bizler bir yandan “KİTAPLIYIZ!” diye övünürken, bir yandan da, pratik ateizme doğru ayağımızı kaydırmış olmayalım sakın.
“Ateizmin Çıkmazı” adlı kitabın yazarı Etienne Gilson, eserinde, “pratik ateizm”den bahsediyor. Ve hatırladığım kadarıyla yazar bunu şöyle açıklıyor: İnsanlar, ibadethaneye gider, orada Rableri ile baş başa kalırlar, O’na canı gönülden ibadet ve taatte bulunurlar; ama dışarı çıktıklarında sanki Tanrı yokmuş gibi yaşarlar. Kitaplı olmayı, ondaki tanrı buyruklarını unuturlar. İşte bu insanlardır Pratik ateistler. Bunlar, Ateistlerden de tehlikelidirler,” diyor mealen.
Yazarın değindiği gibi modern çağın insanları, hayatlarına anlam kazandıran, iç ve dış dünyalarını aydınlatan, ekonomik, aile ve bireysel hayatlarına yön veren kitapları mabetlere hapsettiler. O kitaplar, onların sadece ibadethanelerde yanlarında oluyor veya “Ben de kitaplıyım” diyebilmek için yer alıyor hayatlarında.
Bir de, sadece biz Müslümanlar, Kutsal Kitabı ezberleme gibi çok güzel bir gelenek oluşturmuşuz tarihsel süreç içinde. Ama zamanla o ezberler de, hafızalarda zincirli kalmış maalesef. İçindeki yazılanların eyleme dönüştürülmesi unutulmuş veya ihmal edilmiş.
Bizler onların asıl fonksiyonlarını unutmuş gibiyiz sanki. Onları, ya çok güzel kılıflar içine koyup duvarlara asmışız, veya geçmişlerimizin ruhlarını şad etmek amacıyla okunur hale getirmişiz ya da kütüphane raflarına kaldırmışız. İyi de, yerleri boş kalmış mı sanki? Hayır. Çünkü biz kitapsız olamayız. Onların yerlerine başka kitaplar ve başka kavramlar peydahlandı. Yeryüzü insanlarına o kitap ve kavramlar yön verdi ve veriyor şimdi.
Meselâ mı?
Adam Smith’in “Milletlerin Zenginliği” adlı eseri 1776’dan bu yana üzerimizde en etkin olan bir kitaptır. Bu kitap, Kapitalizmin temellerini atmış, sonra bu sistem(!) “Vahşi Kapitalizm”e dönüşmüş ve hâlâ da yeryüzünün büyük bir bölümünün ekonomik ve sosyal hayatında geçerliliğini sürdürmektedir. Bu kitabın ve benzerlerinin oluşturduğu “Vahşi Kapitalizm”, uygulamaları sonucunda toplumları, volkanik bir dağ gibi infilak etme noktasına getirmiştir. Bu gerçeği gören Bay Soros ve arkadaşlarının: “Eğer bu yanardağ bir gün patlarsa hepimiz külleri arasında kalırız. O infilak etmeden servetlerimizin yarısını, ezilen sınıflara dağıtalım,” demelerine rağmen, vahşet ve dehşet, açlık ve yoksulluk diz boyu olmuştur dünyamızda.
Evet, bu kitap 18. Yüzyıldan bu yana insanoğlunun büyük bir kesiminin kaderine hükmetmektedir. Bu kitap, dağlar kralı aslanın hoşuna giden bir paylaşımdan yana olmuştur her zaman: Dokuz kula bir pul; bir kula dokuz pul.
Miadı dolan yüzlerce kitap gibi, onun da miadı dolmak üzere gibidir sanki..
Meselâ; Bir Başka Kitap
Öbür tarafta bir başka kitap daha var; Karl Marx’ın Das Kapital’i. O da, tam yüz yıl boyunca insanoğluna bir cennet vadetmiş, sosyalizmin kutsal kitabı olmuş, kanlı devrimlerle milyonların düşünce ve davranışlarında önemli bir yer işgal etmişti.
Sosyalizm, 1960’lı yıllarda ülkemizde ve diğer İslâm dünyasında bile en romantik yıllarını yaşarken biraz da Barış Manço’dan esinlenmişti. İçine, “bir tutam nane-limon kabuğu, bir tutam hatmi çiçeği ve çörek otu” yerine; biraz milliyetçilik, biraz vatanperverlik, biraz da, ayet ve hadis karıştırılarak “İslam Sosyalizm”i icad edilmişti.
Ne gariptir ki, bu kitaptan esinlenen Komünizm, gün geldi, Glasnost Perestroyka (açıklık ve yeniden yapılanma) hareketiyle gücünü yitirdi, yaşlı bir ihtiyar gibi köşesine çekildi, Das Kapital ise, kitap raflarında etkisiz ve yetkisiz hale geldi.
Ve Faşizmin önde gelen isimlerinden olan Hitler de, bize kitapların hediye ettiği bir despot liderdi. 16 yaşında okul hayatına son verdi, ama o, A. Huxley’in dediği gibi “amansız ve çılgın bir okuma tiryakisiydi. O, yalnızca tarih kitaplarını okuyordu; gerçeği bulmak için değil; sadece saplantılarını doğrulamak için okuyordu.
Velhasıl
Görülüyor ki, biz Âdemoğulları kitapsız yaşamamışız ve yaşayamıyoruz da. Bu kitaplar kâh beşerin kaleminden çıkmış, kâh vahiy ürünü bir kitap olmuş. Bazen Laikliğin hatırı için vahiy ürünü olandan şiddetle sakınmış ve kaçınmışız bizler. Ama aradığımız huzuru bir türlü yakalayamamışız.
On yıllara, hatta yüzyıllara hâkim olmuş, sonra da, iflâs etmiş ideoloji ve kitaplar bize güzel bir dünya bırakamadı ne yazık ki. Onlar, bizlere tarihin en kanlı ve en pahalı bir uygarlığını takdim ettiler. Dünya savaşlarını onlar yaşattı bize. Sadece “Bolşevik İhtilali” altı milyon insanın kanını akıttı, milyonların gözyaşını döktürdü. Kapitalizm, Komünizm ve Faşizm gibi kavramlar uğruna milyonlarca insan birbirini katletti.
Bu kitaplar ve ideolojiler, İşgal edilmiş ve köleleştirilmiş bir dünya, kirletilmiş bir tabiat sundu bizlere!
Mademki biz “kitapsız” olamıyoruz, o halde, bizlere gerçek mutluluğu sunamayan bu kitapların yerini bundan böyle başka kitaplar almalı değil mi? Bunlar hangi kitap veya kitaplar olmalı dersiniz?
Bir zamanlar beşere “saadet asrı” diye bir mutluluk çağı sunan Kitabı insanlar yeniden keşfedebilir mi acaba?
Siz ne dersiniz?
Yazımızı Necip Fazıl’ın şu dizeleriyle noktalayalım:
Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!
Bireysel ve toplumsal hayatımızda bize mutlu bir dünya bahşedecek olan bir Kitapla buluşmamız dileklerimle sağlıcakla kalınız.
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Şerif Ali Minaz
Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...
Tüm Yazılarını Gör



