Bu ayın Düşündürdükleri
Sevgili okuyucu! Malumunuzdur ki, Hicri yılın I. Ayıdır Muharrem ayı.
Bu ay bizlere güzel insanları, mazlumları ve onların karşısındaki gaddar yürekli zalimleri hatırlatıyor.
Bu ay bizlere, Hz. Peygamber’i ve O’nun gözbebekleri Hasan ve Hüseyn’i, Ehli Beyt’i hatırlatıp; içimize kor ateşleri atıyor, gözyaşlarımızı döküyor. Yezidlere, kötülüğe ve kötülere karşı öfke ve nefretimizi arttırıyor.
Bu ay bizlere, Habil’in masumiyetini ve Kabil’in hasedinin vahşetini hatırlatıyor.
Bu ay bize, Hz. Yusuf’u ve insafsız kardeşlerini hatırlatıyor. O’nun kuyuya ve hapse atılışını ve ardından gelen aydınlık günlerini yadettiriyor. Oğlunun kaybolmasıyla yıllarca göz yaşı döken bir babanın ıstırabını hatırlatıyor.
Bu ay, Kitap’ın: “Her zorluktan sonra bir kolaylık vardır,” mealiyle bizlere sunduğu hayati bir gerçeği bildiriyor ve içimizi ferahlatıyor.
Bu ay, Hz. İbrahim’in mancınığını, inanç ve özgürlük düşmanlarının ateşini anımsatıyor. Rabbimizin, dilerse, tabiata koyduğu yasaları işlemez hale getirebileceğini; yakan ateşi yakmaz, söndüren suyu söndürmez hale sokabildiğini öğretiyor.
Bu ay, Hz. Nuh’un temkin ve tedbirli oluşunu, tevekkülüyle felaha kavuştuğunu; aynı kandan gelen oğlunun isyanını ve helak oluşunu anlatıyor.
Bu ay bize, Hz. İsa’yı ve Efendisine 30 gümüş dinar karşılığında ihanet eden Yehuda’yı hatırlatıyor.
Bu ay, Hz. Eyyub’u ve mensubu bulunduğu altın halkanın nice çilekeş tebliğcilerini hatırlatıyor.
Bu ay bize, Hz. Musa’yı ve Firavun’u hatırlatıyor. Zayıf ve güçsüz de olsa, haklının ve Hak’kın her zaman galip geleceğini düşündürüyor. İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin gerçek iman edenlerle beraber olduğunu hatırlatıyor.
Bu ay, birlikte bulunduğu, Zilkade, Zilhicce ve Receb aylarında kan dökücü yanımızın bastırılmasını, hiç olmazsa bu dört ay içinde dünyamızda barış rüzgârlarının estirilmesini, düşmanlıklara son verilmesini anlatıyor.
Bu ay, Bakara Suresinin 30.cu ayetine dikkatimizi çekiyor: Yüce Rabbimizin meleklerine:
“Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım,” diye buyurduğunda, onların da: Bizler Seni över ve Senin yüceliğini dillendirip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada haksız yere kan dökecek insanı mı yaratacaksın?” dediklerini hatırlatıyor.
Ve Rabbimizin de onlara: “Sizin bilemeyeceğinizi herhalde ben bilirim,” diye verdiği cevapta ne gibi hikmetlerin var olduğunu düşündürüyor.
Bu ay bize, iki ayaklı şeytanların, masum insanların kanları ve gözyaşları üzerinde kendi ikballerini inşa etmek istediklerini öğretiyor
Bu ay, masumların, iyi ve güzel insanların sevgiyle, saygıyla; zalimlerin ise nefretle anıldığını hatırlatıyor.
İyilerden yana olmamızı, hak ve haklının yanında yer almamız gerektiğini hatırlatıyor.
Yaratıcının yardımının iyilerden yana olduğunu öğretiyor.
Velhasıl bu ay, birinden kir, diğerinden nur akan iki nehrin kıyısından tarih boyunca yol alıp gelen Adem oğullarının serüvenini hatırlatıyor bizlere.
Takvim Yaprakları Diyor ki:
10 Muharrem tarihini gösteren takvim yaprakları, içimizi sızlatan, bizi üzüntülere gark eden acı bir olaydan; Kerbelâ’dan söz ederler.
Takvimler, Hicretin 61. Yılında, Muharrem’in 10. gününde Sevgili Peygamber’in göz bebeği Hz. Hüseyin’in (r.a.) Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından hunharca şehit edilişini anlatırlar.
Hafızalarımıza, Hz. Hüseyin’le birlikte bulunan ve birçoğu Ehl-i Beyt’ten olan yetmişten fazla masum insanın şehadeti çivi yazısıyla kazınmıştır.
Kitaplar, siyasi ihtirasları uğrunda bir takım canilerin nice masumların kanlarını döktüklerini anlatırlar. Tarih tekerrür etmesin, vicdanlar sızlamasın, yürekler yanmasın, gözlerden yaşlar akmasın diye bu acı olaylardan ibret almamızı öğütlerler.
Kitaplar;“Zalimin mezhebine meşrebine ve dinine bakıp da, sakın ondan yana olmayın. Hangi dinden hangi mezhepten olursa olsun mazlumun yanında yer alın. Aranızdaki nefret ve intikam tohumlarını sakın ha yeşertmeyin,” diye öğüt verir bizlere.
Kitaplar bize, başta Kerbelâ şehitlerini, içimiz burkularak şefkat ve rahmetle hatırlamamızı öğütlüyor.
Ve Kitap, tarih boyunca Tevhit yolunda yürüyüp hak ve haklının yanında bulunan, bu uğurda mücadele veren tüm muvahhitleri de unutmamayı, bu ayda onları da rahmetle ve saygıyla anmamızı tavsiye ediyor.
Ve “Nakib’ül- Eşraf” dairesi marifetiyle Ehli Beyt’ten olan Şerif ve Seyyitlerin şecerelerini tutan ve Ehli Beyt’e karşı sevgi ve saygıda kusur göstermeyen ecdadımızı da rahmetle analım istiyor vicdanlarımız.
“Gecenin zifiri karanlıklarının en kesif olduğu anlar, şafak vaktinin müjdecisidir,” derler ya. Bizler de dua edelim ki, bu ay, içimizdeki şafak vaktinin müjdecisi olsun; kara bulutlar gibi İslâm dünyasının üzerine çöken kâbus bulutlarının dağılışını müjdelesin bizlere.
Kerbelâların bir daha yaşanmaması, yeryüzünde fitne ve fesatçılara karşı, salih kulların galip gelmesi dileklerimizle hoşça kalınız.
|
|
|
|
|
|
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Şerif Ali Minaz
Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...
Tüm Yazılarını Gör



