BORSA
BIST 100 13.536,84 %4,76
Altın 6.785,55 ₺/gr %0,53
Bitcoin $71.835 %4,65
Dolar 44,53 ₺ %0,19
Euro 52,06 ₺ %0,47
Sterlin 59,85 ₺ %0,73
Gümüş 107,90 ₺/gr %3,04
Ethereum $2.228,74 %6,33
İsviçre Frangı 56,32 ₺ %0,70
Kanada Doları 32,17 ₺ %0,12
Avustralya Doları 31,41 ₺ %0,92
Japon Yeni 0,00 ₺ %0,01
Suudi Riyali 11,88 ₺ %0,12
BAE Dirhemi 12,12 ₺ %0,19
Rus Rublesi 0,57 ₺ %0,23
Çin Yuanı 6,52 ₺ %0,18
ANKARA 1°C 6.785,55 ₺/gr 44,53 ₺ 52,06 ₺
Anasayfa Makaledetay
Şerif Ali Minaz

TEKFİR ETMEK, VA’D VE VAÎD ÜZERİNE

07.08.2021 00:00 Şerif Ali Minaz 3
TEKFİR ETMEK, VA’D VE VAÎD ÜZERİNE

 

 

TEKFİR ETMEK, VA’D VE VAÎD ÜZERİNE BİR SOHBET.

Değerli okuyucu, “Bir Bilen Dostumla” yaptığımız bu haftaki mutad (alışılmış)

sohbetimizde, tekfir, va’d ve vaîd kavramları ve Türkçe ibadet üzerine konuştuk,

Sohbetimizin bir bölümünü sizlerle paylaşmak istedim. İlk önce bendeniz, şöyle

bir soru sordum dostuma:

- Üstadım! Bizler beşeriz, şaşıyoruz çoğu zaman, amel defterimizi karalarla

dolduruyoruz. Ama Rabbimizin Rahman ve Rahim oluşunu düşününce

de biraz içimiz ferahlıyor. Lakin bazı medya vaizlerini dinlediğimizde ise

içimiz kararıyor.. Siz bu konuda ne dersiniz?

- Benim kadim Dostum Şerif! Bütün Peygamberlerin iki vasfı vardır; onlar,

MÜBEŞŞİR ve NEZİRdirler.. Yani bazı kötülüklerden bizleri

sakındırırlar ama bir yandan da bizlere ümit verirler, müjdeler sunarlar..

Tıpkı bunun gibi Yüce Rabbimiz de Va’d edicidir, kullarına cennet

müjdeleri sunar, emir ve yasaklarına uyanları mükâfatlandıracağını

bildirir. Bununla birlikte Allah, Vaid’dir yani kötülüklerden sakınmayı

emreder, suçluları cezalandıracağını ve cehennemi de hatırlatır..

Kur’an’ı Kerim’i okuduğumuzda Va’d kavramının 100 den fazla yerde

zikredildiğini, altı âyette ise azap ve ceza anlamına gelen vaîd kavramının

geçtiğini görürüz.

Velhasıl, güvenilir İslâm bilginlerinin yorum ve düşüncelerini göz önüne

aldığımızda şöyle bir sonuca varabiliriz: “Yüce Rabbimiz, bizlere VA’D ettiği

yani müjde olarak sunduğu hiçbir şeyden vazgeçmez, geri dönmez. Ama

VAÎD’inden yani ceza olarak bize sunduklarından, bildirdiklerinden

vazgeçebilir. O, kendisine şirk koşulmasının dışında kalan bütün günahları

dilerse effeder”

Unutmayacağım Amma

- Üstadım! Şu son üç cümlenizi unutmayacağım ama, bu bağlamda aklıma

geliveren bir soruyu da sormak istiyorum izninizle.. Bir makalede

okuduğuma göre kelâm literatürüne girmiş olan bir kavram varmış;

“Vaîdiyye” kavramı. Bu ekolün mensupları, çok katı görüşlere sahip

imişler.. Tıpkı bu Vaidiyeciler gibi çağımızda da bazı insanlar, bazılarının

söz ve davranışlarına bakarak o kişiyi hemen TEKFİR ediyorlar yanı

dinden çıkmış olmakla, kâfirlikle suçluyorlar. Çağdaş ve modernist

 

geçinen bazılarımız da, bazılarımızı ham yobaz ve kaba softalıkla, çağ dışı

olmakla itham ediyorlar.. Bu konuda ne dersiniz?

- Şerifçiğim! Ne yazık ki, günümüz sosyal hastalıklarından birisi de bu. Siz

de çok iyi bilirsiniz ki, İslâm’da niyet çok önemlidir; Hz. Ömer’in, Hz.

Peygamber(s.a.s.)’den rivayet ettiği: “Ameller, niyetlere göredir. Herkes

yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır,” hadisini hatırlayalım bu vesileyle.

Bir insan, kendisinin Ate olduğunu, Allah inancına sahip olmadığını

açık seçik söylemedikçe, vahyi, Peygamberi alenen inkâr etmedikçe asla

tekfir edilemez, kafir olmakla suçlanamaz. Bu konuda yine İslâm

bilginlerinin çok net görüşleri vardır ki onu da şu iki cümle ile

özetleyebiliriz: “Bir kişinin kafir olduğuna dair elinizde 99 tane delil

olsa bile, Mü’min olduğuna işaret eden bir kanıt varsa o kişinin

MÜ’MİN olduğuna hükmediniz.. Kalblerde olanı ancak ve ancak

Allah bilir.. ”

Evet, çevremizdekileri, hele hele “Müslümanım elhamdülillah”

diyenleri, kolayca tekfir etmek bizlere yakışan bir davranış değildir. Bunun

vebali de vardır doğrusu. Ama gel gör ki, yaşadığımız şu dijital çağda sosyal

veya görsel medyaya baktığımızda Prof. Dr. Kemal Sayar’ın ifadesiyle,

toplumumuzun nefretle kundaklandığını görüyoruz. Bizler öncelikle bu nefret

sarmalından çıkmalıyız.

Anlamını Bilmeden Kur’an Okumak Ve İbadet

- Eyvallah Üstadım.. Son bir soru.. Gerek özel sohbetlerimizde, gerek

sosyal medyada dillendirdiğimiz bir konu var. O da, anlamını bilmeden

Kur’an okumanın ve ibadet etmenin hiçbir değeri olmaz şeklindeki

iddialarımız. Bu konuda ne dersiniz?

- Kıymetli Dostum! Benim nenem 99 yaşında rahmetli oldu. Elini öpmek

için ziyaretine gittiğimde onu, her daim pencere camının önünde ya

Kur’an okurken, ya da Osmanlıca yazılmış bir siyer kitabını okurken

görürdüm. Siyer kitabını anlardı; çünkü o eski harflerle yazılmıştı ama,

Türkçe idi. Lakin Kur’an okurken yüzündeki mutluluk ifadesi açık seçik

okunurdu nenemin, halbuki Arapça bilmezdi o.. Askerdeki oğlundan

gelen mektubu koynunda saklayan ve evlat hasretiyle yanıp tutuşan bir

annenin mutluluğu nasılsa, nenem de öyle mutlu olurdu anlamadığı

Kur’an’ı okurken.. O, o Kitab’ı TEBERRÜKEN okurdu, yani C. Hak’ka

yakınlaşmak, O’nunla beraber olmak, O’na ibadet etmiş olmak için tilavet

ederdi. Okumayı bitirince de onu göğsüne koyup el işlemeli kılıfına

kibarca yerleştirir ve saygıyla duvara asardı.. Şimdi sorarım size: Neneme

bu mutluluğu veren davranışı ve bu duyguyu çöpe mi atacağız..

 

Sonra, bu iddiada bulunanlara şu soruyu da sormak gerekir diye

düşünürüm: “Geçmişte ve günümüzde, ibadethanelerinde ibadet eden

çeşitli din mensuplarının yüzde kaçı, ağızlarından dökülen ibadet ve dua

sözcüklerinin anlamını biliyordur? Evet, bu sorunun cevabını verebilirler

mi bize?

Diyeceksiniz ki bana: “Okuyup anlamayalım mı? Anlamayı teşvik

etmeyelim mi?” Ben de diyeceğim ki:

“Edelim, edelim.. Hatta Merhum Âkif’in şu dizelerini de sıkça

hatırlatalım insanımıza:

“Ya açar bakarız Nazm-ı Celil’in yaprağına,

Ya üfler geçeriz bir ölünün toprağına

İnmemiştir hele Kur’ân, bunu hakkıyla bilin;

Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için.”

Ve Muhammed Suresindeki şu ayet mealini de zihinlerine nakşedelim

insanımızın:

“Ne diye Kur'an'ı, bir iyice düşünüp taşınmazlar, yoksa gönüllerinde

kilitler mi var?”

Değerli okuyucu, bizim sohbetimiz bu minval üzere devam etti ve Bir Bilen

Dostumun, kimsenin kimseyi tekfir etmediği, sevgi, saygı ve barışın

yaygınlaştığı bir ülkede yaşayabilmemiz dilekleri ve şu ayet mealini okuyarak

dua etmesi ile son buldu.

“Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi hak ve

hakikatten saptırma. Bize rahmet ve merhametini lûtfet. Hiç kuşku yok ki,

lütfu bol olan yalnız sensin.” ( Âl-i İmrân Suresi, 3/8)

Selam ve dua ile..

Paylaş:

Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu
Şerif

Şerif Ali Minaz

Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...

Tüm Yazılarını Gör