BORSA
BIST 100 13.536,84 %4,76
Altın 6.785,55 ₺/gr %0,53
Bitcoin $71.835 %4,65
Dolar 44,53 ₺ %0,19
Euro 52,06 ₺ %0,47
Sterlin 59,85 ₺ %0,73
Gümüş 107,90 ₺/gr %3,04
Ethereum $2.228,74 %6,33
İsviçre Frangı 56,32 ₺ %0,70
Kanada Doları 32,17 ₺ %0,12
Avustralya Doları 31,41 ₺ %0,92
Japon Yeni 0,00 ₺ %0,01
Suudi Riyali 11,88 ₺ %0,12
BAE Dirhemi 12,12 ₺ %0,19
Rus Rublesi 0,57 ₺ %0,23
Çin Yuanı 6,52 ₺ %0,18
ANKARA 1°C 6.785,55 ₺/gr 44,53 ₺ 52,06 ₺
Anasayfa Makaledetay
Şerif Ali Minaz

Şerif Ali Minaz

09.04.2026 13:15 Şerif Ali Minaz 3
Şerif Ali Minaz

Güzel Kardeşlerim!

   Kaliteli insan olalım. Bir başka deyişle medeni insan olalım.  Medeni olmak demek, şehirli olmak demektir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) Mekke’den hicret ettiğinde Yesrip şehrinin adını Medine olarak değiştirdi. Medine, şehir demektir. Bir şehrin adının değişmesi önemli değildir; diyebilirsiniz. Evet, önemli olan, içindeki insanların medeni olmasıdır.

Burada bir nükteyi sizlerle paylaşmak isterim:

     Bir gün öğrenci, hocasına sormuş: “Hocam, ben entelektüel olmak isterim. Bunun için kaç üniversite bitirmem gerekir?

-- Evladım, demiş hocası. Entelektüel olman için üç fakülte bitirmen gerekir.

Öğrenci, biraz yılgın ve korkulu gözlerle hocasına bakarken hoca devam etmiş sözlerine:

-- Ama yavrum, bu üç fakülteyi senin bitirmen gerekmez; birini deden, birini baban, birini de sen bitirirsen yeterli olur, demiş.

Evet, bizler de gerçek şehirli olabilmemiz için gelecek nesillerimize şehircilik bilincini, medeni /şehirli/ olmanın ilkelerini öğretmeliyiz ki, üç nesil sonra gerçek şehirli olabilelim.

 

Birlik İçinde Olalım

    Hak ve hakikati ayakta tutmak için gücümüzü birleştirelim, ayrılıklara düşmeyelim, huzur ve mutluluğumuza, vatan ve milli bütünlüğümüze kast edenlere karşı birlik ve beraberlik içinde olalım. Fıtrat Kitabımızda şöyle buyrulur:

“ İyilik, insanlık ve takva konusunda birbirinizle yardımlaşınız, ama günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayınız.” (Maide, 5/2)

Yeryüzünde zorbalık yapanlara ve insanlara zulmedenlere yol verilmemelidir!..” (Şura; 42/42).

      Evet, haklarımıza, kişiliğimize ve özgürlüklerimize sahip çıkalım. Bu konuda birbirimizle yardımlaşalım. Zulmün, haksızlıkların karşısında medeni ölçüler içinde dimdik duralım. Birilerinin kan ve gözyaşları üzerinde saltanatlarını sürdürmek isteyenlere fırsat vermeyelim. Bu dünyayı yaşanır hale dönüştürelim.

Arılardan İbret Alalım.

     Sizlere bu konuda da bir örnek vermek isterim. Biliyorsunuz arılar çeşit çeşittir; bal arıları, eşek arıları, kızılca arılar vs. Bal arıları da gruplara ayrılırlarmış; Avrupa arıları, Japon arıları…

   Avrupa arıları, teker teker kovanlarından çıkarlarmış. Ama bu durumu fırsat bilen eşek arıları tarafından kolayca katledilirlermiş. Fakat Japon arıları farklı bir taktik uygularlarmış; gruplar halinde kovanlarından çıkarlarken hep birlikte kanatlarını çırparlarmış. Böylece ortamın sıcaklığını değiştirirler ve düşman arılarını uzaklaştırırken birer birer katledilmekten kurtulurlarmış

. Bu, güç birliği yapmanın bir sonucudur. Merhum Âkif’imizin şu dizelerini hatırlayalım lütfen:

“Girmeden bir millete tefrika düşman giremez,

Toplu durdukça yürekler, onu top sindiremez”

   Âgâh Olalım!

    Üzerinde durmak istediğim diğer bir konu da, uyanık olmamız hususudur.

Hangi konuda?

Cemaatler ve cemaatimiz konusunda.

Kimlere karşı?

Sizi, kirli emellerine alet etmek isteyenlere ve art niyetli olanlara karşı. Her ülkenin harici düşmanları vardır. Dâhilde düşman olamaz, olmamalıdır da. Olsa olsa art niyetli, hasmane tavırlı, mücrim insanlar, ya da gaflet içinde olanlar vardır. Sakın ha, saflığınız ve temizliğiniz bunların oyunlarına gelmenize sebep olmasın. Dün, ülkelerinin sömürü emellerini gerçekleştirmek için İslâm dünyasında cirit atan yabancı ajanlar vardı. Bunlar, bu gün de mevcutturlar.  Bu gün görüyoruz ki, İslâm ülkelerinin canlı ve heyecanlı gençleri tarafından kurulmuş veya kurdurulmuş çeşitli örgütler mevcuttur. Ne yazıktır ki, bu örgütlerin bir kısmının adı da, lafzayı celâl/ Allah kelimesi/ ile biter. Şunu iyi biliniz ki, bu örgütlerin bir kısmı, kökü dışarıda olan gizli servislerce kurulmuş, kurdurulmuş veya sonradan bunlara çengel atılmıştır. Bunlar, milletin temiz ve iyi niyetli gençlerini kendi emelleri için kullanıp, sonra da tuvalet bezi gibi çöp sepetine atmaktadırlar. Gençlerimiz maalesef, tecrübesizlik ve bilgisizliklerinin kurbanı oluyorlar. Herhangi bir cemiyete veya sivil toplum örgütüne mensup olmadan önce çok iyi düşününüz ve araştırınız. İdeolojik kavgalardan şiddetle kaçınınız.

Dün ve bu gün, bazı ülkelerde \ özgürlük\ adına harekete geçen İslâm savaşçılarının(!) aslında hem Müslümanlara hem tarihe hem kendilerine büyük bir ihanet içinde olduklarını ne yazık ki, üzülerek izliyoruz. Meselâ; Ağustos 2009\ da İran Belucistan\ ı için savaşan \ Cundullah\ (Allah\ ın ordusu) örgütünün lideri olan Abdülmelik Rigi\ nin kardeşi, örgütün İran topraklarındaki saldırılarını ABD\ nin talimatıyla yaptığını açıkladı ve dedi ki: \ Cundullah\ ı ABD kurdu ve destekledi. Talimatlarımızı ondan alıyorduk. Kime saldırıp kime saldırmayacağımızı ABD\ liler söylüyordu. Para ve teçhizat onlar tarafından veriliyordu\ .

Allah’a şükürler olsun ki, bizim açık ve seçik olan, beşer eli değmemiş bir dinimiz vardır. Hayatı, tüm detaylarına varıncaya kadar yazılmış, efsaneleşmemiş, hem kul hem rasül bir peygamberimiz vardır. Selam olsun O’na. Yol aydınlığımız için, dünya ve ahret saadetimiz için bu iki şey yetmez mi bizlere? Onun mücadele metodu açık ve seçik bir biçimde gözlerimizin önündeyken, fanatizme, hayalciliğe, şu veya bu gizli servislerin piyonu olmaya gerek var mıdır? Yazık değil midir bu aziz millete? Birilerinin güdümüne girmeye, kayıtsız şartsız birilerinin görüşleriyle hareket etmeye, aklımızı dondurmaya ihtiyaç mı vardır?

Peygamberimiz (s.a.s.)’ e bile ashabı sorardı:

Ya Rasülallah! Bu sözleriniz vahiy ürünü müdür? Eğer vahiy değilse bizim de söyleyeceklerimiz vardır,” derlerdi.

Bize ne oluyor ki, birilerinin görüşlerini süzgeçten geçirmeden kabul ediyoruz ve ne yazıktır ki sonunda cehaletimizin kurbanı oluyoruz.

        İşte Bir Ajan

       Ajan örgütlerinin oyunlarına alet olmama konusunda çok uyanık olmamız gerektiğini bir kez daha vurgularken, sizlerle, Aralık 2009 tarihinde okuduğum bir köşe yazısını da sizlere özetlemek isterim.

James Jesus Angleton. Bu bir ajanın adıdır. Bu adam, Soğuk Savaş döneminde CIA\ nın karşı casusluk biriminin başındaydı. Görevi, o dönemde oldukça güçlü olan KGB\ nin Amerikan istihbaratına sızmasını önlemek ve karşı tarafa casus sokmak gibi zor bir işi başarmaktı.
  Angleton, görevinden dolayı adeta paranoyak olmuştu, herkesten, “Sovyet ajanı mıdır acaba?” diye şüpheleniyordu. Aile yakınları, arkadaşları, işteki diğer casuslar bile, onun şüpheyle yaklaşımından kurtulamadılar, herkesi takibe almıştı.
   “Allah kimseyi bu adamın sorgulamasına düşürmesin,” diye dua ederlerdi onu yakından tanıyanlar. Herkes korkardı onun sorgulamalarından. Acımasızlığı ve kuşkuları yüzünden birçok insanın hayatını mahvetti, bazılarının intihar etmelerine bile sebep oldu.

Bu kuşkucu insan, sadece ve sadece bir tek insana güveniyordu. O da, İngiltere\ de çalışırken yakın arkadaşlık kurduğu bir İngiliz casusuydu. Onun güvendiği bu casus, bir süreliğine İngiliz ve Amerikan casus örgütleri arasında işbirliğini koordine etmek amacıyla geçici olarak CIA merkezinde çalışmaya başlamıştı. Angleton, bildiği her şeyi yalnız ve yalnız ona anlatıyordu. Çünkü işi gereği hem anlatmak zorundaydı hem de ona çok güveniyordu.
  Hayatta herkesten, her şeyden, hatta annesinden bile şüphelenen Angleton\ un bu yakın çalışma arkadaşı ve sırdaşının adı Kim Philby\ di. Kim denilen bu adam, kimdi biliyor musunuz sevgili kardeşlerim?

Bu Kim, aslında KGB\ nin İngiliz servisine yerleştirdiği en yüksek düzeydeki casustu. Yıllarca hem CIA\ nın hem de MI5\ in, yani İngiliz haber alma örgütünün bütün sırlarını KGB\ ye aktardıktan sonra kaçtığı Sovyetler Birliği\ nde ödüllendirildi ve ona general rütbesi verildi.

      Kardeşlerim!

       Biz bu ülkede bir iki derviş ya da şeyh bozuntusunun davranışları bahane edilerek, “şeriat geliyor” sloganlarıyla muhtıralar verildiğini, iktidarların alaşağı edildiğini çok gördük. Bu bakımdan sade ve mütevazı hayatımıza devam ederken kimseye alet olmamaya dikkat edelim. Öyle anlar gelir ki, kimin eli kimin cebindedir, belli olmaz. Kim hain, kim vatanperver; kim korkak, kim kahraman, seçmekte güçlük çekersiniz.

Ben bunları söylerken, hayattaki mücadele azminizi yitirin, pasifize olun, kendi kabuğunuza çekilin, suya sabuna dokunmayın… demek istemiyorum. Ya da, herkesten şüphelenin, kuşkucu, ürkek bir insan olun da demek istemiyorum. Sadece dikkatli ve uyanık olmanızı istiyorum.

Öncelikle kendimizi tanıyalım, nefsimizle mücadele edelim, ailemize, çoluk çocuğumuza sahip çıkalım, onları çağın gereklerine göre eğitelim ve yetiştirelim, çevremize yararlı olabilmek için mücadele verelim, demek istiyorum. Ama kesinlikle fanatizme kapılıp oyuna gelmeyelim. Cehaletimizin, bir anlık gafletimizin kurbanı olmayalım. Her daim akıllı ve uyanık olalım. Sözlerimi yine bir anekdotu sizlerle paylaşarak bitirmek istiyorum.

    Burası Akıl Hastanesi mi?

    Adamın biri, arabasıyla tahta köprüden geçerken, bir çivi, arabasının lastiğini patlatır. Hemen arabadan iner, lastiği söker, buşonları, yani somunları da bir tahtanın üzerine koyar. Aracın bagajından stepneyi çıkarır ve tam yerine yerleştirirken ayağına takılan somunların dereye düştüğünü görür. “Şimdi ne yaparım?” diye başlar düşünmeye. Biraz da çaresiz ve ümitsiz bir haldedir ki, bir ses imdadına yetişir. Bu ses ona:

--  Hemşerim! Diğer iki tekerlekten birer tane buşonu sök ve stepneye tak. Nasıl olsa lastikçiye kadar gider ve orada bir çaresine bakarsın, der.

Adam, teşekkür edip, söylenenleri yerine getirir ve arabasına binerken, teşekkür ettiği adamın seslendiği pencereye bakar ve pencerenin altında büyük harflerle yazılı “AKIL HASTANESİ” yazısını okur.

Bir süre kendi kendine düşünür ve sonra iner arabasından ve sorar adama:

-- Af edersiniz, burası akıl hastanesi midir gerçekten?

Camdaki adam bu sorunun ne anlama geldiğini anlar ve hemen cevap verir:

-- Evet, evet. İsabet buyurdunuz, burası akıl hastanesidir. Ben de deliyim, ama Rabbime şükürler olsun ki, AHMAK ve salak değilim.

Benim güzel kardeşlerim, bu hikâye ile ne anlatılmak istendiğini biliyorum ki, sizler çok iyi anlıyorsunuz.

Kalın sağlıcakla. Allah’a emanet olunuz.

Bu fakir de diyor ki, şeyhi dinlemeye devam etmemiz dileklerimle hoşça kalınız.

Paylaş:

Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu
Şerif

Şerif Ali Minaz

Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...

Tüm Yazılarını Gör