ONU ÖZLÜYORUM Şerif Ali Minaz Şimdi seni ananlar, Bu geceyi Merhum Süleyman çelebi, anne Amine’nin dilinden şöyle dile getiriyor: “Dedi gördüm ol Habibin anesi Bir acep nur kim güneş pervanesi Berk urup çıkdı evimden nâgehân Göklere dek nur ile doldu cihan Hicri 1432 yılının “Mevlit Kandili” münasebetiyle siz okuyucularımı yıllar önce bir öğrencimin kaleme aldığı bir kompozisyonla baş başa bırakmak istiyorum: “Yazıma, Batı’lı bir düşünürün Peygamber Efendimiz için söylediği şu cümleyle başlamayı tercih ediyorum. Bismark isimli bu düşünür ve devlet adamı diyor ki: “Seninle çağdaş olamadığım için üzgünüm ey Muhammad! Senin manevi huzurunda saygıyla eğiliyorum. Bu cümlelerde ifade edildiği gibi ben de, sevgili Peygamberim (s.a.s)’in manevi huzurunda sevgi ve saygıyla eğiliyorum. Onunla çağdaş olamadığım için çok üzgünüm. İki yıl kadar önceydi. Babam: “ Kızım, insanın kendisine örnek aldığı bir kişi veya kişiler olmalı,” demişti. Geçenlerde bir arkadaşım da, bu anlama gelen bir kelime kullandı konuşmamız arasında : “Aynîleşmek.” Bu kavram, kişinin birisini kendisine örnek alması anlamına geliyormuş. Fransızlar buna “identifikasyon” derlermiş. Anladım ki, benim de aynileşeceğim kişi, o “Güller Gülü” olmalıydı. Çünkü Kur’an’ımızın buyruğu böyleydi. O’nun hayatını okuduktan sonra, herkesin onun gibi olmasını diledim içimden. O zaman dünyamız gerçekten yaşanmaya değer bir dünya olur diye düşündüm. Meselâ; Sevgili Peygamber(s.a.v.), bir gün yanında yetişen küçük Enes’e bir görev vermiş. Ama Enes, görevini unutup, sokaktaki çocuklarla oyuna dalmış. Allah’ın Elçisi, aramaya çıkmış Enes’i. Bir de bakmış ki, sokakta, çocuklarla oynuyor Enes. Yanına yaklaşarak sevgi dolu bakışıyla sormuş: “Enes, söylediğim yere gittin mi?” Enes: “Gideceğim Ey Allah’ın Elçisi. İşte hemen gidiyorum” diye cevap vermiş. Diliyorum ki, tüm büyüklerimiz bize böyle davransınlar, eğitim ve öğretimimizi sevgiyle, şefkatle yoğursunlar. Bazen sokakta karşılaştığı çocuklara şöyle seslenirmiş benim Yüce Peygamberim: “Çocuklar! Kim yanıma önce gelirse onu ödüllendireceğim:” Yanına koşarak gelen ve etrafını saran çocuklara şefkatle bakarak, mübarek elleriyle onların başlarını okşarmış Yine O, her bir dizine oturttuğu torunlarını severken, “Benim birçok çocuğum var. Hiçbirini öptüğümü hatırlamıyorum,” diyen bir babaya da: “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da acımaz,” cevabını vermiş. Ben, bu mevlit kandili vesilesiyle bütün babaların, dedelerin, nenelerin böylesine sevgi ve şefkatle dolup taşmalarını diliyorum. Tüm dünyamız ve çevremiz sevgi yumağı ile örülsün istiyorum. Radyo, televizyon ve gazete haberlerinde gördüğümüz aile dramlarının, sevgiden yoksun kalan gözü yaşlı çocukların olmadığı bir ülkenin özlemini çekiyorum. O güzel insan, namazlardan sonra arkadaşları ile tokalaşırmış. Yine bir namaz sonrasında böyle tokalaşırken, çalışmaktan elleri nasır tutmuş bir sahabe ile de musafaha (tokalaşma) yapmış. Adam, nasırlı elleriyle sevgili Peygamberi incitmiş olabileceğini düşünmüş ve mahcup olmuş. Adamın bu duygularını hisseden Yüce Peygamber, arkadaşının ellerini tekrar sıkmış ve demiş ki: “Bu elleri hem Allah, hem Resûlü çok sever. Çalışan bu eller saygıdeğerdir. Bunları Allah yakmayacaktır.” Bu olayı öğrenince de maddi sıkıntı içinde olduğunu sandığım bazı arkadaşlarımı düşündüm. Emeklerinin karşılığını alamayan, çalışmak isteyip de, iş bulamayan babaları düşündüm. İşçisiyle, işvereniyle ve yöneticileriyle, çalışan ellere değer verilen bir ülkeyi hayal ettim; yani, herkesin temel ihtiyaçlarının karşılandığı bir toplumu. Seçim propagandaları sırasında bizim sokakta bir afiş okumuştum : “Halka hizmet Hakk’a hizmettir.” Bu sözün anlamını o zaman babama sormuştum. Bunun bir benzerini de Sevgili Peygamberimiz söylemiş: “Halkın efendisi, insanlara hizmet edendir.” Bu sözün muhatabı, kendisini görmek için uzaklardan gelen bir yabancı olmuş. Yabancı, Medine’ye geldiğinde bir kalabalığın yanına yaklaşmış ve “Muhammet (s.a.v.) hanginiz?” diye sormuş. Oradakiler de halka su dağıtan kişiyi göstermişler. Yabancı şaşırıp kalmış. Meğer su dağıtan kişi onun aradığı kişiymiş. Adı, sanı bütün Arap Yarımadasına yayılmış olan bir liderin su dağıtmasıymış adamı hayrete düşüren. Adam bu duygularını, Peygamber efendimize sözlü olarak dile getirmiş. Sevgili Peygamberimiz de yukarıdaki sözle cevap vermiş bu yabancıya O, kralsız, kraliçesiz, diktatörsüz bir toplum kurmuş, lidermiş, ama halktan biri gibi bir lider. Halkını hem eğitmiş ve öğretmiş hem de yönetmiş. Malı mülkü olmamış, korumalarla dolaşmamış, her zaman halkın içinde olmuş. O, ne kadar güzel bir örnek olmuş diye düşünüyorum. Kadının biri, o döneme göre güzel bir kumaş hediye etmiş Sevgili Peygambere. O da bu kumaşı bir hırka gibi sırtına almış ve arkadaşlarının huzuruna çıkmış. Ashabından(arkadaşlarından) biri kumaşı görünce hayran kalmış ve demiş ki: “Ya Resûlallah! Bu ne güzel bir şey. Bunu bana giydirir misiniz?” O cömert Peygamber , “peki” diyerek evine girmiş. Kumaşı güzelce paket yaparak isteyen kişiye takdim etmiş. Ben, ihtiyacım olan ve sevdiğim bir şeyi başkalarına verme konusunda zorlanırım. Bu, benim için gerçekten zor bir şeydir. Ama o peygamber, bize zor olanı başarma konusunda örnek olmuş. Yapılan hayırların sevdiğimiz şeylerden yapılmasını öğütlemiş Güller Gülü’nün güzel ahlâkı sanki bir deniz. Onu bir bardağa sığdırmak nasıl mümkün değilse, Sevgili Peygamberi de iki sayfa ile anlatmanın çok zor olduğunu sanıyorum. Ama dileyen herkes o billur gibi gölden birkaç yudum su içerek susuzluğunu giderebilir. O’nu özlüyorum. Onunla özdeşleşmeyi de özlüyorum. Onunla aynileşenlerin çoğunlukta olduğu bir ülkede yaşamanın hasretini çekiyorum. O güzel Elçiye salât ve selam olsun. Satırlarıma A. Nihat Asya’nın Naatı’ndan şu dizeleriyle son veriyorum: Yeryüzünde riya, inkâr, hıyanet Vicdanlar sakat
Anıyor ağlar gibi...
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Yıl, Miladi 571. Aylardan Rebiü’l-evvel ayının 12’si. İşte tam bu günün gecesi, âlemlere rahmet olarak gönderilen Son Peygamber’in dünyaya teşrif ettikleri geceydi. Bu yıl, Şubat’ın 14. gecesine tesadüf eyledi bu kutlu gece.
Düşündüm de, bu sözde gerçek payı vardı. İnsanın hayatta kendisine örnek edindiği biri veya birileri olmalıydı. Ama bu “yaşam koçu” kim olmalıydı? Bu sorunun cevabını Peygamberimizi anlatan bir kitabı okurken buldum. O kitapta, Yüce Kitabımızdaki bir âyetin anlamı şöyle verilmişti: “Cenneti ve Allah’ı arzu edenler için Allah’ın Resûlünde güzel bir örnek vardır.” (Ahzap/ 21)
Altın devrini yaşıyor...
Diller, sayfalar, satırlar
(Ebu Leheb öldü) diyorlar:
Ebu Leheb ölmedi, ya Muhammed;
Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor
Çıkmadan yarına.
İyilikler getir, güzellikler getir
Adem oğullarına!”
Yarınlarımızın güzelliklerin mevlidini (doğuşunu) müjdelemesi dileklerimle hoşça kalınız.
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Şerif Ali Minaz
Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...
Tüm Yazılarını Gör



