BORSA
BIST 100 13.536,84 %4,76
Altın 6.785,55 ₺/gr %0,53
Bitcoin $71.835 %4,65
Dolar 44,53 ₺ %0,19
Euro 52,06 ₺ %0,47
Sterlin 59,85 ₺ %0,73
Gümüş 107,90 ₺/gr %3,04
Ethereum $2.228,74 %6,33
İsviçre Frangı 56,32 ₺ %0,70
Kanada Doları 32,17 ₺ %0,12
Avustralya Doları 31,41 ₺ %0,92
Japon Yeni 0,00 ₺ %0,01
Suudi Riyali 11,88 ₺ %0,12
BAE Dirhemi 12,12 ₺ %0,19
Rus Rublesi 0,57 ₺ %0,23
Çin Yuanı 6,52 ₺ %0,18
ANKARA 1°C 6.785,55 ₺/gr 44,53 ₺ 52,06 ₺
Anasayfa Makaledetay
Şerif Ali Minaz

Şerif Ali Minaz

09.04.2026 13:15 Şerif Ali Minaz 3
Şerif Ali Minaz
(Ey Resûlüm!) Gerçekten Biz, sana pek çok nimet verdik. Öyle ise Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Kevser,108/1-2)
Kurban Bir Temrindir
Sevgili Peygamber (s.a.s.) için şöyle diyor Yunus’umuz:

 “Canım KURBAN olsun sana

Adı güzel kendi güzel Muhammed!”
 
Kurban olmak, bize ait olduğunu sandığımız değerlerden ve hatta canımızdan vazgeçebilmektir.
Kurban bir temrindir. Hayat yolunda karşılaştığımız veya karşılaşabileceğimiz bir takım travmalara/ sarsıntılara/ karşı kendimizi alıştırmadır. Bu alıştırmayı biz Müslümanlar, her sene en az bir kez yaparız ve adına da kurban deriz.

Aslında İslâm’ın birçok buyruklarında bu espri vardır. Sevdiklerimizden vazgeçebilmeye alıştırma hikmeti. Zekât verirken, bize ait olduğunu sandığımız ve oldukça da sevdiğimiz servetimizi Allah yolunda harcarız, servetimizi muhtaç olanlarla paylaşmayı öğreniriz. Bu davranış, zenginlerin, servetini kaybetmeleri halinde büyük bir travma geçirmemeleri için bir temrin değil midir? Varsıllıktan yoksulluğa düşünce harakiri yapan Japon iş adamlarını, dünya çapında zenginler arasında iken intihar eden Batılı iş adamlarını sıkça görmüyor muyuz?

 Bu dünyanın en çok sevilenlerinden birisi de çocuklarımız değil midir? Bu kadar sevmemize rağmen onların bize ait olmadıklarının, gerçek sahiplerinin “Yaradan” olduğunun bilincinde miyiz? İşte Kur’an, Hz. İbrahim ve oğlu İsmail örneğini verirken, bizi bu bilince ulaştırmaya çalışıyor. Evlatlarımız, belki bizim hayatta en çok sevdiklerimizdir, ama hangisi bize aittir ki, en çok sevdiklerimizin? En çok sevdiğimiz insanlar Rahmet-i Rahman’a kavuşunca, “İnna lillah ve inna ileyhi Raciûn” demiyor muyuz? Peki, bu cümlenin bilincinde miyiz?
Bunu söylerken: “Biz Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz” dediğimizin farkında mıyız?

 Bizler geleceğin potansiyel özürlüleriyiz yani her an en sevdiklerimizi kaybedebiliriz: Sağlığımızı, servetimizi, şöhretimizi, yakınlarımızı anne ve babamızı, hatta evladımızı. Şayet bu bilgi ve bu bilincimizi tekrar edemiyor, ruhumuzda taptaze tutamıyorsak, felaketler karşısında metin olmamız mümkün değildir. Eğer kendimizi İslâm’ın bu temrinlerinden geçirmiyorsak, beklenmedik olaylar karşısında büyük psikolojik darbeler bizi perişan eder. İşte kurban, bizi böylesi psikolojik yıkıntılara karşı dayanıklı hale getirmenin temrinlerinden biridir. Bizler, kurbanlığımızı; kuzumuzu, koçumuzu sever, okşarız. Onu kurban etmeden önce bizim nezdimizde onun yeri, diğer hemcinslerinin arasındaki yerinden ayrıcalıklıdır. Aynı zamanda o bizim alın terimiz ve emeğimizdir. Ve onu Rabbimize kurban eyleriz. Biliriz ki, onun ne eti, ne de kanı bizi Rabbimize yaklaştırır. Bizi Yüce Rabbimize yaklaştıran sadece ve sadece takvamızdır; iyi niyet ve güzel olan temennilerimizdir. Bu bakımdan diyebiliriz ki, bu iyi niyet ve takvamızla Rabbimize yakın olmaktır, kurban ritüeli/ uygulaması/ ise sadece bir sembolden ibarettir.

 Ve sonra da, onun etini fakir- fukaraya, konu- komşuya dağıtırız. Bu da bizi ayrıca mutlu ve bahtiyar eder.

Kur’an’da Kurban :
 
Kurban olayı yani Hz. İbrahim ve İsmail hadisesi bizlere, bir adı da “Kasas”/ gerçek hayat öyküsü/ olan Kitap’ta şöyle anlatılır:
“Bir gün (İbrahim): “Rabbim! Bana iyilik, güzellik, doğruluk timsali olacak bir çocuk ihsan eyle” diye dua etti. O zaman biz de ona halim selim bir oğul müjdeledik. Oğlu (babasının) yanında koşma çağına gelince “Yavrucuğum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Bilmem ne dersin?” dedi. Çocuk da: “Babacığım sana ne emrediliyorsa yap. Allah’ın izni ile beni sabredenlerden bulacaksın” dedi. Her ikisi de (Allah’ın buyruğuna) teslim olunca İbrahim onu yüz üstü yatırmıştı. (Tam o anda) ona: “Ey İbrahim!” diye seslendik “Gerçekten sen rüyana sadakat gösterdin. İşte Biz, güzel ahlâk sahiplerini ödüllendiririz. Bu gerçekten çok zor bir sınavdı” dedik. Ona bunun yerine büyük bir kurbanlık verdik. Çağlar boyu anılmasını sağladık. Selâm olsun İbrahim’e!” (Saffat; 37/100-109)
 
Âyetlerin Düşündürdükleri :

Bu anlatımı yüzeysel olarak okuyup geçenler, anlatılanları tarihsel bir hikâye olarak algılar ve belki de, birtakım yanlış düşüncelere de sürüklenebilirler. Çünkü burada bir bıçak vardır; küçücük bir yavruyu kesmek isteyen bir bıçak. Bıçağın bir tarafında seçkin ve erdemli bir insan olan baba; öbür keskin tarafında ise bu babanın, canı kadar sevdiği oğlu İsmail vardır. Nasıl olur da bir baba oğlunu kurban edebilir? Bu bir vahşet değil midir? gibi sorular bile akla gelebilir.

Oysa tarihin derinliklerine inip, bu olayı o günkü şartlar altında değerlendirdiğimizde, bize verilmek istenen mesajların olduğunu görmemiz gerekir. Çünkü gerek Hz. İbrahim döneminde olsun, gerekse ondan önceki devirlerde olsun binlerce genç kız ve erkek Tanrılara kurban ediliyor ve edilmişti. Onlar, “Oğlum, rüyamda, seni Rabbime kurban ettiğimi gördüm; hem de defalarca. Bu duruma sen ne dersin?” sorusuna muhatap olabilme şansına bile kavuşamamışlardı. Gerçi, tarihin çeşitli dönemlerinde, Hz Nuh gibi elçiler, insanın tanrılara kurban edilmesinin, kanın, leşin, domuzun yenmesinin haram olduğunu hatırlatmışlardı insanlığa. Ama ne yazık ki, insanlar bu uyarıları unutmuşlar, yine aynı yanlışları yapmaya devam edegelmişlerdi. Bir taraftan da, Hindistan’da olduğu gibi, hiçbir hayvan etinin yenmesine taraftar olmayan toplumlar vardı yeryüzünün bazı ülkelerinde.

 İnsanların en büyük terbiyecisi /Rabbinnas/ olan Yüce Allah, yukarıda mealini verdiğimiz ayet ile yine uyarıyordu kullarını. Bu uyarıyı, “sana söylüyorum kızım, sen anla gelinim” dercesine kulu ve elçisi İbrahim aracılığı ile yapıyordu.

Kurban ibadetiyle, dört bin yıldan bu yana sürüp gelen bir gerçeği öğretiyordu bizlere ve aynı zamanda çocukların kurban edilmesi gibi yanlış bir uygulamaya da dikkatimizi çekiyordu.
Kur’anın anlattığı yukarıdaki olayla bizlere şu mesajlar sunulmak istenmiştir diye düşünüyoruz:
• Hiçbir kul, hiçbir insan kurban edilemez. Allah’ın verdiği bir kulun canını ancak o canı veren alabilir. Haksız yere hiçbir insanın canına kıyılamaz. Çünkü insan;
• Yaratılmışların en mükemmelidir/ahseni takvim/ ve yeryüzünün halifesidir, yaratılmışların en şereflisi/eşref-i mahlukat/ ve efendisidir. O halde bu varlık kurban edilmemelidir. Bu ilkeler, geçmiş ve gelecekteki insanlığın ortak bilinci olsun ve bu bilincinizi de “kurban” olayı temsil etsin.
• Size helal kıldığım helal rızıklardan yiyiniz, helal olan hayvanların etini yiyiniz. Rüyalarınız size yol gösterebilir belki, ama vahiy ile teyit edilmedikçe/ doğrulanmadıkça/ rüyalar yol gösterici olamaz. O zaman olsa olsa ancak sizi bağlayan birer ilham kaynağı olabilir.
• İbrahim ve oğlu, bu olayla büyük bir samimiyet testinden geçmişlerdir. Nefislerini tezkiye etmişlerdir. Baba ve oğul, ikisi birlikte teslimiyet göstermişlerdir. Şu kesinlikle bilinmelidir ki, Rablerine teslim olanlar eşyayı da teslim alırlar. İnsanlar, maddeci bakış açılarıyla (Kartezyen mantıkla), Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’i anlamakta zorlanabilirler. Ama o iki güzel insan, bir yandan da, sonsuz bir imanla bağlandıkları Rablerinin İlâhi adaleti gereğince bir babanın oğlunu kesmesine izin vermeyeceğini biliyorlar ve buna inanıyorlardı.
• Bütün kulların Allah’a yakın olabilmeleri için, sevdiklerini O’nun yolunda harcamaları ve böylece mallarını ve nefislerini tezkiye etmeleri gerekir.
• Kurbanlarınızın ne etidir, ne kanıdır sizi Allah’a yaklaştıran. Siz, sadece iyi ve vahiy yoluyla doğrulanmış olan davranışlarınızla Rabbinize yaklaşabilirsiniz.
 • Kurban, bir manada İslâm demektir. Bu iki kelime birbiriyle çok güzel örtüşmektedir. Çünkü ikisinin de kelime anlamları
Ce Hakk’a teslim olmak, O’na sığınmak, O’na yakınlaşmak ve mutluluğu tatmak demektir. Ne mutlu Kurbana bu gözle bakabilenlere.
Paylaş:

Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu
Şerif

Şerif Ali Minaz

Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...

Tüm Yazılarını Gör