Böyle Diyor Şair:
“Ölüm güzel şey,
Budur ötelerden haber.
Güzel olmasaydı
Ölür müydü Hz. Peygamber.
Böyle sıralamış mısralarını Koca Şair bir şiirinde. Ondan “güzel şey” diye söz ediyor.
Alman Filozof ve Teolog Heidegger de diyor ki: “Ölüm, fiziksel hayatın sonudur, ama bu ölüm düşüncesi hayatınızı kurtarabilir.”
Nedendir bilmem, biz Âdemoğulları, ölüm karşısında çok farklı düşünceler taşır ve ruh hallerine bürünürüz.
Bazılarımızın Ona Bakışı
“ Meselâ; bazılarımız ondan korkarız: “Benim sadık yârim kara topraktır,” bile diyemeyiz.” İnce ve uzun bir yolda gidiyoruz gündüz gece” deriz de, toprakla bitiverecek zannederiz yolculuğumuzu. Unutuveririz veya kabullenemeyiz o toprağın öbür tarafa geçiş kapısı olduğunu. Cesedimizin topraktan geldiğine, yine onunla hem hal olacağına iman edip, ruhumuzun ötelere doğru yol alacağına akıllarımız yatmaz bir türlü. Evet, “MAVERA” ile göbek bağlarını koparanlarımız vardır aramızda maalesef.
Her şeyin toprakta bittiğini düşünmek ne kötü. Tabii ki, toprak çok önemli. Ölümüzü de dirimizi de barındıran o. Yediğimizi bitiren, içtiğimizi çağlayanlarla bize sunan o. Âdem babamızın hamurunu, suretini oluşturan o. Bedenlerimizin gelişi ondan, dönüşü de ona. Âmenna. Ama Babamızın ruhu ona ait değil ki. O, İlahi bir nefhanın ürünü değil mi? Dolayısıyla toprakla kayıtlı değil ruh. O, toprağın ötesi âleme ait.
Bazılarımızın aklı, her şeyin layık olduğu yeri bulmasını ister de, ruhumuzun ve bedenimizin gerçek yurtlarına dönmesini neden kabullenemez acaba? Hedonizm bataklığına (dünya zevklerine) boydan boya daldıkları için midir ki, ölüm gerçeğini hakkıyla kabullenemezler?
Kimilerimiz, Kitaptaki: “Her nefis ölümü tadacaktır.” Gerçeğini kabullenip, gayet doğal karşılarken, kimilerimiz de cenaze tabutlarındaki bu ayetin söylediği gerçeği “sinir bozucu” olarak görmesi şaşırtıcı gerçekten.
Kimilerimiz her dem ona hazırdır; tıpkı Lâ Edri gibi şöyle derler:
“İrişince “İrciî” emri
Dedim Allah’a: “Eyvallah”
Kimilerimiz de o kaçınılmaz son gelince kaçacak delik ararlar; ama heyhat!
Kimilerimiz, ölüm anını sevgiliyle buluşma anı olarak görüp onu aşkla şevkle beklerken, kimilerimizin de bu kelimeyi duyunca ruh kimyası bozulmaktadır.
Birkaç Anekdot
Dedemin Duası
Biz Kitaplılar yeri geldiğinde seve seve ölümle buluşmayı arzularız. Şanlı tarihimizde bunun sayısız örneklerinin olduğunu da biliriz. Milli şairimiz Kitaplıların bu arzusunu: “Bir hilâl uğruna Ya Rab ne güneşler batıyor,” mısraı ile ne güzel dillendirir.
Dedem Murat Hüdâvendigar, Kosova Savaşının arifesinde, zifiri karanlığın çöktüğü bir gecede ellerini açmış Rabbine yalvarıyordu. Dudaklarından dökülen cümleler arasında şunlar da vardı: “ Rabbim! Şu kullarını küffar elinde mağlup düşürüp helak eyleme. Bizleri mansur ve muzaffer eyle! Askerlerimizin helakini bana gösterme. Benim canımı al, ama onları muzaffer kıl..”
Asiller de Ölümden Korkuyor
Adı, Pautus; Romalı bir aristokrat. İmparatoru devirmek için ayaklandı, ama ne yazık ki kıyamı başarıyla sonuçlanmadı.
Ve Pautus, tez zamanda yakalandı, yargılandı ve hakkında malum sonuçla karar verildi: ÖLÜM!
Bir hücreye atıldı, eline de bir bıçak verildi. Bıçak da neyin nesi ki demeyiniz. Çünkü asiller, cellat gibi adi bir adamın eline teslim edilemez ve böylesi adamlar, onlara el süremezlerdi. Asil adam yiğitçe ölmesini de bilmeliydi.
Pautus içeride, karısı da hemen kapının yanında beklemekteydi. Yiğit kocası kendini öldürecek ve karısı da bunu gururla alkışlayacaktı. Ne yazık ki, içeriden ayak sesleri geliyor, ama “AHHH,”gibi bir ses gelmiyordu. Bir asil için ölememek ne kadar utanç verici ve yüz kızartıcıydı.
Kadın, Pautus’un kendi kendini öldüremeyeceğini anladı ve kapıyı aralayıp kocasının elinden bıçağı aldı, sevgili eşinin karnına sapladı ve büyük bir cesaretle çıkardı.
Sonra da, kocasının avuçlarına kanlı bıçağı tutuştururken hafif ve titrek bir sesle şöyle dedi:
“Pautus, no dole” yani “Pautus, acımıyor.”
Geleceğe Ait Sözümüz Olsun
Ayşe Şasa Hanım, Kemal Tahir’den şöyle bir anı aktarır: Hapiste iken; cezaevi yönetimi, kendisinden idamlık bir mahkûmu teselli etmesini ister. O da, mahkûmun yanına varır ve iki rekât namaz kılışını izledikten sonra sohbet etmeye başlar. Ne yazık ki, bu sohbet birkaç cümleden öteye gitmez. Cümleler, kelimeler boğazda düğüm düğüm olup nutku tutulur. Sonra şu gerçeği itiraf eder:
"Bu dünyada söylenecek her söz geleceğe ilişkindir. Yarını olmayan, birkaç saat sonra ölecek olan bir idam mahkûmuna söyleyecek hiçbir sözümün olmadığını anladım ve hücreyi terk ettim."
Temennilerimiz o dur ki, geleceğe dönük sözlerimizle birlikte yönümüz yarınlara doğru olsun.
Yarınlara ait olan sözlerimiz ve ümitlerimiz Kitaba dayansın; Kitabi olsun ki, sözlerimiz boşlukta kalmasın, ümitlerimiz seraba dönüşmesin.
Bedenlerimiz asli mayasına kavuştuğu gün, ruhlarımız için “Şeb-i Aruz” olsun.
Öylesine iman edelim, öylesine yaşayalım ki; Filozofun dediği gibi hem bu dünyamızı hem ebedi hayatımızı kurtarmış olalım.
Kalınız sağlıcakla. Ve’s-SELAM.
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Şerif Ali Minaz
Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...
Tüm Yazılarını Gör



