Başlığımıza bakıp da, “Neresinde olursak olalım, fark eder mi efendim! Zaten “dünya” demek, alçak demek değil mi? Onun bir tarafında olmanın ne anlamı vardır ki?” demeyelim lütfen.
Bizler, çukurların mebzul olduğu, zulmün ve zalimlerin bastonsuz gezdiği, hak ve hukukun toz duman olduğu böylesi alçak bir dünyada kendimize yine de erdemli bir taraf, şerefli bir mekân bulabiliriz herhalde.
Böyle bir mekân yoksa “örtün, topyekûn ölelim.”
Din Ve İmanı Akçe mi Edinelim Yoksa..
İnsanların inançları ve idealleri uğruna mücadele vermesi ne güzeldir. Âkif’imizin deyişiyle “Bir hilal uğruna batan güneş olmak” alkış tutulacak, takdir ve tasvip edilecek bir hal değil midir?
İnanç ve idealleri, ideolojileri istismar etmek, “dine hizmet ve cihad” sloganlarıyla, şu veya bu “İZM” adına insanları kandırmak ise en iğrenç, en aşağılık bir hal olsa gerek.
Her dizesi bir atasözü olan Ziya Paşa, bakınız ne diyor bu konuda:
İman ile din akçedir erbab-ı gınada
Namus-u hamiyet sözü kaldı fukarada.
Ve ağzı kalabalık “laf ebeleri” için, karnı tok “şiş göbekler” için, ahlâk ve “namus abidesi” gibi görünenler için de şu teşhisi koyuyor:
Onlar ki, verir lâf ile dünyaya nizamat
Bin türlü teseyyüb bulunur hanelerinde.
Bu vesileyle Neyzen’in dizelerini de hatırlayalım:
Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler;
’Kimi hırsız, kimi alçak, kimi deyyus dediler.
’Künyeni almak için partiye ettim telefon,
’Bizdeki kayda göre şimdi o ….. dediler!’
Şimdi bir daha soralım kendimize: “Din ve imanı akçeye çeviren din bezirgânları tarafında mı yer alalım, yoksa namus ve hamiyetli bir hayatı tercih edenlerle birlikte mi kalalım?
Şair Neyzen’in portresini çizdiklerine alkış mı tutalım, yoksa bu tür karakterlerin yüzüne tükürenlerden mi olalım?
İbrik mi Olalım, Leğen mi?
Söz şairlerden açılmışken Nabi’yi de hatırlayalım. O da diyor ki:
NABİ edemez kısmet-i Hakk’ı idrak
Çalâk ise de ne denlü akl-ı derrâk.
İbrik-ü leğen madeni vahiden iken
Birinde su pak, birinde nâ pak.
Evet, akıl birçok şeyi kavramakta mahir olmasına rağmen, aynı hamurdan yaratılmış olan insanoğlunun iyilerinin ve kötülerinin olmasını anlamakta zorlanıyor gerçekten. İyiler ve kötüler, güzeller ve çirkinler, namuslu ve namussuzlar hepimiz aynı çamurdan değil miyiz? Tıpkı ibrik ve leğenin, aynı metalden imal edildiği gibi. Gel gör ki, ikisi de aynı metalden olmasına rağmen, ibrikte temiz su vardır, leğende ise pis su.
Şimdi kendi kendimize bir kere daha soralım mı?
Bizler, namusluların yanında mı yer alalım, yoksa ötekilerin mi?
Leğen gibi pis suyu barındırma görevini üstlenmeyi mi tercih edelim, yoksa temiz suyu mu?
Şunu iyi bilelim ki, ruhlarımızın sesini dinlersek ibrikleşiriz, ama nefsi emarenin sesini dinlersek leğenleşiriz. Çamurlaşırız, yani ilkel halimize dönüşürüz.
Geliniz, Yahya Kemal’in ifadesiyle bizler, ne harabî olalım ne de harabati. Ama kökleri mazide olan bir ati olalım.
Bu yazımızı da Milli Şairimizin dizeleriyle bitirelim.
Bakınız ne diyor o güzel şair:
“ Zulmü alkışlayamam, zalimi asla övemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdı mı hatta boğarım…
- Boğamazsın ki!
- Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam.
(…….)
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim.
Onu dindirmek için kamçı yerim çifte yerim.
Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım:
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım….
“Safahat”ın tamamını okuduğumuzda Merhum Âkif’in de bir “tarafta” yer aldığını görürüz. Bizim yerimiz, onun ve hısımlarının yanı mı olsun, yoksa hasımlarının yanı mı?
Ben derim ki, bizlerin yeri onun Âsımlarının yanında olsun.
Velhasıl
Bizlerin yeri, bunalmışları, dalalette olanları kurtarmaktan yana olsun.
Bizlerin yeri, gerek Ebu Gureyb’te gerek Guantanamo’da, gerekse dünyanın çeşitli bölgelerindeki gizli esir kamplarında, işkence, eza ve cefalara maruz kalan mazlumlardan yana olsun.
Bizim yerimiz, bir zamanların popüler deyimiyle ifade edersek: “sağcımız ve solcumuzla dünyamızda “Hakça bir Düzen”in oluşması için gayret göstermek ve dua etmekten yana olsun.
Bizlerin yeri, birilerinin kanları ve gözyaşları üzerinden refah arayanları, İslâmofobi paranoyasını uyduranları ikaz ve buna inananları uyarmaktan yana olsun.
Bizlerin yeri, 2012 yılı başlarında medyada teşhir edilen ve hunharca öldürüldükten sonra üzerlerine çiş yapılan Afgan askerlerinin durumunu görerek, aziz vatanımızın aynı akıbete duçar olmaması için müteyakkız davranmaktan yana olsun.
Bizlerin yeri, Irak’ta ve diğer ülkelerde oluşturulan kamplarda çocuklara ve kadınlara hakaret, tecavüz ve işkence edenleri telin etmekten, bu hareketi yapanları ikaz etmekten yana olurken, aynı akıbete ülkemizin de uğramaması için sağduyudan taraf olsun.
Bize göre bu taraf belirleme ve taraf olma konusu, iyiden iyiye sorgulanması gereken bir konu. Gelecek yazımızda devam etmek üzere kalınız sağlıcakla..
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Şerif Ali Minaz
Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...
Tüm Yazılarını Gör



