OKYANUS GİBİ MİYİZ?
Şeyh Abdullah Ağabey, önceki sohbetinde, bizleri bu dünyada kamışlıktan koparılan bir neye benzeterek, tıpkı onun gibi inlediğimizi, yalnızlık duygusunun da, çağımızın bir hastalığı olduğunu söylemişti. Ama bizlerin asla yalnız olmadığımızdan da söz etmiş, sohbetini şöyle sürdürmüştü:
İki Halimize Dikkat Edelim
Kardeşlerim!
Bizim gerçek dostumuzun, yani Yüce Rabbimizin “Esma”sından olan iki adı vardır: Kâbız ve Bâsıt. Tasavvuf dilinde O dostun kabzı, bizleri zaman zaman gönül sıkıntılarına uğratmasıdır. Bu, O’nun bir nevi: “Unuttun beni, toparla kendini” ihtarında bulunması demektir. Bu hal, Dostun bize olan sevgisinin bir tezahürüdür. Pişmek, olgunlaşmak için sıkıntılarımız bazen bizler için şifa kaynağı oluverir.
Bilir misiniz, bizler tıpkı okyanuslara benzeriz. Zaman zaman dev dalgalara maruz kalırız, hırçınlaşırız, bunalırız, sıkılırız. İşte budur bizim kabz halimiz. Böylesi durumlarda hemen Dost’a sığınalım. “İnşirah Sûresini bol bol okuyalım. Ayrıca: “Rabbim! Ferahlat ve aç göğsümü, Kolaylaştır işlerimi! ” (20/25,26) diye dua edelim.
O dosta ihlâs ile sığınırsak göreceğiz ki, sıkıntılardan kurtulacağız. Bu sefer dev dalgalar, yerini sükûnete terk edecektir. İşte bu halimiz de, bizim “bast” halimizdir. Çünkü Yüce Rabbimiz, “Bâsıt”tır. Yani gönülleri ferahlatandır. Huzur ve sevinci iç dünyamıza yayandır. Evet, evet, O’nun Lütfu da hoştur, kahrı da hoş. O’ndan gelen, bazen dikendir, bazen de gonca güldür. Her ikisini de hoş karşılamasını bilelim lütfen. Mutluluğun kapısını ancak böyle açabiliriz.
Mahremlerimizi İhmal Etmeyelim
Güzel kardeşlerim!
Böyle sıkıntılı anlarımızda, O Yüce Dostla birlikte, samimi olduğumuz beşer dostlarımızı da ihmal etmeyelim. Kendi kabuğumuza çekilmeyelim. Kendi kendimizi “asosyal” bir hale sokmayalım. “Asosyal” olanların ancak ölüler olduğunu unutmayalım. Kardeşlerimizle muhabbet edelim. Sohbetlere katılalım.
Dost ve arkadaşlarımız arasında mutlaka iki üç tane “mahrem” olan ahbaplarımızın da bulunması gerektiğini biliyorsunuz. Bu mahrem dostlar, bir nehir yatağından topladığımız, sonra da tek tek nehre bıraktığımız, ancak kıyıp da atamadığımız ve bir cam fanusa koyduğumuz bir kısım güzel taşlar gibidirler. Onlar her zaman bizim yakınımızdadırlar. Bazen bu mahrem dostlarımızla bir araya gelip dertleşelim. Sorunlarımızı konuşalım. Sakın ola ki, ümitsizliğe, şeytani vesveselere kapılmayalım. Her ne kadar şair:
"Âlâmını kalbinde tutup kimseye açma/
Zira elemin zikri de başka elemdir", yani “dertlerini kimseye açma, çünkü acıların anlatımı dahi ayrı bir gam getirir” demiş ise de, biz yine de mahremlerimizle dertleşmeyi ihmal etmeyelim.
Ve hepsinden önemlisi Gerçek Dost ile muhabbet edelim. Onunla en güzel muhabbetin, Şifa Kitabını /Kur’an’ı / her zamankinden daha çok okumakla mümkün olduğunu da unutmayalım.
Bu vesileyle Halil Cibran’ın şu sözlerini de hatırlayalım:
“Dostunuz ne içindir ki, onu zaman öldürmek için arayasınız?
Onu hep yaşanası zamanlarda arayınız.
Çünkü o, sizin ihtiyacınızı karşılamak için vardır; boşluğunuzu doldurmak için değil.”
Dostlarımızı ve özellikle de Gerçek dostu sevelim. Yaman Dede’nin şu güzel sözünü hayatımızın bir düsturu haline getirelim:
“Seviyorsanız, biliniz ki seviliyorsunuzdur. Allah’ı seviyorsanız O’nun da sizi sevdiğinden şüphe etmeyiniz.”
Kardeşlerim! Bu günkü sohbetimizi de şu ilahi sözleriyle bitirelim:
Şu benim divane gönlüm,
Yine hûbdan, hûba düştü,
Mah cemalin şulesine,
Çalkalanıp göle düştü.
Ah ben nidem, Mevlam nidem?
Yaralıyam kime gidem?
Ya halim kime arz idem
Sizleri selamların en güzeliyle selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Şerif Ali Minaz
Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...
Tüm Yazılarını Gör



