VE ŞEYHİN RÜYASINDAKİ TÜRKİYE
Dervişin Soruları
Şeyh Efendi bu günkü sohbetine başlamadan önce yine bir derviş söz alarak bazı sorularla sözlerine şöyle başladı:
“Abdullah Abi!” dedi. Önce zatıâlinize ve değerli arkadaşlarıma en kalbi saygı ve selamlarımı sunuyorum. Geçenlerde bir makale okudum. Bu makale, aklımda bazı istifhamlara yol açtı. Gerçi soracağım sorulardan bir kısmının cevabını mezkûr makalede buldum, ama arkadaşlarımın dikkatini çekmek için ben yine tekrarlayacağım. İzninizle ben, öncelikle sorularımı sormak ve daha sonra da bu makaleyi özetlemek istiyorum.
Sorularımı şöyle sıralayabilirim: Bizlerin bilgi kaynaklarımız neler olmalıdır? Rüya gerçeği nedir? Rüyalar bizi hakikate götürür mü? Rüyaların Kur’an’da yeri var mıdır? Akıl ve rüya birbiriyle çatışırsa ne yapmalıyız? İstihare ve istişare nedir? İstişarî bir kararı rüyalar bozar mı? Kahır duası nedir? Hangi şeyh ülke geleceğini rüyasında görmüştür?
ZAMAN TÜNELİNDE BİR ŞEYHLE TANIŞALIM
Bu sorulardan sonra sizlere bir şeyhten söz etmek istiyorum. İ.Kara’nın “Şeyhefendinin Rüyasındaki Türkiye” adlı esrinden esinlenerek Dr. Hayati Bice 26.10.2011 tarihli bir makale hazırlamış. Anlatmak istediğim şeyh, bu makalenin konusu olan kişidir.
Şimdi kendimizi zaman tüneline atalım ve sanal olarak 1930’lu yıllara ışınlayalım. Orada bir şeyh ile tanışmanızı istiyorum. Adı, Şeyh (Mevlüt) Rahmi Baba. Bu Şeyh Efendi, İstanbul’da medrese eğitimi aldıktan sonra, II. Abdülhamit döneminde İstanbul\\\\ da Şeyhülislâmlık dairesinde bir süre görev yapmış, daha sonra atandığı Sivas Zara Rüşdiyesi\\\\ nde müderrislik vazifesi almıştır.
Subay olan babası Mahmud Niyazi Bey\\\\ in 93 Harbi\\\\ nde Kars cephesinde şehit olmasından sonra, mürşidinin de tavsiyesi ile annesi ve bir kız kardeşi ile ata ocağı Yozgat\\\\ ın merkez ilçesine bağlı Türkmensarılar köyüne dönmüştür. Burada ziraatla uğraşmayı sürdürürken bir yandan da köy imamlığı yapmıştır. Bu görevini 1936 da vefat edinceye dek sürdürmüştür.
Şeyh Efendi neden köyüne dönmüştür? Çünkü bu şeyh, 30.11.1925 tarihinde kabul edilen ve 13.12.1925 tarihli Resmi gazetede yayınlanan 677 numaralı yasanın kanun zedelerinden olmuştur. Onu darbe zede yapan bu kanun: “Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun”dur.
Adı geçen yasa ile sadece o günlerin İstanbul’unda 400 civarında tekke ve dergâh kapatılmış, şeyhler ve dervişler takibe alınmıştır.
Şeyhimiz, Nakşî-Kadirî icazetine sahiptir, amma o, daha çok Kadirî usulünü öne çıkartan bir meşreptedir.
KAHRİYE DUASINA DAVET
İşte bu zat, bir gün şeyh ve halife arkadaşlarını Anadolu\\\\ nun bir köyüne; tahminen adı geçen köyüne gizlice davet eder.
Neden mi?
\\\\ Kahriye\\\\ okumak için.
Nedir kahriye ve kim içindir derseniz, derim ki: Kahriye; \\\\ Ya Kahhâr\\\\ zikrini çekerek Mustafa Kemal\\\\ in ve rejiminin \\\\ kahrolması ve perişan olması” için dua etmektir. Bu amaçla yapılan bir davet, şeyhler tarafından kabul görür ve gizlice davete icabet ederler.
İcabet ederler etmesine de, tam bu kahriyenin okunacağı sabaha doğru Şeyh Rahmi Baba, bir rüya görür. Bu rüya, onun bütün niyetlerini altüst eder. Şöyledir bu rüya:
BURAYI ŞUNA VERİN!
Bir dünya haritası vardır ortada ve üzerinde Türkiye. Öyle bir Türkiye ki, toprakları dünyanın diğer bölgelerinden bariz bir şekilde ayrılmışçasına yemyeşildir. Gelin görün ki, bu ülke sınırlarının ötesi simsiyahtır ve dahi alçak, hayli kalın duvarlarla çevrilidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.s) bu haritanın başındadır ve insanların gözü önünde dünyayı yeniden dizayn etmektedir; şurayı şuna, burayı buna verin diye emirler vermekte, etrafındakiler de gerekeni yapmaktadırlar. (Gerçi o yıllarda bu taksimi Batılı emperyal güçler de yapmıştı, ama her neyse…)
Mustafa Kemal, bu haritanın Trakya bölgesi gibi bir yerinde durmaktadır. Yüzü Peygamber Efendimiz’e dönük değildir, duruşundan anlaşıldığına göre de, mahcup ve tedirgin bir haldedir. Bu yüzden olsa gerektir ki, Efendimiz\\\\ e bakamamaktadır. Sıra Türkiye\\\\ nin kime verileceğine geldiğinde Şeyh Efendi pürdikkat kesilir ve taksimi takip eder.
Evet, sıra Cennet vatanımıza gelmiştir Peygamber Efendimiz yüzünü çevirmeden yalnız eliyle işaret ederek \\\\ burayı şuna verin\\\\ buyururlar. Efendimizin, burası dediği yer Türkiye\\\\ dir. “ŞU” dediği de Mustafa Kemal\\\\ in ta kendisidir.
Böyle bitmiştir dünyanın ve ülkemizin taksim ediliş rüyası.
RÜYANIN YORUMU
Şeyh Efendi kan ter içinde uyanır. Düşüncelidir. Niyetiyle rüyası arasında bir müddet gider gelir. Yerinden kalkıp, abdestini alır, namazı cemaatle kılmak için arkadaşlarının yanına gider. Namaz eda edilir, dua biter ve Fatiha çekilir. Herkesin kahriye okumaya geçilecek dediği bir anda Şeyh Efendi misafirlerine rüyasını detaylı bir şekilde anlatır ve dahi yorumunu da şöyle yapar:
“Türkiye yemyeşil olduğuna göre, bu, hayra ve İslâm\\\\ a alâmettir. Memleketteki durumun iyi olduğunu gösterir. Etraftaki duvarların kalın ve siyah oluşuna gelince; bu da, tedirginlik vericidir. Zira siyah küfür işaretidir, fakat ihata duvarlarının alçak oluşları, mevcut menfi durumun çok uzak olmayan bir zamanda aşılabileceğini göstermektedir. GerekEfendimiz\\\\ in M. Kemâl’e karşı tavrı, gerekse Mustafa Kemal\\\\ in oradaki duruşu olumsuzdur, ama Türkiye\\\\ yi ona veren Hz. Peygamber’dir. Bu durumda bizler buna karşı çıkamayız.”
İşte böylece Kahriye okumaktan vazgeçilir ve şeyhler, halifeler memleketlerine dönerler.
Abdullah Abi! Ben bu tarihi olayı burada sizlere aktarıp noktalarken, rüyanın yorumunu bir başka sohbetimizde sizden de dinlemek istiyorum. Ama sizden önce arkadaşlarımın da sosyal medyamız Fatih aktüel. Com’da yorumlarını yapmalarını rica ediyorum ve yorumlarını yapmadan önce şu soruları da kendi kendilerine sormalarını istirham ediyorum:
Acaba şeyh Rahmi Baba, rejimin uygulamalarından, baskı, takip ve tevkiflerinden yılmış ve korkmuş muydu da böylesi bir rüya görmüştü?
Rahmi Baba da, meslektaşı ve Halveti Şeyhi Kuşadalı (ö:1845) gibi, tekke ve zaviyelerin devrini yitirmiş, miadını doldurmuş olduğuna mı inanıyordu? Bunun için mi böyle bir rüya görmüş oldu?
O da, tekkesi yanan Kuşadalı gibi: “Çok şükür merasimlerden kurtulduk,” diyenlerden miydi?
Yoksa bu çağrı, tabandan gelebilecek potansiyel bir tepkiyi önlemek için, yönetim ile Rahmi baba arasında cereyan eden organize bir iş miydi? 28 Şubatçılar gibi bir tür balans ayarı böylesi bir rüya ile mi yapılmak istenmişti?
Derviş sözlerini bitirdi ve tekrar saygı ve selamlarını sunarak yerine oturdu.
Şeyh Abdullah Abi, sohbetine, dervişe teşekkür ederek başladı ve dedi ki:
Sevgili okuyucu. Şeyhin cevaplarına bir sonraki yazımızda devam edelim inşallah. Selam, sevgi ve saygılarımla şimdilik kalın sağlıcakla.
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Şerif Ali Minaz
Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...
Tüm Yazılarını Gör




