BORSA
BIST 100 13.536,84 %4,76
Altın 6.785,55 ₺/gr %0,53
Bitcoin $71.835 %4,65
Dolar 44,53 ₺ %0,19
Euro 52,06 ₺ %0,47
Sterlin 59,85 ₺ %0,73
Gümüş 107,90 ₺/gr %3,04
Ethereum $2.228,74 %6,33
İsviçre Frangı 56,32 ₺ %0,70
Kanada Doları 32,17 ₺ %0,12
Avustralya Doları 31,41 ₺ %0,92
Japon Yeni 0,00 ₺ %0,01
Suudi Riyali 11,88 ₺ %0,12
BAE Dirhemi 12,12 ₺ %0,19
Rus Rublesi 0,57 ₺ %0,23
Çin Yuanı 6,52 ₺ %0,18
ANKARA 1°C 6.785,55 ₺/gr 44,53 ₺ 52,06 ₺
Anasayfa Makaledetay
Şerif Ali Minaz

Şerif Ali Minaz

09.04.2026 13:15 Şerif Ali Minaz 6
Şerif Ali Minaz

                                                                    Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir
                                                                    Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir.

                                                                                                                                                                 (N.F.K)

        Şairin bu dizelerle dillendirdiği gibi, biz de akıp gidiyoruz bu dünya hayatında. Bireyler, gruplar, cemaatler ve milletler halinde akıyoruz. Kimilerimiz, hiç düşünmeksizin, akıl ve fikir yormaksızın akıyor, kimilerimiz “hedonizm,” “kapitalizm” gibi bazı “izm”lerin pençesine kısılarak, kimilerimiz de şu liderin veya bu filozofun peşine takılarak gidiyoruz ince ve uzunca bir yoldan.

        Bir önceki yazı başlığımız “Nereye Gidiyorsunuz?” sorusuydu. Bu başlık Fıtrat Kitabı’nın bir sorusuydu. O Kitap bu soruyla uyarıyordu bizi. Şu afatlar, felaketler, savaşlar, hastalıklar diyarı olan, kendi ellerinizle berbat ettiğiniz bu dünya hayatınızda, “gidiş nereye böyle?” diye soruyordu bizlere.

     Bu yazımızda yine o kitabın bir çağrısına dikkat çekmek istiyoruz. Ancak konuya girmeden önce bir anekdotu sizlerle paylaşmak isterim. Ünlü filozof Sokrates, bir gün insanların yoğun bir şekilde gelip geçtiği Atina caddelerinden birine dikilir ve kollarını makas gibi açarak herkesi durdurup toplanmalarını sağlar. İnsanlar dururlar ve koca filozofun ne diyeceğini sabırla beklerler. Filozof bir soruyla başlar konuşmasına:

-          Ey halkım! Biliyor musunuz?

-          Neyi biliyor muyuz sevgili filozofumuz?

-          Kendinizi.

-          İnsan kendini bilmez mi hiç?

-          Evet, insanın biliyorum zannedip de, hiç bilmediği şey kendisidir, der o koca bilge adam.

  Bizler, su misali bu dünyada akıp giderken, kendimize Filozofun sorularına benzer sorular soracağız bu yazımızda.

           Fıtrat Kitabımız diyor ki: “ Allah, sizi esenlik yurduna çağırıyor. O, dileyenleri doğru yola iletir.” ( Yunuz,10/ 25)

       O yüce yaratıcı çağırıyor çağırmasına da, acaba bizim kaçımızın yolu esenlik diyarına giden yol ile paralellik teşkil ediyor? Akışımız, gidişimiz hangi istikamete doğrudur dersiniz? Aklımız, gözlem ve deneylerimiz, hayat tecrübelerimiz vahiy ile işbirliği halinde midir? Gerçeğe ulaşmak ve bulduğumuz gerçekleri davranışa dönüştürme cehdi içinde miyiz? İyiye, güzele kavuşabilmek için ne kadar gayret gösteriyoruz? Bütün bunları kendi kendimize sorguluyor muyuz ki?

    Çağrıyı yapan Yüce Yaratıcı: “Dileyeni dosdoğru yola iletirim” buyuruyor. Kendi özgür irademizi böyle bir yola girmeye yönlendirebiliyor muyuz? Günlük ibadetlerimizde defalarca okuduğumuz “Ya Rab! Bizi doğru yola ilet” şeklindeki dualarımızın ne kadar farkındayız ve ne denli takipçisiyiz?

   Esenlik yurduna doğru mesafe alabilmek için, dört şey ile barışık olmak gerekir, derler: Yaratıcımızla, kendimizle, çevremizle ve canlı, cansız her çeşit eşya ile. Biz bu dört şey ile ne denli barışık yaşayarak akıp gidiyoruz bu hayatta, kendimizi bu konuda sorguluyor muyuz?

  Veren el, alan elden üstündür” prensibini benimseyerek çevremize her daim iyilik yapma gayreti içinde miyiz? Verecek hiçbir şeyimiz yoksa bile, gülen ve tebessüm eden bir çehreye sahip miyiz? İnsanlarla selamlaşıyor, onlarla güzel geçiniyor muyuz? Çeşitli dertlerden dolayı ağlayanların gözyaşlarını dindirmek için çaba harcıyor muyuz? Kırık kalplere, mahzun çehrelere ilaç olabilmek için didindiğimiz oluyor mu? Çevremizdeki aç ve sefilleri görebiliyor muyuz? Gariplerin, fakir ve fukaranın, yetimlerin dertleriyle hemdert olabiliyor muyuz? Günahkâr bir kadının, kuyudan su çekip susuz bir köpeğe su vermesinin cennete girmeye vesile olduğunu bildiren Peygamberin müjdesi bize ışık tutabiliyor mu?  Beşeri ilişkilerimizde kendimize örnek aldığımız bir “Yaşam Koçu”muz var mı? Fıtrat Kitabı, koçumuzun Muhammed (s.a.s) olmasını tavsiye ediyor. Bizler koçumuzu seçebilmiş miyiz? O koçu ne kadar tanıyoruz, hayatı ve güzel ahlâkı hakkında bir kaç kitap okuduk mu?

   Kendimizle barışık mıyız; kendimizi tehlikelerden koruyacak tedbirleri alıyor muyuz, sigara, alkol, uyuşturucu, kumar, aşırı beslenme gibi, sağlığımız için tehlikeli olan yiyecek ve içeceklerden, davranışlardan koruyabiliyor muyuz bedenimizi?

           Evimizde ve işyerimizde kullandığımız eşyalarla nasıl bir diyalogumuz var? Onları kısa bir süre kullanıp çöpe mi atıyoruz, yoksa atalardan kalan bir alışkanlıkla “evlâdiyelik” ilkesiyle onlarla iç içe, barış içinde mi yaşıyoruz? Her akşam yatağına yattığında, yastığını okşayan ve yıllardır uykularında kendisine yarenlik ettiği için onu okşayan ve teşekkür eden bir sofi mantığı ile mi davranıyoruz onlara? Bir başka deyişle kullandığımız eşya ile barışık mıyız, yoksa tıpkı bir şıpsevdi gibi onları en kısa zamanda terk mi ediyoruz? “AKA” yani al, kullan ve hemen at formülünü uygulayarak israf yangınını körükleyenlerden miyiz? Yoksa tüketim toplumunun bir bireyi olmamak, dünyamızı bir çöplüğe dönüştürmemek konusunda azimli ve kararlı mıyız?

          Rabbimizle olan iletişimimizi sorguluyor muyuz? Onunla olan iletişimimizde bize Fıtrat Kitabı yol göstericilik yapıyor mu? Onun, bize gönderdiği ve “Oku” diye başlayan Kitabını sık sık okuyor muyuz? Bizlerden neler istediğini öğrenmeye çalışıyor muyuz? Her zaman ve her mekânda bizim en sadık dostumuzun O olduğunun bilinciyle yaşayabiliyor muyuz? Yoksa “evliya” olmayı(Allah’a dost olmayı) belli kişilere özgü zannedip kendimizi hor ve hakir mi görüyoruz? Yaradan’ın bizden istediklerini ne kadar yapabiliyor, yasakladıklarından ne denli sakınabiliyoruz? Her gün beş kez bir çağrı duyuyoruz; “haydin felaha” diyor bu çağrı bizlere. Bu sese kulak veriyor muyuz? Her karış toprağı şehit kanlarıyla yoğrulmuş bu aziz vatanda bu sese kulak verenlerin % 10 oranında olduğunu söylüyorlar. Eğer bu rakam doğru ise Yaratıcımızla olan iletişimde ve bilişimde bir arıza var demektir

    Bu yazımızla dillendirdiğimiz tüm bu sorulara olumlu cevap verebiliyor yani, “evet” diyebiliyorsak akışımızın istikameti, “esenlik yurdu”na doğru demektir. Yukarıda ifade ettiğimiz dört şey ile barışık yaşamaya çalışıyorsak, bu, irademizi “darü’s- selâm” a yani cennete doğru yönlendirmişiz anlamına gelmektedir.

   Allah’ın, hepimizi esenlik yurduna kavuşturması, kir akan oluklardan değil de; nurlu olanlardan akmamız dileklerimle…

 

Paylaş:

Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu
Şerif

Şerif Ali Minaz

Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...

Tüm Yazılarını Gör