BORSA
BIST 100 13.536,84 %4,76
Altın 6.785,55 ₺/gr %0,53
Bitcoin $71.835 %4,65
Dolar 44,53 ₺ %0,19
Euro 52,06 ₺ %0,47
Sterlin 59,85 ₺ %0,73
Gümüş 107,90 ₺/gr %3,04
Ethereum $2.228,74 %6,33
İsviçre Frangı 56,32 ₺ %0,70
Kanada Doları 32,17 ₺ %0,12
Avustralya Doları 31,41 ₺ %0,92
Japon Yeni 0,00 ₺ %0,01
Suudi Riyali 11,88 ₺ %0,12
BAE Dirhemi 12,12 ₺ %0,19
Rus Rublesi 0,57 ₺ %0,23
Çin Yuanı 6,52 ₺ %0,18
ANKARA 1°C 6.785,55 ₺/gr 44,53 ₺ 52,06 ₺
Anasayfa Makaledetay
Şerif Ali Minaz

Şerif Ali Minaz

09.04.2026 13:15 Şerif Ali Minaz 3
Şerif Ali Minaz

                                         

 

            ONLAR AĞLAMAYI BİLMEZLER

          Şeyh Abdulah Abi,  Allah’a hamt edip, Hz. Peygamber fendimize salâvat getirdikten sonra, yine “Sevgili kardeşlerim!” diyerek bu günkü sohbetine başladı ve şöyle devam etti:

    “Bu akşam sizlere “GÖZ YAŞI”ndan bahsedeceğim. Sözünü edeceğim gözyaşı, öfkenin, nefretin, acının, ağrı ve sızının yaşı değildir kardeşlerim. Benim kast edeceğim gözyaşı, sevgi ve saygının, şefkat ve rikkatin, aşk ve merhametin gözlerimizden akıttığı yaş olacaktır. Bir başka ifade ile sol yanımızın yanmasından, ağrımasından kaynaklanıp göz pınarlarımızdan akan yaştan söz edeceğim.

     Bu hatırlatmadan sonra, Avrupalı bir mühtedinin TV ekranlarında söylediği cümlelerle devam etmek istiyorum sözlerime. Şöyle diyordu sözünü ettiğim mühtedi TRT mikrofonuna: “Bizim kültürümüzde ağlamak diye bir şey yoktur. Bizler, ağlamak nedir bilmeyiz. Ama ben ilk kez hac vazifemi yaparken ağladım…..”

    Bu mühtedi kardeşimiz, çok önemli iki tespitte bulunuyordu bu ifadeleriyle. Bunlardan birincisi, Batılı insanın ağlamayı bilmediği tespitidir ve bu tespit çok doğrudur.

   Gerçekten onlar, ağlamayı değil; ağlatmayı çok iyi bilirler.

   Onlar, ülkelerin başına zalim, gaddar, acımasız diktatörleri iktidara getirmeyi, onlar vasıtasıyla halkı dövdürmeyi ve manzarayı zevkle seyretmeyi çok iyi bilirler.

   Onlar, zamanı gelince her zaman destek verdikleri, yanında oldukları bu diktatörleri, tahtlarından indirmenin, tuvalet kâğıdı gibi çöpe atmanın da ustasıdırlar.

    Onlar, bir yıl önce Paris Sarayı’nın bahçesine çadır kurdurttukları deli bir diktatörün üzerine, bir yıl sonra bombalar yağdırmayı marifet zannederler.

   Onlar, yapmayı değil; yıkmayı, imar etmeyi değil; bombalar atmayı çok iyi becerirler.

    Onlar, hile ve hud’alarla kardeşi kardeşe vurdurmanın, toplumlardaki mezhep ve etnik ayrılıklarını fırsat bilip ülkelerde kan akıtmanın üstadıdırlar. Bunun adına da “İti ite vurdurmak” derler.

   Onlar, ülkelerin kaynaklarını, yerli halklara kendi elleriyle tahrip ettirmeyi de çok iyi bilirler.

 Ülkelerin tüm tesislerini, mamur yapılarını bir iki ayda yer ile yeksan ettirdikten sonra da, yeniden yapılandırmak için yıllarca sürecek ihalelere katılmayı ve böylece ülkeleri uzun yıllar sömürmeyi de çok iyi bilirler.

    Onlar, harap haline getirdikleri ülkelere top, tüfek, tank ve uçak pazarlamaya can atarlar.

50 bin dolara mal ettikleri bombaları 500 bin veya bir milyon dolara satmayı da çok iyi başarırlar.

    Onlar, birilerinin kan ve gözyaşları üzerine taht kurmayı âdet haline getirmişlerdir.

    Velhasıl, onların lügatlerinde “gözyaşı”,  medeniyet anlayışlarında “ağlamak” diye bir kavram yoktur.

            AĞLAMAK, VAZGEÇİLMEZ BİR İHTİYAÇTIR

        Mühtedi kardeşimizin ikinci tespiti ise, Müslüman’ın yer yer ağlamayı bilmesidir.

        Evet, Müslüman’ın, yüreği ve kalbi ile gözleri arasında çok yakın bir bağ vardır. Hele hele, Medine-i Münevvere’de Allah Resûlü ile ruhen beraber olup da, firak zamanında gözyaşı dökmemek bir Mü’min için mümkün müdür?

      Bazı istisnalar hariç; Kâbe’nin karşısında durup da, Cenabı Hakk’ın azametini fikretmemek, kendi hiçliğimizi hissetmemek düşünülebilir mi? Siyahî örtüye bürünmüş o dört duvarın karşısında dururken Rabbimize her zamankinden daha yakin olduğumuzun şuuruna varmamak ve sonra da hıçkıra hıçkıra ağlamamak mümkün müdür?

      Hac ve umre ibadeti, sevgililerle olan vuslat ve firakın en somut örneklerini yaşatır bizlere.  Bu bakımdan biraz önce sözünü ettiğim Batılı mühtedi kardeşimiz o tespitinde yerden göğe haklıdır. İster batılı olsun, ister doğulu; hayatında hiç ağlamamış bir insan, Mü’min olduktan sonra ağlamayı da öğrenir işte böyle.

    Ağlamak, bilinçli ve duyarlı olmanın bir gereğidir. Bir takım olaylar karşısında hayvanların bile gözyaşı döktüğünü düşünürsek, ağlamanın insan olmanın tabii bir sonucu olduğunu görürüz. Hele Müslüman olmanın olmazsa olmazlarındandır o. Bakınız ne diyor Allah Resûlü:

   Şayet benim bildiklerimi bilseydiniz, çok ağlar, az gülerdiniz” (Tirmizi, Zühd,9)

 Ve yine buyuruyorlar ki:

     Gözyaşı rahmettir.”

       Bizler, Fıtrat Kitabımızdan öğrendiğimize göre, bizzat kendimize zulmedeni, tokat atanı bağışlama yetkisine sahip olduğumuzu biliriz. Bununla birlikte, ondan hıncımızı alma hakkımızın bulunduğunu da biliriz.

      Bizler, zalimiz zulmü karşısında, diz çöküp ağlamayız; hele hele, öbür yanağımızı da çevirip tokat atılmasına asla müsaade etmeyiz.

     Bizler, başkalarına yapılan haksızlıklara asla alkış tutamayız. Mümin kardeşlerimizin acı çekmesi, yoksulluk ve çaresizlik içinde kıvranması bizim yüreğimizi dağlar, gözlerimizden yaşlar akıtır.

    Bizler, yetimin masumiyeti, yoksulun açlığı ve çıplaklığı karşısında duygusallığın zirvesine ulaşırız.

Böylesi durumlar karşısında Merhum Âkif’imizin şu dizelerini hemen hatırlarız:

  Nerede bir yara görsem yanar  ta ciğerim.

  Onu dindirmek için sopa yerim, kamçı yerim.

  Adam sen de aldırma, geç- git, diyemem, aldırırım.

  Çiğnerim, çiğnenirim hakkı tutar kaldırırım.

        DUALARIMIZDA DİLEKLERİMİZ

   Bizler, haksızlıklar karşısında, zalimin değil; mazlumun yanında yer alırız. Bu konuda duyarlılığımızın artması, gözlerimizin yaşarması için Rabbimize de dua ederiz ve deriz ki:

    “Ya Rab! Ürpermeyen kalpten, yaşarmayan gözden, amelsiz ilimden, şımartan ve cimrileştiren zenginlikten, isyana sürükleyen fakirlikten, göz açıp kapayıncaya kadar bir süre içinde bile olsa nefsime uymaktan sana sığınırım.”

   Bu hadisin bir başka versiyonuyla şöyle de dua ederiz:

 “Ya Rab! Faydasız ilimden, ürpermeyen kalpten, doymayan nefisten, kabul olmayan duadan sana sığınırım.” (Ebû Davud, Vitr,32)

      Bizler, sadece müminlere karşı değil; gayri Müslimlere yapılan baskı ve zulümler karşısında da duyarlı davranırız. Tıpkı1492 yılının İspanyasında zulme uğrayan Musevilere duyarlı davrandığımız, merhamet ettiğimiz gibi. Bizden veya başkaları tarafından onlara yapılan herhangi bir haksızlık karşısında sevgili Peygamberimizin şu uyarısını hemen hatırlarız: \\\\ Zımmiye zulmedenin kıyamet günü hasmı benim.\\\\ (Ebu Davut, İmaret, 33)

     Bizler,  gözyaşını, Rabbimizin, sevdiği kullarının kalplerine yerleştirdiğine ve ancak acıma duygusu olan kullarına rahmet edeceğine de inanırız.

     Bizler, gözyaşlarının kalplerimize şifa verdiğine, bizleri daha duyarlı yaptığına, kemal merdivenlerini tırmanmamıza vesile olduğuna da itikat ederiz.

     Bizler, katı kalpli, gözyaşlarından yoksun, sevgi ve şefkat duygularından mahrum insanlarla birliktelik ve dostluktan sakınmayı tercih edenlerdeniz.

     Bizler, iki damlacık gözyaşının, bir çuval sözden daha etkili ve daha inandırıcı olduğuna inanırız.

     Sözlerimi Hz. Ayşe Validemizin şu duasıyla bitiriyor, “kalın sağlıcakla” diyorum:

“Rabbim, bana cehennemi söndürecek kadar gözyaşı ver.”

NOT: Bir önceki yazımızı okuma zahmetinde bulunan okuyucularımıza ve ayrıca yorum yapıp katkıda bulunan Vahide Hanım’a, Saruhanlı, Bir Dost, Bir Molla Kasım ve Ahmet Çaylak Beyefendilere teşekkür ediyorum. Vahide Hanımefendi, yazımızdan, benim kastımı aşan bir anlam çıkarmışsa da üzülmesinler. Bizim samimi gönül insanlarını kırma ve onlara sataşma gibi herhangi bir niyetimizin olmadığını bilsinler. Saygılarımla..

Paylaş:

Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu
Şerif

Şerif Ali Minaz

Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...

Tüm Yazılarını Gör