SÖZ MÜRİTLERDE (2)
Şarlatanlar Dünyası
Abdullah Ağabey, dini, sağlam kaynaklardan öğrenmeleri konusunda sufileri sıkça uyarıyordu. Bu uyarılardan kaynaklansa gerektir ki, bir önceki yazımızda müritlerin sahte şeyhlerden dert yanan anlatımlarından söz etmiştik. Bu yazımızda da aynı konuya devam ediyoruz.
Dervişlerden, söz almak ve soru sormak isteyen iki kişi daha vardı. Nasıl olsa zaman da vardı. Şeyh Abdullah ağabey, bu iki kişiye de onay verdi.
Adının Serdar olduğunu söyleyen sûfi, kardeşlerini selamladıktan sonra sözlerine şöyle başladı:
“Abdullah Abi! Babalar dünyasında bir de, Sai Baba var. Bilmiyorum arkadaşlarım bu ismi duymuşlar mıdır? Sai Baba, 85 yaşında öldü. Oysa daha önceden ölüm yaşını ilan etmişti müritlerine; güya 96 yaşında ölecekti. Ne yazık ki, söylediği tarihte ölemedi (!)
Tam adı Sri Sathya Sai Baba’dır. Hintli bir guru, ruhani bir figürdür. Bir dergi tarafından (Watkins Review), dünyanın ruhsal yönden en etkili 100 insanından biri olarak listeye alınmıştı. İlginç bir adamdı. Meselâ; bu adamın kurduğu hastaneler, eğitim merkezleri ve kendi adıyla anılan üniversitesi var. Bu nedenle kendisine bir hayırsever, iyilik meleği ve başarılı bir eğitimci olarak bakanlar da hayli yoğundu.
2004 yılında BBC, bir belgesel yayınladı. Sai Baba’nın bir sahtekâr olduğunu, tahminen 30 milyon civarında müridi bulunduğunu, ruhsal bunalımda olan Batılı gençlere çengel attığını duyurdu.
Bu dergi, adı geçen şahsa karşı özellikle aileleri ve hükümetleri uyarıyordu.
Bu adam gerçekten muhataplarını oldukça etkileyen birisiydi. Müritleri arasında bakanlar, Hollywood yıldızları, spor ikonları ve akademisyenler vardı. Dünyanın çeşitli ülkelerine mensup müritleri vardı bu tarikatın. Başta Hindistan olmak üzere Kanada’da ve birçok Batı ülkesinde takipçileri mevcuttu.
Müritlerinden birçoğu, onun, tanrının insan formunda yeryüzünde tecellisi olduğuna inanıyordu. Onun mucize gösterme şovları da meşhurdu. Tertiplediği programlarda elini başına değdirdiği insanların başından kolyeler, yüzükler vs. dökülüyordu. Güya bunlar, sözde ilahi lütuflardı(!) Daha sonra bu döküntüleri, yine o insanlara ilahî gücünün bir kanıtı olarak hediye ediyordu. Kameraların ve binlerce insanın önünde ağzından sancılarla çıkardığı “altın yumurta” seansı ise görülmeye değerdi.
Merakım şudur, böyle bir çağda böylesine sapkın olan tipler, insanları nasıl kandırıyor ve taraftar bulabiliyorlar. Bu konudaki düşüncelerinizi açıklarsanız memnun olurum.
Bursa’da Bir Müteşeyyıh (Sahtekâr ve sapkın)
Son olarak bir başka mürit söz aldı ve o da şöyle başladı sözlerine:
“Efendim ben de, bir gazete haberinden söz etmek istiyorum. Bu haberi sizin karşınızda kendi cümlelerimle aktarmaktan teeddüp ettiğim için, aldığım kaynaktan aynen aktarmak istiyorum. Okuyacaklarım, 11.7.2011 tarihli bir gazeteden. Gazete olayı şu cümlelerle bildiriyor:
“ Merkez Yıldırım ilçesinde (Bursa) sözde bir dergâha gelen kişilere cinsel taciz ve istismarda bulunduğu iddia edilen bir kişinin, mahalle sakinleri tarafından linç edileceği yönündeki ihbar polisi harekete geçirdi.
(…) 47 yaşındaki U.K\\\\ nın evinde ve dergâhında yapılan aramalarda ele geçirilen DVD\\\\ lerde ise çocuk ve hayvan pornosu görüntüleri çıktı.
Sözde pir U.K., dergâha gelen kişilerin zikir odasında cezbelenince sır odasına girdiğini söyledi ve: \\\\ Ben sır odasına gelen kadın ya da erkekleri cinsel organımı öptürerek badelerim. Bunun dışında, isterlerse erkeklerle de, kadınlarla da ters ya da normal yolla ilişkiye girerim\\\\ dedi.
2006 yılından sonra müritlerini badeleyip cinsel ilişkiye girdiğini söyleyen
evli ve 2 çocuk babası U.K., \\\\ Kadın erkek hiçbir müridimi zorla badelemedim
Benim pir olarak sır odasına gelen müridime cinsel ilişkiye giremeyeceğimi söylemek gibi bir lüksüm olamaz. Ben cezbelenen müridimle ilişkiye girmezsem mürit zikir durumundan dolayı yanmaya başlar. Gücü kalmaz ve delirir\\\\ diye konuştu.
Kıymetli Abim, sizden bu şeyh bozuntuları hakkındaki düşüncelerinizi serdetmenizi ve bizi bu konuda aydınlatmanızı istiyorum.”
Abdullah Bey, “Güzel kardeşlerim!” diye başladı sözlerine:
“Öncelikle sizlere şunu hatırlatmak isterim. Ülkemiz ve dünyamız, bu tarz müteşeyyıhların dolaşmasına müsait olduğu gibi, gerçek manada Allah dostlarını da barındırmaktadır. Bardağın dolu tarafını da görmemiz gerekir.
Evet, her güzel şey istismar edilmeye müsaittir. Bu ülkede ve dünyada neler istismar edilmiyor ki? Sözünü ettiğiniz tipteki müteşeyyıhlar bu günkü dünyada oldukça mebzûldür. Sizleri, dini konularda uyanık olmaya davet etmem işte bu yüzdendir; herhangi bir istismara alet olmamanız içindir. Kur’an’a ve sünnete dayanmayan her düşünce, her ibadet ve davranış biliniz ki, İslâm’a terstir.
Bahse konu olan sapkın ve şarlatanlardan ben de haberdar olmuştum o günlerde. Serdar Bey kardeşimizin sözünü ettiği guru, birçok Batılı aydını düşündürmüştü o senelerde. Ne yazıktır ki, rasyonelitenin (akılcılığın) zirvesinde olduğu kabul edilen ve aralarında profesörlerin de bulunduğu Batılı akademisyenlerin ve sanatçıların, böylesi bir sapkın guruya teslim olması Batılıların izah etmekte zorlandığı bir husus olmuştu.
Ben derim ki, modernite, manevî boşlukta olan insanımızın arayışına derman olacak bir şeyler sunamamıştır. Hal böyle olmasına rağmen, bunalımda olan seküler ve rasyonel insan, bu türden ilahî güçlere sahip olduğunu iddia eden hasta gurularla karşılaşmakta ve maalesef bunlarla avunmaktadır.
Üstüne üstlük, Batı’daki dindışı seküler hayat, bu tür tehlikeli akımları beslemektedir. Ne yazıktır ki, Hindistan putperestliğinde gayet doğal olan bir inanç vardır. O da, tanrının bir guruya hulul etmesi ve gurunun tanrısal güç kazandığının zannedilmesidir. Bu tarz vehimler, çağdaş insanın yaralarına derman olmak şöyle dursun; ruhsal hastalıkları arttırmaktadır.
Bizlerin şu iletişim çağında bir Müslüman olarak ne yapıp edip, bu insanlara sesimizi duyurmamız gerekmektedir. Tebliğ görevi bizlerin üzerinde bir borç olarak durmaktadır. Bu insanlara İslâm’ı duyurmazsak, suç onların mı olur, yoksa bizim mi? Onlara İslâm, terörizmin kaynağı olarak gösterilmiş. Bu din onlara “çağdışı” bir manzumeler bütünü olarak tanıtılmış. Elbette meydan bu tür şarlatanlarca doldurulmaya çalışılıyor. Denize düşenler de boğulmamak için yılana sarılmaktadırlar.
İstidraç Nedir?
Bu bağlamda bir noktaya daha temas etmek istiyorum. Bu tarz sapkın adamların “mucize” adı altında gösterdikleri bazı illizyonist olaylara bizim literatürümüzde “istidraç” denir. Kelime anlamı derece derece yükselmek demektir. Yatay bir yükseliş değil de, dik duran bir merdivenin basamaklarındaki yükselme gibi bir yükseliş. Düşüşün şiddeti dehşetli olsun diye dikey yükseliştir bu.
Tıpkı bunun gibi, inkârcılar ve sapkınlar da, yavaş yavaş felâkete yaklaştırılırken bazı başarılar ve fevkalade olaylar gösterirler. Bol rızıklara gark olurlar, şımardıkça şımarmalarının yolu açılır. Onlar da azıttıkça azıtırlar. İşte bunun adıdır istidraç. Ama hiç farkında olmadıkları bir anda, hiç tahmin etmedikleri bir taraftan İlâhi gazap onları yakalayıverir. Tüm sahtekârların uğrayacakları akıbet işte böyledir; hem dünyada hem de ahrette. Bu konudaki sözlerimi Fıtrat Kitab’ının bir ayetiyle noktalamak isterim: “Âyetlerimizi yalanlayanları, hiç bilmeyecekleri yerden yavaş yavaş felâkete sürükleriz.” (7/182) Selâm olsun sizlere.
Not: Tüm okuyucularımızın Ramazan Bayramlarını tebrik ediyor, bir önceki yazımıza yorumlarından dolayı,”Nahide Sultan ve Bir Dost” rumuzlu okuyucularımıza teşekkürlerimi sunuyorum.
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Şerif Ali Minaz
Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...
Tüm Yazılarını Gör



