BORSA
BIST 100 13.536,84 %4,76
Altın 6.785,55 ₺/gr %0,53
Bitcoin $71.835 %4,65
Dolar 44,53 ₺ %0,19
Euro 52,06 ₺ %0,47
Sterlin 59,85 ₺ %0,73
Gümüş 107,90 ₺/gr %3,04
Ethereum $2.228,74 %6,33
İsviçre Frangı 56,32 ₺ %0,70
Kanada Doları 32,17 ₺ %0,12
Avustralya Doları 31,41 ₺ %0,92
Japon Yeni 0,00 ₺ %0,01
Suudi Riyali 11,88 ₺ %0,12
BAE Dirhemi 12,12 ₺ %0,19
Rus Rublesi 0,57 ₺ %0,23
Çin Yuanı 6,52 ₺ %0,18
ANKARA 1°C 6.785,55 ₺/gr 44,53 ₺ 52,06 ₺
Anasayfa Makaledetay
Şerif Ali Minaz

Şerif Ali Minaz

09.04.2026 13:15 Şerif Ali Minaz 3
Şerif Ali Minaz

                 

 

              ILIMLI MÜSLÜMAN OLALIM

 

                Kıymetli Okuyucu!

               Son birkaç yazımızın konusu, Abdullah Ağabeyimizin, “nefsi emaremizi” nasıl terbiye edeceğimiz hakkında çizdiği yol haritasını maddeler halinde açıklamak oldu. Özetle ifade edersek Şeyhimiz bize, kınayıcı nefsimizi aktif tutmayı, her gün murakaba yapmayı, şükür ve tövbe etmeyi, veren el olmayı ve nefsin çağrılarına icabet etmemeyi söyledi.

        Yol haritasının son iki maddesini izah ederken o, şöyle sürdürdü sözlerini:

            “ Can Kardeşlerim!

      Sözünü ettiğim “kuyuyu” iyi anladınız sanıyorum. Bütün gayretimiz ve hedefimiz, basamak basamak bu derin kuyudan sağ salim çıkabilmektir. Buradan çıkmaya çalışırken dikkat etmemiz gereken bir başka nokta da, mutedil olmak”, yani dengeyi sağlayabilmektir. Bu sözümü sakın ha, “ılımlı Müslüman olunuz” şeklinde anlamayınız. Çünkü mutedil kelimesi bazen bu anlama da gelebiliyor: Layt Müslüman. Ben kesinlikle böyle bir anlam yüklemek istemiyorum bu kelimeye.

     Mutedil olmak, adaletli olmaktır; nefsimizi eğiteceğiz, terbiye edeceğiz derken adaletsizlik ve haksızlık yapmamak demektir. İp üzerinde yürüyen cambazları görmüşsünüzdür. Düşmemek için ne yaparlar? Ellerindeki uzunca bir sopayı, bir sağa, bir sola meylettirirler ya. İşte tıpkı bunun gibi bizler de, nefsimizi terbiye ederken böylesine dengeli davranacağız.

        Bizim görevimiz nefsi eğitmektir; işkence etmek değil. Hani Allah Resûlüne (s.a.s) bir gün bir grup sahabe gelmişti. Artık, hanımlarından yataklarını ayıracaklarını, geceleri sürekli namazla, gündüzlerini de oruçla geçireceklerini söylemişlerdi de, Cenabı Peygamber de onları uyarmıştı: “Ben nasıl yapıyorsam öyle davranınız…” demişti. Demek isterim ki, Kur’an nasıl buyurmuşsa, Allah Resûlü nasıl yaşamış ve söylemişse öyle yaşayalım İslâm’ı. Ham yobaz, kaba softa portresi çizmekten şiddetle sakınalım kardeşlerim.

         Tekrar ediyorum, görevimiz, nefsi terbiye etmektir; onu öldürmek, aç veya sefil bırakmak değildir. Onun her talebini yerine getirerek, şımartmak ve hedonizm ırmağına salıvermek, her arzusunu sunarak obezleştirmek hiç değil.

                Köpek Suretinde Bir Nefis

          Yeri gelmişken bu konuda anlatılan bir kıssayı da hatırlatmak isterim sizlere. Derler ki: Allah dostlarından biri, günlerce aç kalarak, oruç tutarak, çileli bir riyazet yoluna koyulmuş. Ve sonunda bir gün secde halindeyken nefsinin, ağzından çıktığını ve bir köpek suretine bürünerek biraz ötedeki yemek tabağına doğru gittiğini görmüş. Veli, bu durumdan çok memnun olmuş, Rabbine şükretmiş. Ama tam bu sırada kendisine gaipten bir nida gelmiş: “Onu yanına al! Sen bizim katımızda onunla güzelsin ve onunla birlikte olduğun sürece seviliyorsun.”

 

8-      TAŞIN ALTINA ELİMİZİ KOYALIM

 

        Kardeşlerim!

       Ufka tırmanış yolculuğumuzda çok önemli bir görevimiz daha var. O da, sorumluluk almak, taşın altına elimizi koymaktır. Başarıya ulaşmak için elden gelen her şeyi yapmak ve hayırlı bir sonucu, yalnız ve yalnız Allah’ımızdan beklemektir. Afetlerde, hastalıklarda, sıkıntılı anlarımızda çalacağımız tek kapı O’nun kapısı olmalıdır.                Mehdilerden, dilek taşlarından, türbelerden, azizlerden, pirlerden, babalardan, paşalardan ve efendilerden medet umanların vay hallerine! Bu konuda ne demek istediğimi de, bilge adam Reşit Rıza’nın bir anekdotu ile ifade edeyim.

       Batır Ya Rab!

    Şöyle diyor Raşit Rıza:

     “ Suriye ve Mısır’da anlatılan meşhur bir hikâyeye göre, bir grup insan gemi ile yolculuk yapmaktadır.  Derken, dev dalgalar ve fırtına gemiyi sallamaya başlar. Gemi, battı batacak neredeyse. İçindekilerden her biri kendi inançlarına göre dua etmeye, imdat çağrısında bulunmaya başlarlar. Bir kısmı:

-         Ya seyyid, Ya efendi! Ey aziz şeyhim! Yetiş, yetiş imdadımıza!

           Bir başkaları:

-         Ya Rifaî, Ya Abdül Kadir! Ya Ceylani!.. Kurtar bizi, yetiş imdadımıza!

          Nakşîler, Kadiriler, Rufailer, Mevleviler, Şazeliler, Cerrahiler…Bunların her biri kendi şeyhini imdada çağırır. Bu feryatları duyan, Tevhid akidesi konusunda daha dikkatli davranan bir Müminin sabrı taşar. O da ellerini kaldırır ve şöyle dua eder:

-         Ya Rab! Batır, batır! Çünkü seni gerçek manada tanıyan kalmamış bu yolcular arasında. Batır bu gemiyi Allah’ım!

      İsterseniz bir kıssa daha anlatarak söylemek istediklerimizi noktalayalım:

        Sebeplerin Sebebini Unutmayalım

        Bir Allah dostunun, zikir halindeyken kapısı vurulur: Tak, tak tak.. Kapı açılır ve bir kadın, yanında bulunan küçük çocuğu ile birlikte içeri girer. Çocuğun gözleri görmemektedir.

   Veli başını kaldırır ve sorar kadına:

-         Bu nedir?

-         Torunumdur, gözleri görmüyor. Açmanız için getirdim, der kadın.

Veli bu teklife üzülür ve hemen cevap verir:

-         Beni siz Hz. İsa mı zannettiniz? Nasıl açarım bir insanın gözlerini?

         Büyük veli, sinirli bir halde hışımla yerinden kalkarken derinden, lâhutî bir ses duyar:

-         O muydu, o muydu gözleri açan? Bizdik, Biz!

             Evet, bu dünyadaki işlerimizde, her yerde ve her işte bir takım vesileler vardır. Araç gereçlere ihtiyaç duyarız. Ama bütün mesele, en hassas ve ince nokta, sebeplerin sebebini unutmamaktır. Vesile olanlar yaratıcı makamına getirilirse tehlike çanları çalıyor demektir. İşler o noktaya gelirse ve şayet gerçek yaratıcıyı unutursak, has kullar ve melekler, “batır ya Rab!” diye dua ederler. Böylesi bir durumdan bizleri Allah muhafaza buyursun.”

         TEŞEKKÜR VE DUAMIZ

 

               Sevgili okuyucu!

    Bizler, âkil adam Abdullah Ağabey’i, hem sahil boyunda ve hem de göl ortasındaki adada huşu içinde dinledik ve dinlemeye de devam edeceğiz. Sizler de zihnen ve ruhen bizlerle beraber oldunuz. İlginizden dolayı teşekkürlerimi sunuyorum.

             Hatırlanacağı gibi o, çizdiği bu yol haritasında ilerlerken illa da bir tarikata girmenin, bir şeyhin eteğine yapışmanın şart olmadığını hatırlatmıştı. Tasavvuftaki şekillerin, ayinlerin ve muhtelif ritüellerin teferruattan ibaret olduğunu da söylemişti.

     Onun bu hatırlatmasını unutmaksızın dua ediyor ve diyoruz ki:

“Rabbim! Bizlere, bu yol haritasını başarıyla kendi hayatımızda uygulamayı nasip eyle!

 Şu sınav dünyasında, kuyunun diplerinden kurtulup aydınlık ve ferah bir dünyaya ayak bastır bizlere!

Nefsi emaremizi eğitip, basamak basamak yüceltip nefsi mutmaine haline getirebilen kullarından eyle bizi!”

 Hem yaşarken, hem bu dünyaya veda ederken, hem de hesap gününde Yüce Kur’an’ındaki şu hitabına muhatap olabilen kullar zümresine dâhil eyle biz aciz kullarını:

  Ey Rabbine itaat edip huzura eren nefis!

    Hem hoşnut edici, hem de hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön.

    Kullarımın arasına gir.

    Cennetime gir.” ( Fecr suresi, 89/ 27,28,29,30)

       Şeyh’in diğer sohbetlerinde buluşmak üzere sizlere, “selam olsun” diyor, sağlık ve esenlikler diliyorum…

   

   

 

Paylaş:

Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu
Şerif

Şerif Ali Minaz

Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...

Tüm Yazılarını Gör