ŞEYHİ DİNLİYORUZ (6)
YOL HARİTAMIZ
Abdullah Ağabey, adada “Nefsi Arındırmanın Yollarını” anlatmayı sürdürüyor müritlerine, (onun tabiriyle kardeşlerine). Malumunuz, önceki sohbetlerinde nefsiyle mücadele halinde olan insanı, derin ve loş bir kuyudan çıkmaya çalışan insana benzetmişti. Bu süreçte izlenmesi gereken yol haritasını maddeler halinde açıklıyordu. Biz de dinlemeye devam ediyoruz:
4- VEREN EL OLALIM
Kardeşlerim!
Kuyudan tırmanırken bir noktayı daha unutmamanızı tavsiye ederim. O da “veren el olmaktır.”
Bilir misiniz, nefis ve nefes kelimeleri aynı harflerden oluşur: NFS. Nasıl ki hayatımızın devam etmesi için sürekli olarak nefes almaya ihtiyacımız vardır. Ama ikinci bir nefesin alınabilmesi için de, önceki çekilen nefesin verilmesi gerekir. Vermeden almak veya sürekli olarak nefes almak mümkün müdür? Yeni bir nefes için öncekinin verilmesi nasıl şart ise, nefsin terbiyesi ve kemâle ermesi için de “vermek” şarttır. Allah’ın bize bahşettiği maddi ve manevi nimetleri, olmayanlara, yoksula, yetime, yolda kalmışa… vermek. Buna fıkıh dilinde “tasadduk” diyoruz. Gerçek mülkün sahibi Allah’tır. Bize verilen mal ve mülkü kenzetmek; stoklamak, toplumun Karun’u olmak veya asli ihtiyaçlarımızın dışına çıkarak har vurup harman savurmak haramdır. Ama nefis, bize hep böyle olmayı emreder. İçimize çeşitli endişe ve korkular atar ve der ki:
“Yarınların neler getirip götüreceği bilinmez. Biriktir. Sana gösterilen itibarın sebebi, varsıllığın, içinde bulunduğun nimetlerin bolluğundandır. Sakın bunları tasadduk etmeyesin..” O, bize böylesi telkinlerde bulunur.
Onu bu konuda etkisiz hale getirmenin ve terbiye etmenin tek yolu, vermektir. Bir başka ifade ile söylersek, ya çevremizdeki muhtaç olanlara balık ikram etmek veya onlara balık tutmanın yollarını açmak, yani yatırım yapmak, işveren olmaktır.
5. NARSİZME KAPILARI KAPATALIM
Sevgili Dostlarım!
Kuyudan çıkarken, içimizdeki kuyu dibi sakini, yani Nefsi Emaremiz, bize hep “BEN” demeyi öğütler. Bize narsizmin tüm kapılarını açmak ister. Aslında onurlu ve haysiyetli yaşamak, Müslüman’ın vazgeçilmez bir vasfıdır. Ama “BEN”lik davasına kapılmak ve kendini Kaf dağında görmek ile kişilik sahibi olmak arasında dağlar kadar fark vardır.
Nefsimizin bize telkin etmeye çalıştığı Firavunlaşmanın önündeki en büyük engel “secde”dir. “Lebbeyk” yani “ben geldim” diyerek, Rabbimizin huzurunda secdelere kapanıp, “süphane Rabbiyey âlâ” dersek, onun, bu narsist telkinlerini etkisiz hale getirmiş ve “nefsini yücelten kazanmıştır,” (91/ 9) mealindeki ayetin kapsamına girmiş oluruz.
6- HEDONİZM ÇAĞRILARINA DA…
Kardeşlerim!
Bir noktaya daha işaret etmek isterim. Nefis, bizi çeşitli kandırmaca sözlerle işret dünyasına, hedonizme çağırır. Menfi telkinleriyle yoğun bir baskı altına almak ister bizi. Elbette ki, o ve içimizdeki şeytan görevini yapacak. Ama biz de görevimizi yapacağız. O bize : “Üç günlük şu fani dünyadan kâmını al, sür zevk-ü- sefanı. Gününü gün etmeye bak. Bir daha mı geleceksin buraya, Kâfirler havuzlu villalarda otururken, 500 milyarlık lüks otomobillere binerken sen niye onlar gibi olmayasın? Allah’ın verdiği bu serveti öbür tarafa götürebilecek misin? Bizim peygamberimiz, “Allah, verdiği nimetlerin üzerinizde görünmesini sever” buyurmamış mıdır?” der.
Bizim görevimiz bu sesleri duymak, ama ona itaat etmemektir. Kur’an’ın resmini çizdiği şu insan tipinin kapsamı alanına girmekten şiddetle sakınmaktır:
“Kendi arzu ve hevesini tanrı edinen ve bilgili olmasına rağmen Allah’ın saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne perde çektiği kişiyi gördün mü?...” (Casiye, 45/23)
Ellerimizi açıp yalvaralım:
“Rabbimiz, bizi arzularını tanrılaştıranlardan, kalbi mühürlenenlerden eyleme,” diye dua edelim.
Bilinçaltımızın bir saniyede 40 milyar bit bilgiyi işlediğini biliyor muyuz? Nefsin bize telkin ettiği olumsuz ve çirkin telkinlerin, bizleri felakete ve başarısızlığa sürüklediğinin farkında mıyız? Nefsimizin, içimize tahrip edici bir ok gibi attığı menfi telkinleri okuyabiliyor muyuz? Cevabımız “evet” ise kutluyorum sizleri.
Şeytanın ve nefsimizin yukarıda sözünü ettiğim çağrılarına karşılık bizim cevabımız da şöyle olmalıdır:
“Rabbimizin helal kıldıklarını bize kim haram kılabilir? Meşru ölçüler içinde elbette helal olan herşeyden dünyadaki nasibimizi alacağız. Ama şunu bilin ki, O’nun yasakladıklarına bizi kim davet ederse; ister iki ayaklı şeytan, isterse içimizdeki şeytan olsun, onların sesine kesinlikle kulak vermeyeceğiz.”
Böyle dersek ve sözümüzü de tutarsak onları ve dolayısıyla kendimizi eğitmiş oluruz. Ayrıca sınavımızı da kazanmış oluruz. Ne sınavı diyeceksiniz. Burası bir sınav dünyası değil miydi? Bu sınavın birçok yolları ve aktörleri yok muydu? Hatırlayalım Yüce Rabbimizin beyanını: “ Biz, sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri! (Bakara, 155)
Korkular Deryasından geçerken
Evet, bizler bu dünyada bir sınavın içindeyiz. Ama bu sınav anında bir de, çağımızın en büyük psikolojik sorunlarından biri olan “Korkular Deryası”ndan geçiyoruz. Psikologların, “angsiyete” adını verdikleri korkunun 6 binden fazla çeşidi varmış: Gelecek kaygısı; fakirlik, açlık, kaza- bela, yalnızlık endişesi; kimsesizlik, düşman v.s. korkusu…
Ruhumuzu aç bir kurt gibi kemiren bu korku ve evhamları içimize kim atıyor? Elbette ki bunun faili nefsimiz ve şeytanımızdır. Aşağıda mealini okuduğumuz ayetin sonunda muştulanması gerekenlerin, sabredenler yani kararlı olanlar, nefsine ve şeytanına diretenler, onlara teslim bayrağını çekmeyenler olduğu da beyan ediliyor.
Bu bağlamda bir hususu daha hatırlayalım. Böylesi korkuların bizi sardığını hissettiğimiz anda Kur’an’ın, Hz. İbrahim’in dilinden aktardığı şu tespihi kendimize telkin edelim, bilinçli olarak iyice içimize sindirelim: “Hasbunallahü ve ni’mel vekîl”, diyelim. “Allah bize yeter. O ne güzel muhafızdır.” (Al-i İmran, 3/173)
Ayrıca, çok güzel sesli hafızlardan Kur’an dinleyelim, Muavvizeteyn’i yani Felâk ve Nâs surelerini, Bakara suresinin son iki ayetlerini (Âmenerrasûlü), Âyet’el Kürsi’yi sıkça okuyalım. Unutmayalım ki, bilinçaltımızı olumlu bir şekilde etkilemenin en güzel yöntemlerinden biri Kur’an okumak ve dinlemektir.
Sevgili okuyucularım!
Sınav dünyasında Abdullah Ağabeyin çizdiği sekiz maddelik “yol haritasını” haftaya yine birlikte takip etmemiz ve birlikte olmamız dileklerimle selâm olsun sizlere
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Şerif Ali Minaz
Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...
Tüm Yazılarını Gör



