BORSA
BIST 100 13.536,84 %4,76
Altın 6.785,55 ₺/gr %0,53
Bitcoin $71.835 %4,65
Dolar 44,53 ₺ %0,19
Euro 52,06 ₺ %0,47
Sterlin 59,85 ₺ %0,73
Gümüş 107,90 ₺/gr %3,04
Ethereum $2.228,74 %6,33
İsviçre Frangı 56,32 ₺ %0,70
Kanada Doları 32,17 ₺ %0,12
Avustralya Doları 31,41 ₺ %0,92
Japon Yeni 0,00 ₺ %0,01
Suudi Riyali 11,88 ₺ %0,12
BAE Dirhemi 12,12 ₺ %0,19
Rus Rublesi 0,57 ₺ %0,23
Çin Yuanı 6,52 ₺ %0,18
ANKARA 1°C 6.785,55 ₺/gr 44,53 ₺ 52,06 ₺
Anasayfa Makaledetay
Şerif Ali Minaz

Şerif Ali Minaz

09.04.2026 13:15 Şerif Ali Minaz 3
Şerif Ali Minaz

                                               ŞEYHİ DİNLİYORUZ (5)

 

           

            Abdullah Ağabeyimizi dinlemeye, geçen yazımızda sözünü ettiğimiz Erdemli Beldesi’ne ait göl ortasındaki adada bulunan çay bahçesinde devam ediyoruz. O, yeni bir başlık açtı ve şu sözlerle başladı sohbetine:

 

        STERİL BİR DÜNYA VAR MI?

             Sevgili Gönül Dostlarım!

      Sakın bu dünya hayatında tamamen mikro organizmalardan arındırılmış; virüssüz ve bakterisiz, steril bir ortam aramayınız. Biz Cumhuriyet çocuklarına bir cümle ezberletilmişti okullarda.  Sizin de malumunuzdur o cümle: “Dâhili ve harici düşmanlar,” cümlesi. Bir ülkenin içinde ve dışında düşmanlar olduğu gibi, her insanın da iç ve dış düşmanları vardır.

   Nerede mi? Şeytan, içimizde; kan damarlarımızda dolaşmıyor mu? Şuur altımıza taht kurmuş olan nefislerimize ne demeli? Cenabı Peygamber (s.a.s)’in, bir savaş dönüşünde ashabına işaret buyurduğu “büyük düşman” nefsimiz ve şeytanımız değil miydi? İşte bu ikisi iç düşmanların ta kendileridir. 

    Hayat bir mücadeledir. Bu mücadeleye kendimizden başlamak zorundayız. Bunun yöntemlerini, usul ve erkânını da bilmek ve öğrenmek mecburiyetindeyiz.

   Bizler düşmanlıklar kurmaya gelmedik. Barış içinde düşmanlarımızı da eğitmenin, olgunlaştırmanın yollarını bulmalıyız. Bunun için mücadele etmeliyiz. Önce sözünü ettğim içimizdeki düşmanlardan başlamalıyız bu mücadeleye.

     Bu kısa hatırlatmadan sonra şimdi dilerseniz şu soruların cevabını bulmaya çalışalım: Nefis nedir?

 Nefsimizle nasıl mücadele ederiz veya onu nasıl eğitiriz?

 Nefisle mücadele etmenin yol haritasını maddeler halinde nasıl belirleyebiliriz?

 

        NEFİS NEDİR?

   Bu kavramın İslâmî literatürde kesin bir tanımı yoktur. Onu, ruhani bir cevher, gözle görülmeyen, elle tutulmayan latif bir varlık olduğunu söyleyenlerin yanında, hem maddi varlığımızı hem de manevi yönden bizi iyiye ve kötüye yönlendiren bir güç olduğunu savunanlar olmuştur.

  Bu nefs kelimesi, ilâhî bilgi kaynağımız Yüce Kur’an’ın 295 yerinde zikredilmektedir. Ben, bu kelimenin geçtiği ayetlerden ikisinin anlamını söyleyerek sohbetimi sürdürmek istiyorum:

  “Gerçekten, nefis durmaksızın kötülüğü emreder.” (Yusuf, 12/53)

“Hayır, daima kendisini kınayan nefse yemin ederim.” ( Kıyame, 75/2)

     Kur’an’da geçen bu ayetleri ele alan mutasavvıflar, nefsi: “Emmare, levvame, mutmainne, raziye, marziyye ve kâmile” gibi çeşitli kısımlara ayırarak isimlendirmişlerdir.

    Bizim mücadelemiz, nefsi emmaremizi, basamak basamak yükseltip “nefsi kâmile” ye, yani erdemli bir kişi olmaya doğru mesafe aldırmaktır. 

 

     Nasıl Bir Yol İzleyelim?

 

  Kardeşlerim! Hani Yunus’umuz: “Bir ben var bende benden içeru,” der ya. Onun bu sözüne eşdeğer olarak bir batılı da (R.Frager), içimizde iki insanın varlığından söz eder. Biri, yapıp eden ve yaşayan; diğeri de, izleyen ve eleştiren. Bizler, bu eleştiren ve izleyen kişiliğimizi, yani “Nefs-i Levvame”mizi, bir başka ifade ile vicdanımızı harekete geçirmek ve onu sürekli faal halde tutmak zorundayız.

  Söylemek istediklerimin daha iyi anlaşılması için bir benzetme yapmak istiyorum izninizle.     Derin ve daracık bir kuyuya düştüğümüzü düşünelim. Buradan kurtulmak için çareler arıyoruz. Bir ses geliyor içimizden: Taşları sök, tırnaklarınla veya bulabildiğin imkânlarla daha geniş bir ortam oluştur, odalar aç burada kendine. Burası da fena bir yer değil. Açacağın bu odalarda her türlü eğlence ve işret bulunacak; fuhuş, alkol, hırsızlık, gasp v.s.den tutunuz da, hedonizmin her çeşidini burada bulmak mümkün olacak. İşte bizi burada oyalayan ve burada kalmamızı, mekânı genişletmemizi ısrarla isteyen bu ses kimin sesidir biliyor musunuz? Bu ses “Nefs-i Emmare”nin sesidir.

    İçimizden bir ses daha gelir. Oda der ki: “Bir an evvel buradan çıkmanın yollarını aramalısın. İmdat iste, bağır, feryat et! Şu kuyunun taşlarını bir merdivenin basamakları haline getir ve hiç olmazsa kendi imkânlarınla bir an önce buradan kurtulmaya çalış. Burada geçen zamana acırım. Bu hayat, hayat değil. Haydi, gayrete gel. Aklını fikrini, güç ve kudretini kullan.” Evet, bu ses de vicdanın, yani “nefs-i levvame”nin sesidir. Bu çıkış yolculuğumuzda yukarıya doğru bastığımız her taş, bize bir irtifa kazandıracaktır. Bu yolculukta, kuyudan kurtulup nefsini mardiyye, mutmainne, mülhime, raziye ve kamile mertebelerine ulaştırabilenlere ne mutlu!

    

    Somut Tavsiyeler

  Sevgili Can yoldaşlarım! Şimdi size bu kuyudan kurtulurken izleyeceğimiz Yol Haritamızı” ve uygulayacağımız yöntemleri maddeler halinde sıralayacağım:

  İlk önce, kınayıcı nefsimizi (nefs-i levvame)’yi, bu yolculuk esnasında daima aktif ve uyanık tutalım. Onun uyanık olması demek, fiili duruma razı olmamak, kuyunun dibinde odalar açıp mevcut mekânı genişletmek isteyen emredici nefsin seslerini her an duyması, onu takip etmesi ve ona itaat etmememsidir.

    İkinci olarak, hakikat yolcusunun “On İlkesi”nden biri olan “murakaba” yı ihmal etmemektir. Vicdanın aktif olması bunu gerektirir.

           Nedir murakaba?

          Murakaba, insanın kendi kendisini sorgulamasıdır. Sorgulanmayan bir hayat, değeri olan bir hayat değildir ve yaşanmaya da değmez. Sorgulamanın amacı ise esaretten, bir takım nesnelere tutsaklıktan kurtulmak ve gerçek bir bağımsızlığa kavuşmaktır.

    Şimdi bir tüccar veya sıradan bir esnaf düşünelim. Bu insan, akşam olunca bir “Z” raporu almaz mı? Kasasında bulunan cirosunu hesap etmez mi? Tıpkı bunun gibi, bizler de her gün, işlediğimiz tüm davranışlarımızı gözden geçirmeliyiz. Yapıp ettiklerimizi, yapmamız gerekenleri, yapmamız gerekip de yapmadıklarımızı göz önüne alarak kendimizi sorgulamalıyız. Bu, Müslüman olmanın, hatta insan olmanın olmazsa olmazlarındandır.

      Murakabanın Sonu

Üçüncü olarak, her gün yaptığımız bu sorgulamanın sonunda Rabbimize olan şükrümüz de eksik olmamalıdır.

    Neye şükür?

   Yaptığımız güzel amellerimiz için şükür: “Ya Rab! Sana sonsuz hamd ve senalar olsun ki, bana bu güzellikleri yapma fırsatı verdin. Aklımı, irademi senin hoşnut olacağın davranışlar istikametinde kullanmamı bahşeyle bana! Ben, nefsimin esiri değil; nefsim benim kontrolümde olsun isterim. Kulunu muradıma erdir Allah’ım!” diye dua edelim. 

   Ondan af ve mağfiret dilemeyi de ihmal etmeyelim.

Niçin mağfiret?

   Bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz hatalarımız için. Hatalarımızın tekerrür etmesinden bizi koruması için el açıp Allah’a dua etmeliyiz.

     Şurası pek aşikârdır ki, davranışlarımızı değerlendirirken ölçümüz Kur’an ve sünnet olmalıdır, ya da bu iki kaynaktan beslenen bilge kişilerin bize öğrettikleri kıstaslar. Davranışlarımızı değerlendirme konusunda yanılgıya düşmemek için de, Rabbimize el açıp gönülden yakarırken Hz. İbrahim’in diliyle şöyle diyelim:

 “Rabbim! Bana (doğru ile yanlışın ne olduğuna) karar verebilme yeteneğini bağışla. Beni dürüst ve erdemli insanların arasına dâhil eyle ve bana, gerçeği benden sonrakilere ulaştırabilme gücü ver. Beni, nimetlerle dolu bahçenin varislerinden biri eyle.” (Şuarâ, 83, 84, 85)

   Aklıma gelmişken bir konuyu tekrar hatırlatayım: Tasavvufta şekiller, ayinler ve muhtelif ritüeller teferruattan ibarettir. Dolayısıyla, ister salik (tarikat yolcusu) olsun, ister olmasın her Müslüman bu saydığım ve saymayı sürdüreceğim prensipler ile erdemli bir insan olma yolunda mesafe alabilir.”

 

      Şeyhimizi beraberce dinlemeye haftaya devam etmek ümidiyle sağlık ve esenlikler diliyor, selam ve saygılar sunuyorum.

 

 

 

Paylaş:

Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu
Şerif

Şerif Ali Minaz

Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...

Tüm Yazılarını Gör