BORSA
BIST 100 13.536,84 %4,76
Altın 6.785,55 ₺/gr %0,53
Bitcoin $71.835 %4,65
Dolar 44,53 ₺ %0,19
Euro 52,06 ₺ %0,47
Sterlin 59,85 ₺ %0,73
Gümüş 107,90 ₺/gr %3,04
Ethereum $2.228,74 %6,33
İsviçre Frangı 56,32 ₺ %0,70
Kanada Doları 32,17 ₺ %0,12
Avustralya Doları 31,41 ₺ %0,92
Japon Yeni 0,00 ₺ %0,01
Suudi Riyali 11,88 ₺ %0,12
BAE Dirhemi 12,12 ₺ %0,19
Rus Rublesi 0,57 ₺ %0,23
Çin Yuanı 6,52 ₺ %0,18
ANKARA 1°C 6.785,55 ₺/gr 44,53 ₺ 52,06 ₺
Anasayfa Makaledetay
Şerif Ali Minaz

Şerif Ali Minaz

09.04.2026 13:15 Şerif Ali Minaz 5
Şerif Ali Minaz

 

Nereye Gidiyorsunuz?

    Böyle diyor Fıtrat Kitabı: Ben size dosdoğru bir yol gösteriyorum. Siz nereye gidiyorsunuz? Ben sizi kurtuluşa, mutluluğa, barış ve huzura çağırıyorum. Siz bunları nerelerde arıyorsunuz?

    Bir gün gelecek gerçeği öğreneceksiniz; güneş katlanıp dürüldüğünde, yıldızlar kararıp döküldüğünde, dağlar yerinden oynatılıp yürütüldüğünde, (…) denizler kaynatıldığında gerçeğin ta kendisini göreceksiniz. Ama iş işten geçmiş olacak.

    Şimdi, evet, şimdi nereye gittiğinizi bir bilseniz. O dehşetli gün gelmeden hangi yoldan gittiğinizin farkındalığında olabilseniz ne olur? Yine soruyorum: Dosdoğru bir hayat yolu; sırat-ı müstakim varken siz nereye gidiyorsunuz?

  Tekvir Suresi bu mealde sesleniyor bizlere. Her halde büyük şair N:F:K. şu mısraları bu İlâhi uyarılardan ilham alarak kaleme alıyordu:

   Haykırsam kollarımı makas gibi açarak

   Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak!

            Hz. Nuh da, oğluna böyle seslenmişti. Yediden yetmişe herkesin malumu olan meşhur tufanda, dev dalgaların arasında kurtulmaya çalışan oğlunu o, tekrar uyarmıştı. “Nereye gidiyorsun?” demişti ona Ama oğul bildiğini okumuştu.

         Olması Gereken Dünya

         Bizler barış dolu, sevgi ve saygı dolu, buram buram kardeşlik kokan bir dünya kuramadığımız için “nereye gidiyorsunuz?” sorusuna muhatap oluyoruz.

       Kimsenin ötekileştirilmediği, alın terlerinin sömürülmediği, kulların kullara kul edilmediği, sermayenin belirli ellerin tekelinde olmadığı bir dünyayı oluşturamadığımız için çoğu zaman çekirdek kabuğunu doldurmayacak nedenlerle çıkardığımız savaşlarda kırılıyoruz.

      Hukukun, temel hak ve özgürlüklerin üstün tutulduğu, malların, canların, onurların güvencede tutulduğu bir hayat için didinip çırpınmadığımız için kulaklarımız bükülüyor.         

       Hakk’ın istediği hakça bir dünya yolu çizemediğimiz için tabiat tarafından uyarılıyoruz.

       Sorulardan, ikazlardan, musibetlerden ders alamıyoruz. Depremlere karşı kendimizce çareler arıyoruz. Meskenlerimizi korunaklı, sağlam ve sarsıntıların kolay kolay yıkamayacağı hale getiriyoruz. Hatta okyanus boyunca on metre yüksekliğindeki Çin Seddi gibi korunaklar inşa ediyoruz. Ama bu da çare olmuyor, çünkü ardından tsunami yani siyah felâket geliyor; bu dev duvarları aşıp ne varsa alıp götürüyor, canlı cansız her şeyi silip süpürüyor.

  Bu sefer dağlara, tepe noktalara kaçıyoruz. Bu da çare olmuyor. Oralarda da volkanik patlamalarla ikaz ediliyoruz. Kızıl âfet gelip bizi ansızın yakalayıveriyor. Orta yeri bulalım deyip, dağların eteklerine konaklıyoruz. Buralarda da, tıpkı Pompei’de olduğu gibi, gündelik oyun ve oynaşta iken volkanik ateşlerle, sel gibi akıp gelen kor yığınlarıyla uyarılıyoruz.

        Okyanuslardan uzaktaki ovalara, düz mekânlara iniyoruz. Buralarda da, tüm yapılarımızı, malımızı mülkümüzü ve dahi canımızı tarumar eden kasırgalar, sel felaketleri, hortumlar geliyor. Bu yer yuvarlağının neresine gidersek gidelim, her yerde bir uyarıyla karşılaşıyoruz. Tarih boyunca, bu, hep böyle olmuş. Yazılı, sözlü uyarılardan anlamayan, “Nereye gidiyorsunuz?” sorusuna kulak tıkayan biz Âdemoğulları, sonunda böylesi elem verici ikazların muhatabı olmuşuz.

     Uzay boşluğunda tıpkı dev bir uçak gibi akıp giden dünyamızda kitlelere yön veren yöneticilerimizin her biri, bir Süleyman ve bir Davut gibi bilge kral olsalardı ne güzel olurdu?

    Düşüncelerimizi şekillendiren filozoflarımız, eğitimcilerimiz, âkil adamlarımız “ Kontrol  Kulesi”nin talimatlarına zaman zaman kulak verselerdi, o merkezle bağlantılarını tamamen kesmeyip kendi başlarına buyruk olmasalardı ne olurdu sanki?

           Özgür irademiz ve aklımız, vahiy ile el ele verseydi, bu uyarılarla karşı karşıya kalır mıydık? “Nereye gidiyorsunuz?” sorusuna muhatap olmayacak şekilde “dosdoğru yolu” seçebilseydik halimiz böyle mi olurdu acaba?          

                Hakk’ın istediği gibi hakça bir dünya oluşturabilseydik bunlar olmayacak mıydı? Mutlaka “Sünnetullah” adını verdiğimiz tabiat yasaları icra olunacaktı, ama belki insanoğlunun iskân etmediği mekânlarda veya zamanlarda tecelli edecekti bu olaylar. Belki binlerce, milyonlarca can kaybı olmadan gelip geçecekti bu doğa olayları. Savaşın olmadığı, çocukların aç ve yetim kalmadığı bir dünya olacaktı bu gezegen. Belki o zaman Yaradan’ın rahmet ve rahman sıfatları daha bir başka tecelli edecekti.

        Biz, düzen verilmişken, kendi ellerimizle bozduk bu dünyayı. Atıklarımızla çöplüğe dönüştürdük, nükleer sızıntılarımızla tabiatın dengesini bozduk. Kin, nefret ve çıkar duygularımızla sosyal hayatımızı kirlettik. Yaratıcımızla, kendimizle tabiat ve sosyal çevremizle bir türlü sağlıklı ve dengeli bir iletişim kuramadık. Bunun içindir ki, her zaman “Nereye gidiyorsunuz?” uyarısına muhatap olduk, oluyoruz ve olacağız da.

                İstiklâl Marşımızın kabulünün 90. yılı münasebetiyle Merhum Akif’imizi rahmetle yâd etmek için,  Safahat’taki bir fıkra ile bitirelim yazımızı:

 

        “Der ki bir tanesi peş-tahtayı yumruklayarak:

“Dinle, dünya neyin üstünde durur hey avanak!

Yerin altında öküz var, onun altında balık;

Onun altında da bir zorlu deniz var, kayalık.”

      Öteden Kürt atılır:

            -Doğru mu dersin be Hoca?

      - Ne demek “doğru mu dersin?” Gidi cahil amca!

Sözlerim basma değil, yazma kitaptan tekmil;

Kim inanmazsa kızıl kâfir olur, böylece bil!

           - - Rahatım yok benim öyleyse bu günden sonra;

        Gömülüp kurtulayım bari hemen bir çukura.

-          Ne zorun var be adam?

           - Anlatayım, dur ki Hocam:

     Ben bu dünyayı görürdüm de sanırdım sağlam.

     Ne çürükmüş o meğer, sen şu benim bahtıma bak!

    Tutalım şimdi öküz durdu, balık durmayacak;

    Diyelim haydi balık durdu biraz buldu da yem,

   Ya deniz?.. Hiç dibi yokmuş bu işin… Ört ki ölem!”

                        Ümitsizliklere kapılmaksızın, tabii ve beşeri felâketlerden âzâde olmuş, Yaradan’ın rahmet sıfatının gazap sıfatına galebe çaldığı bir dünyada yaşayabilmemiz dilek ve dualarımla…

 

yayın tarihi 23/01/2011

 

Paylaş:

Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu
Şerif

Şerif Ali Minaz

Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...

Tüm Yazılarını Gör