Değerli Okuyucu, bu yazı bir önceki inançlarımızı ve Müslümanlığımızı sorgulamakla ilgili sohbetin devamıdır.
Akıl- Vahiy ve Perdenin Arkası
İşte böyle Zekiciğim, eskilerin; “aklı olmayanın dini de yoktur,” diye bir deyimleri vardır. Bu, aklı olmayan kulunu Allah, hiçbir şeyden sorumlu tutmaz demektir.. Akıl varsa, düşünme ve sorgulama da olacaktır elbette. Kur’an’da, düşünmeyen ve sorgulamayanları eleştiren birçok ayet mevcuttur. Meselâ,
“ Gerçek şu ki, Allah katında yaratıkların en bayağısı/ hayırsızı hakikate karşı sağır ve dilsiz kesilip aklıselimle düşünmeyen kimselerdir.” (Enfal, 8/22)
“Onlar bu Kur’an üzerinde hiç düşünmezler mi? Yoksa kalpleri üzerinde kilitler mi var? (Muhammed, 24)
Bakara suresinin 7. Ayetinde de gerçekleri görmeyen duymayan ve anlamayanlar kınanmaktadır. Cenabı Hak, ironik bir üslupla onların kalplerinin, göz ve kulaklarının SANKİ Allah tarafından mühürlendiğini beyan etmektedir.
Bu bağlamda Merhum A. Nihat Tarlan Hoca’nın şu dizelerini de hatırlayalım:
PERDENİN ARKASINDA
"Bir talebeme dedim ki bir gün söz arasında:
-Peki yavrum, inşallah.
Hafifçe gülümsedi, hayretle dedi bana:
- Siz de inanırsınız demek hocam, Allah’a.
Ben de gülerek dedim:
- Yanlış sordun sanırım,
Şöyle sormalı idin:
-İnanır mısınız siz bir şeye O’ndan başka?
Hayır, yavrum inanmam
Ne bana inanırım, ne sana inanırım
Ne de bu kâinata.
İnanırım çünkü ben o bir olan Allah’a.
Birden şaşırdı, sordu:
- Peki, nerde O amma?
Gözünün önündeki PERDENİN ARKASINDA..".
(Z.Y: Kudemanın Kırk Atlısı, s.2005)
Evet, bazılarının gözünün; akıl ve kalb gözünün önünde bir perde vardır sanki; gerçekleri göremezler.
Onun da bir Sınırı Var
Zekiciğim, “akıl çok önemlidir,” diyoruz ama onun da bir sınırının olduğunu bilmek gerek. Çünkü onun altından kalkamadığı namütenahi sorular vardır. Onun, gerçek zannettiği YANLIŞLAR; yanlış zannettiği DOĞRULAR vardır. Ayrıca onun bildikleri, bilmediklerinin yanında devede kulak bile değildir.
Nitekim Dedem Ziya Paşa, bu gerçeği şu mısraları ile ne güzel ifade etmiştir:
“İdraki meali bu akla gerekmez,
Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez..
Sınıflarda “Sakarya” şiirinden okuduğum şu dizeleri hatırlar mısınız bilmem:
“Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kaf dağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Evet, akıl bizim rehberimizdir; iyi ile kötüyü birbirinden ayırmamıza yardımcı olur, ama onun Vahiy ile de aydınlatılması gerekir. Bu bağlamda da,+ sizinle bir anekdotu paylaşmak isterim.
Sus be Şarlatan!
Özellikle Aklı tabulaştıranlara, “ aklım bana yeter, ben Kitap ve Peygamber falan tanımam… Kuralımı kendim koyar, kendim uygularım…” Evet, böyle diyen ve düşünenlere Muhiddin Arabi şöyle bir hikâye ile itiraz eder ve der ki:
“Peygamberliğini iddia eden biri, halkın huzuruna çıkıp: “Bakınız, ben şu duvarı, peygamber oluşuma kanıt için bir mucize olarak konuşturacağım,” dedikten sonra:
“Konuş ey duvar!” dese.
Ve duvar da, dile gelip :
“ Sus be şarlatan adam, senden peygamber mi olur hiç!” diye cevap verse, bu durumda akıl nasıl karar verecektir?
Duvar konuşmuştur; o halde adam peygamberdir. Duvar adamı yalanlamıştır;
o halde adam yalancıdır, çakma peygamberdir. Çakma mı, gerçek mi? Sahte mi, hakiki mi?
Akıllar Vahiyle de Aydınlatılmalıdır
Evet, hayat yolunda yürürken akıllarımızın bir çıkmaza girmemesi için akıl ve ruh dünyamızın VAHİY ile aydınlatılması gerekir. Biz insanlar arasında aklını en iyi kullananlar filozoflardır. Ve ideolojik İZM’lerin içinde bunalan, çıkış yolu bulamayan bir çok Filozof ve bilim adamı aklı vahiyle birleştirmişlerdir.
Mesela mı?
Meselâ, Merhum Roje Garaudy, Muhammed Esed… bunlardan sadece iki isimdir. Ayrıca Batı dünyasında, mahalle baskısından dolayı Müslümanlığını açıklayamayan sayıları milyonları bulan gizli mühtediyi de bunlara ilave edebiliriz..
Merhum Filozof Garaudy, Vahyin aydınlatmadığı bir akla ve hayata itirazını şu cümlelerle dillendirir:
‘’İçinde Allah’ın bulunmadığı bir ekonominin vahşi yöntem ve uygulamaları kabul edilemez.
İçinde Allah’ın bulunmadığı Batı tarzı yönetim, milliyetçilik ve bloklaşma siyaseti insanlığa huzur veremez.
İçinde Allah bulunmayan, “Nereden geldik, nereye gidiyoruz?” sorularını cevapsız bırakan, güce sahip olmanın dışında bir hedef tanımayan, bilimi değil bilimciliği benimseyen bir zihniyet, insanlığa mutluluk getiremez.”
Hugo ve Goethe’den Hz. Peygambere
Haçlı inanış ve çevresinde yetişmiş olmasına rağmen Hz. Peygamber’e hayran olanlardan biri de ünlü düşünür, edebiyatçı ve SEFİLLER romanının yazarı
Victor Hugo’dur. Onun Resûlullah (s.a.s) için yazdığı "Mahomet” başlıklı şiirindeki birkaç mısra şöyledir:
“Alnı dik, yanakları kusursuz, benzersizdi
Kaşları ince, bakışları anlamlı ve keskindi
Boynu, gümüş bir testinin boğazıydı sanki.
Tufanın sırlarını bilen Nuh’un havası vardı.
Ona danışmaya gelenlere, adil davranırdı
Kimi itiraf eder, kimi güler ve inkâr ederdi
Sessizce dinler, en son konuşurdu kendisi
Ağzından dua ve zikir hiç eksik olmazdı..”
Zekiciğim! Ya aşağıdaki şu mısralara ne dersiniz? Bizdeki algı operasyoncuları bunları okumazlar mı acaba?
Bakınız, bu dizeler de ünlü Alman şairi ve düşünürü GOETHE’ ye ait.
O da, Hz. Peygamber için şöyle diyor:
“Kardeş,
Ayırma bizi koynundan,
Bekliyor Yaratan.
Yoksa bizi çölün kumları yutacak
Güneş kanımızı kurutacak
Kardeş,
Dağın ırmaklarını, ovanın ırmaklarını
Hepimizi alıp koynuna
Eriştir bizi yüce Rabbına
Ezelî Deryâ’nın yanına.”
Ivecçiler Geçmişte de Vardı
Zekiciğim! Sohbetimizin başında, gerek yazılı, gerekse görsel medyada yapılan algı operasyonlarından söz ettiniz. Dilersen gelecek sohbetimizde de bu konu üzerinde duralım.. Şimdilik hoşça kal…
Değerli okuyucu, sizlerle de bu sohbette buluşmak üzere kalınız sağlıcakla…
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Şerif Ali Minaz
Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...
Tüm Yazılarını Gör



