Okyanus Ötesindeki Vatandaş
Öncelikle İbrahim Suresini okurken aklıma gelen bir anekdotu paylaşmak isterim sizlerle.
Yıllar önceydi; ülkemizde anarşinin kol gezdiği yıllardı. Bir öğrencim, çocukluğunun verdiği saflıkla sınıfta parmak kaldırdı ve sordu: “Hocam,” dedi. Benim kardeşim Amerika’da doğduğu için Amerikan vatandaşı sayılıyormuş. Onun için bize her ay Amerika’dan bir uyarı mektubu geliyor. “Bu ay şu, şu bölgelere ditmeyiniz, can ve mal güvenliği açısından tehlike var oralarda,” diye yazıyor mektuplarda. Ve gerçekten sözü edilen bölgelerde bir takım olaylar oluyor.”
Evet, öğrenci bunları söylüyor ve ekliyordu: “Hocam, Amerika bu olayları nereden biliyor?”
Öğrencimin sorusu ve cevabı ayrı bir yazı konusuydu. Ama onun sözünü ettiği ülkedeki can ve mal güvenliği çok önemliydi. O denli önemliydi ki, Hz. İbrahim’in bile, dualarında Rabbimizden istediği bir husustu o. Hepimiz can-ü-gönülden isteriz ki, ali devletimiz, üzerinde yaşadığımız topraklarda canımızı ve malımızı güvence altına alsın. Hele A.B.D.’de olduğu gibi okyanus ötesinde bile olsak, devletimiz, can ve mal güvenliğimizi sağlasın, bizi düşünsün, bizi uyarsın, bir ana- baba şefkatiyle bizi kuşatsın isteriz.
Hz. İbrahim’in Duası ve Emin Belde
İbrahim Suresinde Hz. İbrahim (a.s.)’in duaları yer alır. Hani bizlerin: “Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır, “ diye nitelendirdiğimiz VATAN vardır ya, onun dualarında da, bir vatanda bulunması gerekli vasıflar sıralanır. Dilerseniz bunları maddelendirelim:
Hz. İbrahim, vatanın, güvenli, can ve mal emniyetinin sağlandığı bir mekân olmasını istiyordu. Bu bağlamda şöyle yalvarıyordu Allah’a: “ Rabbim, bu beldeyi güvenli kıl!”(1)
Hz. Ömer, O güzel insanın bu duasını gerçekleştirmek için beşer çapında büyük bir aşk ve heyecanla çalışmamış mıdır? Ömer’in, can ve mal güvenliğini sağlama konusunda gösterdiği hassasiyeti Milli şairimiz Âkif, onun dilinden şu mısralarla ifade etmemiş midir?
“Kenâr-ı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu,
Gelir de adl-i İlâhî sorar Ömer’den onu!”
Halilullah Peygamber, vatan adını verdiğimiz topraklarda hayat sürenlerin, zihinsel ve düşünce dünyalarını paganizmden arındırmış olmalarını diliyordu. O, böyle bir ülke özlemi çekiyordu ve Rabbine el açarak: “Rabbim, beni ve oğullarımı, putlara tapmaktan uzaklaştır.” diye dua ediyordu. (2)
Hz. İbrahim’in bu duasından asırlar sonra da, aynı vatan üzerinde yaşayan İslâm Peygamberi şöyle diyordu: “Ben Yalnız bu beldenin; kutlu kılınmış şehrin Rabbine kulluk etmekle amrolundum… Ve yine ben, Müslümanlardan olmakla, Kur’an okumakla da emrolundum.” (27/ 91)
İsmail’in Babası, vatanda hayat sürenlerin, hem Rableri ile hem de, çevreleri ile sağlıklı iletişim kurmalarının da özlemi içindeydi. Bu özlemini de şöyle dillendiriyordu: ”Rabbimiz! Soyumdan bir kısmını Senin kutsal evinin yanında(…) yerleştirdim. Bunu, orada namazı dosdoğru kılmaları için yaptım. İnsanlardan bazılarının gönüllerini onlara meylettir.” “Rabbim! Beni ve soyumu namaz kılanlardan eyle.” (3)
Hacer’in O sevimli eşi, vatan sathında geçim sıkıntısı ve sosyal eşitsizlik de olmasın istiyordu. Bayındır, nimetlerle donatılmış ve helal rızıkların kullar arasında eşit bir şekilde paylaşıldığı bir ülke talep ediyordu. Böylesi bir ülke, ne hoş bir ülkedir. Bu talebini de şöyle ifade ediyordu: “Rabbim! (bu mekânda meskûn olan soyumu) nimetlerine şükretmeleri için çeşitli meyvelerle rızıklandır. (4)
Allah’ın fedakâr elçisi, vatanda hayat sürenlerin, “maziye bağlı birer ati” olmalarını; geçmişlerini hayır dua ile ve rahmetle anmalarını da diliyordu. İnsanlar, iman etmiş olan atalarına küfür etmemeliydiler. Yaşayanlar, dünlerini, hatasıyla sevabıyla irdelemeliler, atalarının hataları varsa onları tekrar etmemeliler, ama ehli kıble olan cedlerine ihanet etmemelilerdi. İşte o mübarek insan, böyle bir vatan özlemini de şöyle dillendiriyordu: “Rabbimiz! Beni, anamı, babamı ve inananları hesap gününde bağışla.” (5)
Paganist Ülke Ve Akıbeti
İbn. Haldun, her ne kadar devletlere bir ömür biçmişse de, pagan toplumların devletleri daha kısa ömürlü olmuştur tarihte. Paganist yığınların barındıkları topraklar kolaylıkla işgal edilivermiştir.
Kur’an, kitaplıları vatan konusunda muhtelif surelerde uyarıyor. Özellikle Hz. İbrahim’in özlediği vatan anlayışı Neml Suresinde onaylanıyor. Meselâ; Hz. Süleyman ve Sebe ülkesinden bahsediliyor; şu pagan kültürün yaygın olduğu Sebe Melike’sinin ülkesinden.
Hüdhüd, Hz. Süleyman’a Sebe ülkesindeki halkın, güneşe taptıklarını haber verdi. Hz. Süleyman da, onları Tevhid akidesine davet eden ve besmele ile başlayan bir mektup gönderdi. Bu mektuba, Sebe halkının ileri gelenlerinin cevabı şöyle oldu: “Biz güçlü ve kahraman bir milletiz.” Gerekirse aslanlar gibi çarpışır, kendimizi koruruz, dediler.
Ama Melike, bu dik kafalı, mağrur paganlara şöyle yanıt verdi: “ Krallar bir kente, bir ülkeye zorla girdiklerinde orayı tahrip ederler. Oranın şerefli (!) insanlarını aşağılık insanlar haline getirirler.” (6)
Danışmanlarından, “ yetki sendedir, neyi uygun görürsen onu yap,” iznini alan Melike Belkıs, Süleyman’ın davetine icabet etti ve paganist bir kültürden hem kendini hem toplumunu kurtararak şu itirafta bulundu:
“Rabbim! Kendime yazık etmişim. Süleyman’la birlikte âlemlerin Rabbi olan Sana teslim oldum.” (7)
Velhasıl
Hz. İbrahim, “Rabbim, beni ve oğullarımı, putlara tapmaktan uzaklaştır,” diye dua ederken evlatlarının oturduğu vatanın huzur ve mutlulukla dolmasını istiyordu. O topraklarda, Pagan kültüre ait rüzgârların esmemesini diliyordu. Çünkü paganizmin ve şirkin ömrü çok kısaydı. Bu tarz toplumsal eğilimler, insan fıtratına aykırıydı. Hürriyetin, istiklâlin, huzur ve sükûnun en büyük düşmanıydı.
Bizim duamız da, İslam ile etle ve tırnak misali iyice kaynaşmış olan bu vatanda imanımızla, Kur’anımızla, malımızla, canımızla güven içinde yaşamak değil midir? Tıpkı İbrahim (a.s.) gibi.
Yazımız şu dua ile bitirelim:
Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar ki, şehadetleri dinin temeli
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
Sağlık ve esenlikle kalınız.
Dipnotlar:
(İbrahim, 14/35)
( “ “ “)
( “ 14/40)
( “ 14/37)
( “ 14/41)
( Neml, 27/ 34)
( “ 27/44)
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Şerif Ali Minaz
Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...
Tüm Yazılarını Gör



