BORSA
BIST 100 13.536,84 %4,76
Altın 6.785,55 ₺/gr %0,53
Bitcoin $71.835 %4,65
Dolar 44,53 ₺ %0,19
Euro 52,06 ₺ %0,47
Sterlin 59,85 ₺ %0,73
Gümüş 107,90 ₺/gr %3,04
Ethereum $2.228,74 %6,33
İsviçre Frangı 56,32 ₺ %0,70
Kanada Doları 32,17 ₺ %0,12
Avustralya Doları 31,41 ₺ %0,92
Japon Yeni 0,00 ₺ %0,01
Suudi Riyali 11,88 ₺ %0,12
BAE Dirhemi 12,12 ₺ %0,19
Rus Rublesi 0,57 ₺ %0,23
Çin Yuanı 6,52 ₺ %0,18
ANKARA 1°C 6.785,55 ₺/gr 44,53 ₺ 52,06 ₺
Anasayfa Makaledetay
Şerif Ali Minaz

GÜNDEMDEKİ SURİYE VE NUSAYRİLİK

16.02.2016 00:00 Şerif Ali Minaz 6
GÜNDEMDEKİ SURİYE VE NUSAYRİLİK

         Suriyenin Dünü ve Bu günü
     Değerli okuyucu, “Arap Baharı” sloganı ile başlayan hareket bu gün Suriyede çöreklendi. Bu yazımızda, biraz Suriyeden, biraz da Nusayrilikten söz edeceğiz.
       Suriye, dün bizim bahçemizdi. Ama yirminci yüzyılın birinci yarısında Fransızların arka bahçesi oldu. Ve bu ülkede, 21. Yüzyıl başında tüm dünyanın gözleri önünde 100 binden fazla masum insanın kanı akıtıldı ve halen akıtılıyor.
      Tarih boyunca Asur, Roma, Emevi, Selçuklu gibi çeşitli devletlerin hâkimiyeti altında bulunan Suriye, 1920 yılına kadar bizim herhangi bir eyaletimiz veya ilimiz gibiydi. Bu topraklarda, bizim yönetimimiz ve bizim kültürümüz vardı. Bu gün bile, Hama, Humus gibi şehirler, etnik olarak Türklerin yoğunlukta olduğu şehirlerdir.
        Ortadoğu üzerinde emperyal hesapları olan İngilizler ve Fransızlar, 1916da kendi aralarında bir anlaşma yaptılar ve Suriye toprakları Fransızların payına düştü. Ve o günden itibaren de, yoğun bir biçimde misyoner faaliyetleri başladı. Üstelik Fransızlar, Eylül 1920de Nusayrilere bir isim daha verdi; “Alevî.” Böylece güzel insan Hz. Ali (r.a)nin ismini kullanarak tahribat ve tahrifata devam etmekti amaç.
     Fransızlar, bu arka bahçelerini 1946 yılına dek kendi yöntemleriyle biçimlendirdiler; zaman zaman zorbalıkla, zaman zaman da, dil, inanç ve kültür değişimleriyle bahçelerini dizayn ettiler. Bu işgal ve zorbalığa Türkiye destekli direniş hareketleri, ne yazık ki başarılı olamadı. Çünkü o tarihte biz de, Anadolumuzda yedi düvelle boğuşuyorduk.
    Bu tarihten sonra, bazı Arap ülkelerinde olduğu gibi Arapçılığı temel prensip edinen Bas rejimi hâkim oldu Suriyeye.  Ne yazık ki, “sabah erken kalkanın ihtilal yaptığı dönemlerde” yani 1949- 1970 yılları arasında 10 askeri darbe yaşadı bu ülke. Ve nihayet 1966 yılında bir Hafız Esed çıkarıldı meydana. 1970-71 yılında hem devletin başı, hem de Milli Savunmanın başı oldu Esed. Ve o gün, bu gün Esedler Hakim bu ülkenin yönetimine.
    Ülkede % 14, % 86yı Yönetiyor
    Dinler tarihçisi Prof. Dr. Mehmet Çetine göre, Esedler, Nusayri mezhebine ve bu mezhebin Kameri koluna mensuplar. Bu aile, iktidarda olduğu süre içinde yönetimin ve özellikle ordunun üst kademelerine Nusayri, Maruni, Dürzi ve İsmaili ekollerine mensup insanları getirdiler. Sünni akideye mensup vatandaşlara, hep alt kademelerde görev verdiler. Bazı araştırmacılara göre, bugün Lübnan ve Suriyenin çeşitli bölgelerinde, ülkemizin bazı illerindeki Nusayrilerin toplam sayısı yaklaşık 325-400 bin civarındadır.
    Nusayrilik Nedir?
    Kaynakların ifadelerine göre, bu dinin veya mezhebin kurucusu Muhammed b. Nusayr en-Nemiri (270/883)dir.
Bunlar, Kuranı Kerimi kutsal kitap olarak kabul ederler. Kabul ederler ama  Hz. Alinin tanrılığına ait ayetlerin çıkarıldığını da iddia ederler. Ayrıca,  Kuran ayetlerinin zahiri anlamlarından çok, BATİNİ (içsel) anlamlarının önemli olduğuna inanırlar.
     Onuncu yüzyıl ortalarında yaşayan Hüseyin b. Hamdân el-Hasibînin “Kitâbül-Mecmû” adlı eseri, onların önemli bir kutsal kitabıdır. İçeriğini ancak Şeyhlerin bildiği bu kitap, Kurandan önce gelir. Bu kitapta 16 sure vardır. Bunun 5 suresini, mezhebi sistemleştiren Hamdan El- Hasibi yazmıştır. 1050 tarihlerinde de 16 sureye tamamlanmıştır.
      İnanç Esasları
     Siyasi bir mezhep olan ve  100 den fazla ekolü  olan İran ŞİAsı, her ne kadar Nusayriliği kendilerinden saymasa da, uzmanlar Nusayriliği Şianın GULAT adı verilen bölümlerinden biri olarak incelerler..
Nusayriliğe göre Allah, tarihin akışı içinde zaman zaman somut halde kullarına görünür. Ve Hz. Ali (kv) de, (haşa) bu görüntülerden biridir. Dinler tarihi literatüründe bu anlayışa Hulül adı verilmektedir. Allahın 99 esması, Hz. Alide tecelli etmektedir. Bu dinde Kelimeyi tevhit; “LA İLAHE İLLA ALİ” yani, “Hiçbir ilah yoktur; ancak Ali vardır,” şeklindedir.
      Üç harf çok önemlidir: AMS. A= Alidir ve sükutu temsil eder. M= Muhammeddir ve Ali adına konuşur. S= Selmandır ve sırrı temsil eder.
     Nedir o Sır?
      Melek Cebrail, Veda Haccında Hz. Peygamber(s.a.s)e, “sırrı açıkla” dedi; yani “Alinin İlah olduğunu veya senden sonra halifenin Ali olacağını açıkla,” demiş…
     Seyyid Selmanı ve Muhammedi, Ali kendi nurundan yarattı. Ve sonra da, üçü birlikte varlık âlemini yaratmışlardı.
     Melek inancı da vardır Nusayrilikte; ama bu melekler, Hz. Alinin çevresinde yer alan sahabelerdir. Meselâ; Ebû Zer, İsrafildir. Burcu ise Terazi yıldızıdır. Meselâ; Abdullah b. Revaha, Azraildir. Burcu, Merih yıldızıdır…
   Ve reenkarnasyon; eskilerin deyimi ile tenasüh inancının önemli bir yeri vardır bu mezhepte. Bu, tekrar tekrar dirilip dünyaya dönüşü ifade eden bir inanç ve anlayıştır.
        Nusayriliğin, İslâmın şartlarını çağrıştıran ve beş maddede özetlenen ibadet esasları da vardır. Namaz, oruç hac gibi…
Meselâ; Zekât, dini öğrenmek ve aktarmaktır. Ve her ailenin, malî şartlarına göre, şeyhe para verme zorunluluğudur.
      Nasıl Nusayri Olunur?
      Kadınların alınmadığı bu mezhebe, babası da Nusayri ve sağlıklı olan 8-10 yaşından büyük erkekler alınır. Bunlar, ölümle karşı karşıya kalsa bile, sır saklayabilecek kabiliyet ve olgunlukta olmalıdırlar. Mezhebin sırları, bir amca tarafından çocuğa öğretilir.
     Sır tutamayan, kripto olarak, yani çift kimlikli yaşamayı beceremeyen insan bu mezhebe giremez. Sırrı açıklayanlar, öldürülür. Gençlerin, sosyal çevrede iyi bir Müslüman izlenimi bırakmaları için namaz kılmaya, oruç tutmaya özen göstermesi istenir.
Velhasıl
Uzmanların ifadesine göre bu mezhep, tarihin akışı içinde hüküm süren eski din ve inanışlardan, özellikle totemcilik, Sabiîlik, Mecusîlik, Musevilik ve Hristiyanlık ‘tan büyük oranda etkilendiği görülmüştür. Ne yazık ki, günümüzde de bu mezhep üzerinden Suriyede büyük bir oyun oynanmakta, yüzbinlerin kanı ve gözyaşı akıtılmakta; milyonlarca insan evini barkını terk etmek zorunda bırakılmaktadır
Yazımızı, Prof. Ebu Zehranın “Mezhepler Tarihi” adlı eserindeki şu cümleleri ve Allah Resulünün (s.a.s) uyarısını hatırlayarak bitirelim:
“Ehl-i Salip orduları, Şama ve diğer İslam ülkelerine hücum ettiklerinde bunlar, Müslümanlara karşı Salip orduları ile anlaşmışlardır. Ehli Salip orduları bunları kendilerine yaklaştırmış ve dost edinerek kendilerine mühim mevkiler tahsis etmişlerdir. Moğollara öldürme imkanı vermiş olanlar, Moğol hücumu ve yağması kısmen hafifleyince, salyangoz ve midyelerin kabuklarına büzülüp ortalığı kontrol edişleri gibi, ikinci bir fırsatı kollamak için kendi dağlarında bekleşiyorlardı .”
 Ve Allah Resulü (s.a.s), Veda Haccında şöyle diyordu
 Ey müminler! Size iki emanet bırakıyorum. Onlara sıkı sıkı sarıldıkça, yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet de Allahın kitabı Kuran ve benim sünnetimdir.”
     Her türlü aşırılıktan ve fanatizmden Allaha sığınırken diyoruz ki, AVNULLAHİ ALEYNA” (Allahın yardımı üzerimize olsun) Selam ve dua ile hoşça kalınız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 

 

Paylaş:

Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu
Şerif

Şerif Ali Minaz

Kütahya'nın Simav ilçesinde doğdu. İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bursa’da, yüksek okulu da İstanbul’da bitirdi. Öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına...

Tüm Yazılarını Gör