BORSA
BIST 100 13.536,84 %4,76
Altın 6.785,55 ₺/gr %0,53
Bitcoin $71.835 %4,65
Dolar 44,53 ₺ %0,19
Euro 52,06 ₺ %0,47
Sterlin 59,85 ₺ %0,73
Gümüş 107,90 ₺/gr %3,04
Ethereum $2.228,74 %6,33
İsviçre Frangı 56,32 ₺ %0,70
Kanada Doları 32,17 ₺ %0,12
Avustralya Doları 31,41 ₺ %0,92
Japon Yeni 0,00 ₺ %0,01
Suudi Riyali 11,88 ₺ %0,12
BAE Dirhemi 12,12 ₺ %0,19
Rus Rublesi 0,57 ₺ %0,23
Çin Yuanı 6,52 ₺ %0,18
ANKARA 1°C 6.785,55 ₺/gr 44,53 ₺ 52,06 ₺
Anasayfa Makaledetay
Özden GÜLEN

DUBAİDEN SELAMLAR (3)

27.12.2014 00:00 Özden GÜLEN 3
DUBAİDEN SELAMLAR (3)

         

 

                

        ÇÖLDE AÇAN ÇİÇEKLER

Yaz sıcakları dört mevsim  hissediliyor buralarda.. Nisan ayından itibaren sabah penceredeki camlara dokunuyorum; sıcak. Mayıs- Ekim ayları arasında hava sıcaklığı 45 derece civarında seyrediyor. Bu kavurucu sıcaklarda esen rüzgâr bile insanı rahatlatacağına, daha çok bunaltıyor.

Ekimden sonra ise bu diyarın kış havası dediğimiz Türkiyedeki bahar neredeyse. Akşamları 15 derece olan sıcaklık gündüz yine 20 derecenin üzerinde seyrediyor..

En puslu çöl sıcağında bile parklar, bahçeler, yol kenarları yemyeşil… Her tarafa yenibahar ve yaz çiçekleri ekmişler. Bir bakıyorsunuz otobanların yanlarında pembe mor çiçek tarlaları uzanıyor.  O mis kokulu turuncu sarı kadife çiçekleri her yanda, güneşin renkleriyle bezenmişler , huzuru sevinci çağrıştırıyor..

“İşte paranın gücü” demişti bunları görünce bir arkadaş… Bence, işte emeğin gücü. Tabi ki maddi imkânlar gerekiyor yerin altından sulama tesisatı döşemek için. Ancak emek harcanmasa, titizlikle, her gerektiği zamanda sulama muslukları açılmasa, her sabah sarı tulumlu işçiler tek tek onları özenle okşamasa, kuruyanları temizleyip toprağını tazelemese, yine de böylesine canlı olurlar mıydı dersiniz? Geçen aylarda, havaalanının karşısındaki tamamen kumla kaplı bir alanı ağaçlandırma ve çiçeklendirme aşamasında görmüştüm; o kumun üzerine hortumları nasıl döşediklerini. Nasıl kamyonlarla toprak getirip serdiklerini, üzerlerine kocaman ağaçları getirip diktiklerini, sonra da etraflarına birbirinden güzel rengârenk çiçekler ektiklerini… Kupkuru çölü nasıl hayat dolu bir bahçeye çevirdiklerini….

İşte böyle, emek verildi mi, her şey gerektiği şekilde, gerektiği miktarda bir araya getirildi mi, nasıl da imkansız gibi görünenler gerçekleşebiliyor … Çok basit, ama net bir örnek…

O ağaçları , çiçekleri gördüğümde içim bir tuhaf oluyor nedense.. Onların nasıl yaşayabildikleri, ne şartlarda büyüyüp, tüm güzelliklerini bize sunduklarını düşündükçe sarsılıyorum… Kendiliğinden açıveren çiçeklerin, yeşeren çimenlerin bol olduğu, rahatlıkla yağmurla beslenerek büyüdükleri o güzelim beldeleri düşünüyorum… Hiç kıymetini bilemeden onları tahrip edebilen insanları da hatırlamadan edemiyorum…

Yaşamı düşünüyorum… bazen öylesine doğal geliyor ki yaşamak, elimizdeki nimetler … Bunun nasıl bir mucize olduğunu, nasıl bir özenle, yaradılış mucizesi ile ayağımıza kadar geldiğini hiç düşünmeden tüketiveriyoruz umursamazca… Ya bazı olanaklardan yoksun olanlar. sağlıklı olmayanlar, hayatları fırtınalarla darmadağın olmuş insanlar… İşte onlar nasıl da önemsiyor, kıymetini biliyor, emek veriyor en ince detay için… Tıpkı çölün kumuna doğru kök salarak hayata tutunmaya, yaşamaya çalışan ağaçlar gibi…

Ama Rabbim emek verenlere, fiili dualarda bulunanlara, ihlasla isteyenlere istediklerini veriyor işte … Yeter ki, biz istemesini bilelim…

 BİR FİLM VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Çok uzun yıllar önce bir filim seyretmiştim; Alkadraz Kuşçusu… Bir adada hapisanedeki bir adamın gerçek yaşam öyküsünü anlatıyordu.. Hapishane avlusunda bulduğu yaralı bir kuşu tedavi etmesi ile başlayan kuşlara karşı ilgisi, onu bambaşka bir hayata taşıyordu. Kuşlar üzerine okumaya başlıyor, araştırıyo , düşünüyor, deniyor sonunda da bir kuş uzmanı olup çıkıyordu. Kanaryalar üzerine kitaplar yazıyor, ünü öylesine yayılıyordu ki her gün kuşlarla ilgili soruları ve sorunları olanlardan yüzlerce mektup almaya başlıyordu… “İşte dört duvar arasındaki anlamsız bir hayatın, her dakikasını değerlendirmesini bildiğinde nasıl bir amaca hizmet edilebileceğini gösteren örnek,” demiştim kendi kendime….

Yaşadığımız hayat da işte böyle bizim küçük hapishanemiz değil mi aslında… Ya kendi düşüncelerimiz ve davranışlarımızla onu küçücük bir hücreye çeviriyoruz, hayata uzaktan , demir parmaklıkların ardından bakmaya başlıyor, anlamsızca yaşayarak, zamanımızı acımasızca harcayarak mahkumiyetimizin biteceği bu yaşamdan ayrılacağımız anı bekliyoruz… Ya da; bir mahkumiyete benzeyen bu dünya hayatının her anını en iyi şekilde değerlendirerek hücremizi gittikçe genişletiyor, bir gül bahçesine çeviriyoruz… İnsanlara faydalı oluyor, yaşamımıza bir anlam katıyoruz… Biliyoruz ki, sayılı gün olan bu hapis hayatı bir gün sona erecek onun için her anı kendimizi düzelterek, düşünerek, tefekkür ederek geçiriyoruz. Mahkûmiyetin sona erdiği gün geldiğinde de, huzur ve mutlulukla ebediyete kanat çırpıyoruz.

Nasıl oldu bilmiyorum, bu kavurucu sıcakta açan çiçekler, içimde yepyeni umutların açmasına sebep oldu ve beni çok uzaklara, uzun yıllar öncesi seyrettiğim bir filmdeki hayata demir parmaklıkların, betonların arasından kök salan bir adamın yaşamına götürdü. Ayaklarımı yere daha bir güçlü basıyormuşum gibi hissettim kendimi. Rabbime bütün verdiği nimetler için şükrettim.

Allahım beni ve gönülden isteyen herkesi imtihanın sırrına erdir, bize eşyanın hakikatini öğret!

Hayırlı, huzurlu günler dileklerimle..

 

 

Paylaş:

Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu