ONLAR, BOŞ VE ANLAMSIZ ŞEYLERDEN YÜZ ÇEVİRİRLER. (Müminun: 23/3)
Boş bir söz mü işittin, duymazdan gel.
Yararsız bir eyleme mi çağrılıyorsun, dön sırtını, uzaklaş oradan.
Anlamsız bir tavırla mı karşılaştın, çevir yüzünü.
Furkan Suresinin 72. ayeti de aynı anlamda: “Onlar, boş ve yararsız şeylerle karşılaştıklarında, onurlu olarak oradan geçip giderler.”
İki ayet de, gayet açık ve net. Onların bir davranışı övülerek bize anlatılıyor.
Kim onlar : “Kurtuluşa eren müminler” (Müminun:23/1)
Evet, mümin kişi, onurlu kişi, boş işlerle uğraşamaz. Boş lakırtı ile vaktini dolduramaz. Faydasız eylemlerle günlerini öldüremez. Böyle durumlara yüz vermez, iltifat etmez.
Öyle diyor Allah: “Boş şeylerle karşılaştığında onur ve izzetinle ayrıl oradan.”
Peki böyle mi yapıyoruz, yoksa anlamadan dinlemeden, boş mu dolu mu araştırmadan her işe balıklama mı dalıyoruz? Fert ve toplum olarak ömrümüzü anlamsız uğraşlarla mı tüketiyoruz? Boş ve yararsız tutkuları baş tacı mı ediyoruz?
Yapılanlara bir bakalım isterseniz:
İlk ve orta öğretim çağında, bu gün 16 milyon öğrencimiz var. Her yıl 100 milyon kitap önlerine koyuyoruz. 12 yıl okutuyoruz. Neler neler okutmuyoruz ki.
Coğrafyada, Kanadanın yer altı kaynakları, Japonyanın bitki örtüsü, Rusyanın ağır sanayi, Güney Afrikanın nüfusunu ezberletiyoruz. Peki Türkiyeye ne kadar yer verdik? Bu gençliğe, ülkemizin zenginliğini, eşsiz güzelliğini, kültürel farklılıklarını yeterince anlatsaydık 12 yıl yeter miydi? Her şeyi çerez miktarınca verdin, ne gözü doydu ne karnı. Ne Dünyayı tanıdı, ne de kendi ülkesini.
Tarih dersinde, Eski Mısır, Roma, savaşlar, barışlar, eski çağ, orta çağ, cilalı çağ, yontma çağ…Oku yavrum oku. Sonra.Sonrası, bilgi yarışmalarında, bir de bulmaca çözerken iyi işe yarıyor.
Lise mezunu, hatta üniversite mezununda nerede “TARİH BİLİNCİ”? Tarihi ibret almak için okutuyordun da, hangi ibreti alacak? Boş, anlamsız çoğu da taraflı ve yanlış ezberlettiğin bu bilgilerle, atalarına saygı duyan, kendine güvenen, geçmişinden onur duyan, geleceğine umutla bakan bir gençlik mi bekliyorsun?
Türkçe ve Edebiyat derslerinde de epey bilgi yükledik. İçerden, dışardan çokça şair ve yazardan bahsettik. Sonuç. Sonuç, üniversiteli dahil kimse kendi dilekçesini yazamaz. Sevdiği, beğendiği bir şair veya yazar var mıdır? Varsa , onun hakkında beş dakikalık bilgi veremez. TDK, 600 bin maddeyi aşan yeni sözlük çıkardı. Lise mezunlarımız 700 sözcükle idare eder.
Din Bilgisi. Ders sayısı az, fakat maşallah konu çok. Tek tanrılı dinler, çok tanrılı dinler. Hinduizm, Brahmanizm, Budizm… Namazda okunacak sure ve dualar…
Peki çocuğumuza esas gerekli olan bilgiler nerede? Bu ülke Müslüman değil mi? Peygamber senin neyin olur? O, bir kültür mü? Onun ümmeti olmakla övünmüyor musun? Onu yeterince tanıtmaktan niye utanıyorsun veya korkuyorsun? Niçin Yaratıcıyı hakkıyla öğretmezsin? Allahı tanımayan, kimi tanır? Ya Kitap. Esas Kitap. Tüm insanlığın kurtuluş rehberi KURAN nerede? Her sınıfta ayrı bir ders olarak en çok Onu anlatmak gerekmez mi? Bakanlık, Kuranın anlamını öğretmek için neden ders saati ayırmaz? Laiklikten korktuğu kadar, Allahtan korkmaz mı?
Yabancı dili hiç sormayın. Eski sistemde 11 yıl, 4 yıl da yüksek okulda oku, elde var sıfır. Bu millet bu kadar mı kafasız? Bunda bir sorun yok mu? Buna bir çözüm bulunamaz mı? Talim Terbiye, hiç mi acımaz tüm bu emeklere?
Diğer dersleri saymayalım. Yüksek öğretime bir göz atalım. Şu anda en az 3-4 milyon genç, üniversitenin değişik sınıflarında dirsek çürütüyor. Ve her yıl ortalama 200 bin öğrenci okulunu bitiriyor. Ne verdik, ne kazandı bu gençlik? Bunların yüzde kaçı işe yarar gerçek bilgilerle donandı? Yüzde kaçı 4-5 yıl boşu boşuna oyalandı? Mimarlığı bitiren bir genç itfaiyeci olacaksa; orman fakültesini bitiren, bir bankada para sayacaksa; Veterinerliği bitiren: “Abi ne iş olsa yaparım.” diye, ortalıkta dolaşacaksa, yazık değil mi bu gençlere? YÖK ne iş yapar? Sadece rektör mü seçer? Plan, program, düzenleme, organize sözcüklerinin bir anlamı yok mu?
Askerlik sürelerini tartışsak, acep site yöneticisi korkmadan yazımızı yayınlar mı? Orta öğretimde 12 yıl, yüksek öğretimde 4-5-6 yıl, toplam 17-18 yıl oyaladık gençleri. Bunun yanında 15 ayın lafı mı olur. Bir 15 ayda askerlikte oyalansın. Tüfek çat, nöbet tut.
Kardeşim hangi çağdayız? 600 bin kişiyle, 15 ay siperde mi bekleyeceğiz? Vatan savunması. Amenna. Hepimizin boynunun borcu. Fakat, niçin 600 bin kişi ve niçin 15 ay? Çok daha az kişiyle, daha az zamanda ve daha profesyonel halledilemez mi? Olmaz, denemez. Çünkü, 24 aydan 18 aya; 18 aydan 15 aya indi. Demek ki oluyormuş. Yeniden planlama yapılamaz mı? Bu gençlik sizin. Ülke için daha verimli ve daha üretken duruma getirilemez mi? Bu inat niye?
Bizim bakış açımızla, eğitim ve askerlik çağındaki gençler biraz masum görünüyor. Her ne kadar, Arif Nihat Asya, biraz eleştiri, biraz heyecan, biraz güven ve tarih şuuruyla onları uyarmış olsa da:
“Yürü; hâlâ ne diye oyunda oynaştasın,
Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın!”
Biz bunu büyüklere yönlendirelim. Çünkü ne de olsa uygulayıcı onlar. Engelleri kaldırabilecek, yanlışları çözebilecek onlar. Gençlerin önünü açacak, yeni Fatihlerin yetişmesine sebep olabilecek onlar diye umut ediyoruz. Ve tüm sorumlulara sesleniyoruz:
“Haydi yürü; hâlâ ne diye mevki makam hırsındasın,
Sinanın Süleymaniyeyi inşa ettiği yaştasın!”
Biraz da evlerimizin içine bir göz atalım mı: Akşam oldu. Hanım, dizisini kaçırmamak için elinde kumanda bekliyor. Diziden sonra diğer kanalda magazin haberleri başlıyor, onu da seyretmeden yatmak olmaz. Beyimiz salondaki televizyonda maçını izlemeye başlamış bile. Onun işi daha kolay. Çünkü maçtan sonraki yorumlar, tartışmalar ve maçın tekrarı aynı kanalda. Heyecandan bir yerlere fırlattığı kumandayı aramasına gerek yok. Oğlumuz, internetin başında. Feysbuk yazışmaları biterse, yeni aldığı bir oyun sidisi var onu izleyecek. Kızımız balkonda, bir saattir telefonla konuşuyor. Yarın gidilecek cafeler ve sinemalar ayarlanıyor.
İşin tuhaf tarafı şu, ailenin her bir ferdi, kendi yaptığını doğru ve hoş buluyor, diğer yapılanları,boş, anlamsız ve yararsız kabul ediyor. Ve birbirlerinin yüzüne alaysı bir tebessümle bakıyor.
Peki günlerimiz… Futbolda maşallahımız var, son zamanlarda erkeklerimize, kadınlar, gençler ve yaşlılar da katıldı. Ülke nüfusunun neredeyse yarısı, vaktinin çoğunu maçları, takımları, oyuncuları, atılan golleri konuşmakla geçiriyor. Kadınlarımız, altın günlerinde, işyerlerinde, hatta halk ekmek kuyruklarında, dizilerdeki ihanetleri, kalleşlikleri, falancanın saflığını, filancanın kurnazlığını anlata anlata bitiremiyor.
Oh, ne âlâ memleket!..Durum, şu eski İspanyol diktatörünün dediğine ne kadar da benziyor: “Ben halkımı yıllarca 3 “f” ile yönettim.” Yani, futbol, film, fiesta(dans). Kardelen Dergisi başyazarı Ali Erdalın tesbitiyle, bunlara bir de 4. “f” eklendi: feysbuk.
Yetmez mi? Artık kendimize gelmenin zamanı gelmedi mi? Yazık, günah değil mi? Güzeli-çirkini, boşu-doluyu, yararlıyı-zararlıyı birbirinden ayıracak zekâdan yoksun muyuz? Yoksa işimize mi öyle geliyor?
Gelmesin.
Bakın Allah(cc), sevdiği, beğendiği, onurlu bulduğu, kurtuluşa erdirdiği müminleri nasıl tanımlıyor:
“ONLAR, BOŞ VE ANLAMSIZ ŞEYLERDEN YÜZ ÇEVİRİRLER.”
Bizden hatırlatması…
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Mustafa'nın Diğer Yazıları
KUR’AN’LA YOLCULUK - MÜMİN KUL
09.04.2026 · 4
'ZULMEDENLERE ASLA MEYLETMEYİN, YOKSA ATEŞ SİZE DE DOKUNUR.' (HUD,...
09.04.2026 · 4
KUR’AN’LA YOLCULUK: 'ZİNA EDEN KADIN VE ERKEK HER BİRİNE YÜZ DEĞNEK...
09.04.2026 · 6
KUR’AN’LA YOLCULUK:'SİZ GEÇİCİ OLAN DÜNYAYI DAHA ÇOK SEVİYORSUNUZ....
09.04.2026 · 6



