“O, AKILLARINI GÜZELCE KULLANMAYANLARI PİSLİK İÇİNDE BIRAKIR.” (Yunus, 10/100)
Ayetin orijinalinde “RİCS” olan kelimeye, pislik yerine, rezillik, iğrençlik, kokuşmuşluk, çürümüşlük, kaos, bunalım olarak da mana verilebilir. Sonuç değişmez. Akletmeyenlerin, rezillikten kurtulamadıkları, manevi bir pislik çukurundan çıkamadıkları anlaşılır.
İyiyi kötüden, güzeli çirkinden, doğruyu yanlıştan, hakkı batıldan ayırmanın en büyük yardımcısı olan akletme, sözlükte bilmek, anlamak, bağlamak, korumak, sığınmak, engellemek gibi anlamlar taşır. Kur’an’da tezekkür/hatırlama, tefekkür/düşünme, tedebbür/tedbir gibi yakın anlamlı sözcüklerle birlikte yaklaşık 1000 yerde geçer.1
Yüce Yaratıcımız, aklın merkezi olan kalbe indirdiği her altı ayetten birinde akletmemizi/düşünmemizi istiyor. İnsanın dünyaya geliş gayesine uygun yaşayışın ve sorumluluk bilincine ermenin, Allah’ın diğer canlılardan farklı olarak insana verdiği en büyük nimetlerden biri AKILLA olacağı, yüzlerce ayette dile getiriliyor. Zaten aklı olmayandan da sorumluluk beklenmiyor. Akıl-buluğ çağından sonra yükümlülükler başlıyor. “Aklı olmayanın dini yoktur” sözü bir gerçeği ifade ediyor.Tahkiki inanç, yani araştırarak, gayret sarf edilerek ulaşılan iman övülüyor, “Taklidi iman” makbul görülmüyor.
Akletme konusunda bu gerçekler ortadayken, insanoğlunun bu konuda sınıfta kalışının sebebi nedir? Aklı putlaştıran Rasyonalistleri ve akletmeyi horlayan, küçümseyen mistik anlayış sahiplerini bir tarafa bırakalım. Onlar zaten hem bu dünyalarını ve hem de ahretlerini zindana çevirmiş olan, konu başlığımızdaki ayetin direk muhatapları.
Peki ya, asırlardır gerçek anlamdaki akletmeyi hayatlarından çıkarmış olan İslâm toplumunun okumuşlarına ve halkına ne diyeceğiz.Bu donukluktan, bu taklit bataklığından ne zaman kurtulunacak?
Vahyin indiriliş amaçlarından birinin akletmekle ilgili olduğunu hiç mi okumadılar:
“Bu mübarek Kitab’ı ayetlerini düşünsünler ve akil olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.” 2
Kur’an’ın Arapça indiriliş gerekçesi üzerinde hiç mi düşünmediler:
“Biz O’nu senin dilinde kolaylaştırdık, belki düşünüp öğüt alırlar.” 3
Kur’an’ın sık sık “Hâlâ akletmeyecek misiniz?” 4 sorusuyla, körelen kalpleri uyandırmaya çalıştırdığı niçin görmezden geliniyor?
Bu uyarıcı ayetlerin yanında, aklını güzel kullananları övücü haberlerle de dolu Yüce Furkan:
“Akıl sahipleri, eski milletlerin terk edilmiş harabe yurtlarına bakarak ibret alırlar.” 5
Kurtuluşa erenlerin akledenler olduğu bildiriliyor:
“Sözü dinleyip de en güzeline uyanları müjdele. Onlar Allah’ın hidayetine kavuşacak kimselerdir. Tam akıl sahipleri bunlardır.” 6
Ve müjdelerin en güzeli:
“Temiz akıl sahiplerine Adn cennetleri vardır. Oraya babalarından, eşlerinden ve çocuklarından iyi olanlarla beraber girecekler. Melekler onları “selâm selâm” diye karşılayacak.” 7
Ya akıl nimetini güzel kullanmayanlar! Kitap, onların da özelliklerini açıklayan haberlerle dolu. Birkaçını birlikte okuyalım:
“Akletmeyenler gerçeği işitemezler.” 8
“İyi ama, onlar hiç mi yeryüzünde gezip dolaşmazlar? Bu sayede kendisiyle AKLEDECEKLERİ bir kalbe ya da işitecekleri bir kulağa sahip olsalardı ya! Ama şu da var ki; gözler kör olmaz, fakat asıl kör olan göğüslerdeki kalplerdir.” 9
“Sen onlardan çoğunun DÜŞÜNDÜKLERİNİ mi sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da aşağı.” 10
Yüzlercesinden sadece üçünü zikrettiğimiz yukarıdaki ayetlerin muhatabı, sadece Nebi döneminin müşrik ve müminleri mi? Biz genelde müjdeci ayetleri sahiplenir, kendimizi akledenler sınıfından kabul ederiz de:
“Onlara: “Allah’ın indirdiklerine uyun.” denildiği zaman, “Hayır, biz atalarımızı neyin üzerinde bulduksa ona uyarız.” Ya ataları hiç AKILLARINI kullanmamış ve doğru yolu bulamamışlarsa?” 11 İlahi vahyinin bizi de ilgilendirdiğini hiç üzerimize almayız.
İşin kolayına kaçıp, aklını tatile gönderenler;
“Ben bilmem, şeyhim bilir.”,
“Ben anlamam, üstadım anlar.”,
“Ben kimim, ağabeylerim, büyüklerim ne derse doğrudur.”diyenler;
Akla, mantığa, Kur’an’a göre yanlışlığı apaçık ortada olan kimi gelenek, görenek ve adetlere körü körüne bağlı olanlar;
Yaptığı uygulamanın yanlışlığı Kur’an’la kendilerine bildirildiğinde: “Eski köye yeni adet mi getiriyorsun. Bunca gelmiş geçmiş büyükler bilmiyor da sen mi biliyorsun?” klasik sorusuyla karşılık verenler…
Akletmedikleri, taklit bataklığında boğuldukları, “O, AKILLARINI GÜZELCE KULLANMAYANLARI PİSLİK İÇİNDE BIRAKIR.” ayetinin muhatabı olabilecekleri, ne zaman akıllarına gelecek?..
1- Hamdi Tayfur, Akletme Üzerine, Mana Yayınları, sf. 7.
2- Sâd, 38/29.
3- Duhan, 44/58.
4- En’âm, 6/32
5- Tâhâ, 20/128.
6- Zümer, 39/18.
7- Ra’d, 13/23,24.
8- Yûnus, 10/42.
9- Hac, 22/46.
10- A’râf, 7/179.
11- Ra’d, 13/3,4.
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Mustafa'nın Diğer Yazıları
KUR’AN’LA YOLCULUK - MÜMİN KUL
09.04.2026 · 4
'ZULMEDENLERE ASLA MEYLETMEYİN, YOKSA ATEŞ SİZE DE DOKUNUR.' (HUD,...
09.04.2026 · 4
KUR’AN’LA YOLCULUK: 'ZİNA EDEN KADIN VE ERKEK HER BİRİNE YÜZ DEĞNEK...
09.04.2026 · 6
KUR’AN’LA YOLCULUK:'SİZ GEÇİCİ OLAN DÜNYAYI DAHA ÇOK SEVİYORSUNUZ....
09.04.2026 · 6



