KUR’AN’LA YOLCULUK:
“GERÇEKTEN DE İNSAN ANCAK ÇALIŞTIĞINI ELDE EDER.” (Necm, 53/39)
Neye, ne kadar emek verdinse alacağında o kadardır. Doğru olan, hak olan, adil olan da budur. Ve SÜNNETULLAH da böyledir. Kim hangi itirazı yaparsa yapsın, başarısızlıklarına hangi bahaneleri üretirse üretsin sonuç ve gerçekler değişmez. Çalışan kazanır, çalışmayan kaybeder.
Günümüzde, geçmişte, çevremizde bunun örnekleriyle çokça karşılaşırız. Aklını güzel çalıştıran, her işi usulüne uygun yapanların başarılı oldukları gerçeğini kim inkâr edebilir? İyi okulları tesadüfi de olsa kazanan kaç tane tembel öğrenci vardır? Hakketmedikleri yerlere gelenler de kısa zamanda silinip giderler.
Tembel, eğlence düşkünü, Avrupa’nın şımarık çocuğu Yunanistan’ın düştüğü durumu da görüyoruz, İkinci Dünya Savaşı sonrası, prensipli çalışması neticesinde kısa zamanda yükselen Almanya’yı da. Kuruluş anlarındaki o heyecanlı çalışmalarıyla yükselen devletlerin, zevk ve eğlenceye daldıklarında yıkılıp gittiklerini de okuyoruz.
Ayetin anlamını destekleyen, çalışmayı övüp, tembelliği yeren ata sözlerimiz, kültür zenginliğimiz içinde çokça görülür:
“Yazın gölge hoş, kışın çuval boş.”
“Gençlikte para kazan taş taşı,
Kocalıkta kur kazan ye aşı.”
“Kıskanma ne olur, çalış senin de olur.” gibi. Bunlara bir de MEHMET Akif’in dizelerini ekleyelim:
“Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası;
Dostunun yüz karası, düşmanının maskarası!”
Çalışmanın ayetteki karşılığı “SA’Y”. Hac ve Umrede yapılan Safa ve Merve arasındaki koşuşun adı. Bir de “Allah sa’yinizi makbul etsin” temennilerinde duymuşuzdur bu Arapça sözcüğü. Hacdaki ve dualardaki “SA’Y”dan bahsedince hemen toparlandık değil mi? Günlük dilimizde kullandığımız “ÇALIŞMA” da, o kadar saygıya layıktır ve sahibini kişilik sahibi kılar. Fakat hangi çalışma/sa’y makbuldur, sahibine artılar kazandırır, bilmek gerekir.
SALİH AMELLER diyoruz ya, yani iyi, doğru ve güzel işler. Bilinir aslında bunlar. Bunlar aslında evrenseldir. İnsanın fıtratından getirdiği doğrulardır . Unutulduğu zaman da Kitabın bize hatırlattıklarıdır. Önce kendisini, sonra çevresini ve dünyayı ıslah etmek/düzeltmek için gayret göstermek. Kendini arındırmak, çevredeki haksızlığı, zulmü ortadan kaldırmak amacıyla yapılan çalışmadır SALİH AMEL. Ve tüm çalışmalar kesinlikle karşılığını bulur. Bu çalışmalar ister yüce ülküler için yapılsın, ister bencil çıkarlar için fark etmez. Öyle diyor Yüce Rabb’im:
“Kim zerre kadar iyilik yapmışsa karşılığını görecek. Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa karşılığını görecektir.” (1)
Sadece bu dünyayı isteyenler de, her ikisi için çalışanlar da istediklerine ulaşacaktır :
“Her kim “hemen şimdi” buranın geçici hazlarını isterse, onun payını hemen şimdi veririz. Fakat sonra payına düşen Cehennem olur; oraya dışlanmış, aşağılanmış olarak girer. Ve her kim de ahiret hayatını düşünür var gücüyle orası için çalışırsa onların bu çabası karşılığını bulur.”(2)
Amaç iyi bir kul olmak, dünya ve ahiret saadetine kavuşmak ise, ona uygun çalışılacak. İlk olarak dinin öğrenilmesi için emek verilecek. Bir cep telefonu bile alırken elli türlü araştırmayı yapıyoruz, soruşturuyoruz, araştırıyoruz. Doğduğumuz topraklarda bulduğumuz, atalarımızdan miras kalan inancımız için de zaman harcamalıyız, araştırmalıyız, okuyup, sorgulamalıyız. Has ve pak inanca erişmek için biraz ter dökmeliyiz.
İlahiyatçı Prof. Abdulaziz Bayındır Hocanın dediği gibi: “Bugün piyasada iki ayrı din var, biri İndirilmiş, biri de oluşturulmuş din”. Bu oluşturulmuş dinden kurtulmak, Son Nebi’nin bize sunduğu Allah’ın dinine ulaşmak için, O’nun Kitabına, esas kaynağa, Kur’an’a baş vuracağız. Kur’an dışı bütün bilgilerin hatalarla dolu olduğunu unutmayacağız. Kur’an’ın: “Ey iman edenler, iman ediniz!” (3) seslenişine kulak verecek ve mevcut inancımızı gözden geçireceğiz. Niyetimiz bu olup bu uğurda biraz gayret sarf edersek, Yüce Rabb’im bize o sahih imanı bahşedecektir. Çünkü, “İnsan çalıştığına erişir.”(4)
İkinci olarak da, doğru bir inancı bulmak için çalışmanın yanında, o inancın gereklerini yerine getirmek için de çaba göstereceğiz. Öyle : “Benim kalbim temiz” demekle olmuyor bu işler. “Ben Allah’ı çok seviyorum, O’ndan korkmayan kâfirdir” diyecek, fakat sevdiğinin emirlerini duymazdan geleceksin. O temiz kalp kirlenmeye, katılaşmaya başlar. “KALPLER ANCAK, ALLAH’IN ZİKRİYLE/KUR’AN’LA HUZURA KAVUŞUR.” (5) ayetinde belirtildiği gibi, o huzur, yine Kur’an’ın Salih amel kabul ettiklerini yapmakla sağlanacaktır.
Üçüncü olarak da, bu iman ve Salih amel üzerinde sebat edip, ömür boyu hakkı ve sabrı tavsiye etmek gerekir. Aynen Asr Suresinde belirtildiği gibi: 1-İman edenler, 2- Salih amel işleyenler, 3- Hakkı ve sabrı tavsiye edenler kurtulabilir.
Tüm bunlar da ancak çalışmakla olacak, yan gelip yatmakla olmaz. Veya bazı kendini açıkgöz sanan bedavacılar gibi, gir bir tarikata, bağlan ulu bir zata.O ulu zat(!) seni: “bu dünyada şeytandan, öbür tarafta cehennem azabından kurtaracağını” söylesin. Sen de sırt üstü yat. Gel keyfim gel. Yok öyle bedavadan köfte.
Allah’ın Nebisi bile, kızı Fatma’ya: “Babanın peygamber oluşuna güvenme.” derken, bu kurtuluş garantisi nereden alınıyor? Sizi kurtaracak olanları kim kurtaracak. O zatlar Hesap Gününü baypas mı yapacaklar? Yoksa Allah’tan kaçarak gidebilecekleri Cennetin gizli yolları mı var? Hiç mi düşünmezsiniz?
Uhut Savaşından çıkarılan dersi de unutmayalım.: “HER İŞ KURALINA UYGUN YAPILMALIDIR.” Başında komutan olarak Peygamberin bulunduğu, kazanmak için her türlü hazırlığın yapıldığı; düşmandan daha iyi savaşıp zaferin daha yakın olduğu bir anda, ordunun içindeki küçük bir gurubun emirleri dinlememesi; bulundukları tepeyi terkedip ganimet toplamaya yönelmesi, savaşın yönünü değiştirip Müslüman ordunun yenilmesine sebep oluyor. Allah da işin sonucuna müdahale etmiyor, argo tabirle Müslümanlara torpil geçmiyor. Önderimiz, örneğimiz, sevgili Peygamberimiz yaralanıyor, kanlar içinde kalıyor. O’nu canından çok sevenler olmasa, neredeyse öleyazıyor.
Biz ne yapıyoruz? Küçük bir iyilik sonunda veya bir şeyhin eteğine yapıştığımızda cenneti garantiye aldığımızı sanıyoruz. Lütfen kendimize gelelim.
Belki bahse değmez ama, ortalıkta o kadar kalabalık bir güruh var ki, onlar da, başına gelen her olayı, başaramadığı her işi, yanlış bir kader anlayışına; şans veya talihe; bilmem hangi burçtan olduklarına bağlarlar. Bu acınası insanlar: “Akletmeyenler pislik içinde kalır.”(6) ayetinin muhatapları olsa gerek. Bunlar da akıllarını güzel çalıştırmakla güzel sonuçlara ulaşabilirler. Suçladıkları kader, şans ve burçlar da günah keçisi olmaktan kurtulur.
Bu konuda söylenecek laf çok da, susalım ve Yüce Rabb’imin sözüne kulak verelim:
“HER İNSANIN AKIBETİ, KENDİ KAZANDIKLARINA BAĞLIDIR.” (7)
1- Zilzâl, 99/7,8. 2- İsrâ, 17/18,19. 3- Nisâ, 4/136. 4- Necm, 53/39. 5- Ra’d, 13/28. 6- Yunus, 10/100. 7- Müddesir, 74/38.
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Mustafa'nın Diğer Yazıları
KUR’AN’LA YOLCULUK - MÜMİN KUL
09.04.2026 · 4
'ZULMEDENLERE ASLA MEYLETMEYİN, YOKSA ATEŞ SİZE DE DOKUNUR.' (HUD,...
09.04.2026 · 4
KUR’AN’LA YOLCULUK: 'ZİNA EDEN KADIN VE ERKEK HER BİRİNE YÜZ DEĞNEK...
09.04.2026 · 6
KUR’AN’LA YOLCULUK:'SİZ GEÇİCİ OLAN DÜNYAYI DAHA ÇOK SEVİYORSUNUZ....
09.04.2026 · 6



