KUR AN LA YOLCULUK-'GERÇEKTEN, 'BEN MÜSLÜMANLARDANIM' DİYENDEN DAHA GÜZEL SÖZLÜ KİM VARDIR?' (FUSSİLET: 41/33)
Kuranın, “daha güzeli yok” diye tanımladığı Müslüman, Allaha içten teslimiyet gösteren anlamındadır.
Elmalılı Hamdi Yazır, “Müslümanı, Allah önünde arınıp, kendini alnı açık yüzü ak hale getiren” diye tarif eder.
İnsanlık tarihi boyunca gönderilen tüm Elçiler, insanları Allahın dini İSLAMa çağırmış. Onlara uyanlar da MÜSLÜMAN adını almıştır.
Kuran bunu şöyle açıklıyor:
“Allah sizi hem daha önce hem de bu Kuranda MÜSLÜMAN diye isimlendirdi.” (Hac: 22/78)
Hz. İbrahim hakkında tartışanlara Kuranın verdiği cevaba bakalım:
“İbrahim ne Yahudi ne de Hıristiyandı, fakat tam anlamıyla Hakka yönelmiş bir MÜSLÜMANDI; Allaha şirk koşanlardan da olmamıştı.” (Al-i İmran: 3/67)
Hz. Yakupun oğullarına vasiyetini okuyalım:
“Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslamı) seçti. Siz de ancak MÜSLÜMANLAR olarak ölün” dedi. (Bakara: 2/132)
Anne ve babasına kavuşan Hz. Yusufun duası da farklı değil:
“Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünyada da ahirette de benim yardımcım sensin. Benim canımı MÜSLÜMAN olarak al ve beni salih kullarının arasına kat.” (Yusuf: 12/101)
Hz. Musanın azılı düşmanı Firavun bile MÜSLÜMANLIĞINI ilan ediyor, fakat ne yazık ki çok geç kalıyor:
“İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve askerleri de, azgınlık ve düşmanlıkla onların peşine takıldı. Nihayet boğulacağını anladığında şöyle yakardı: Ben de İsrailoğullarının inandığından başka ilah olmadığına inandım, artık ben de MÜSLÜMANLARDANIM! dedi. “Ne yani, ancak ŞİMDİ Mİ (aklın başına geldi)? Oysa ki sen daha önce isyanda ısrarcıydın ve bozgunculuğu iş edinmiş biriydin.” (Yunus: 10/90,91)
Hz. İsanın Havarilerinin övündüğü sözcük de MÜSLÜMANLIKTI:
“Havariler de: iman ettik. Bizim MÜSLÜMAN olduğumuza Sen de şahit ol, demişlerdi.” (Maide: 5/111)
Görüldüğü gibi tarih boyu “MÜSLÜMAN” ismi iftiharla ve ısrarla kullanılmış.
Peki bugün, bu ad, yeterli gelmiyor mu ki, farklı isimleri benimsiyoruz ve farklı bir sıfat daha kimliğimize ekliyoruz?
Niçin, “Hangi cemaattensin?” sorusuna muhatap oluyoruz?
Neden, illa da bir tarikat mensubu olma ihtiyacı duyuluyor?
Neden bir şeyhe bağlanma şart koşuluyor?
Neden, Müslüman olmaktan çok, mensup olduğu mezhep ve meşrep ön plana çıkarılıyor?
Bu farklı isimleri almanın , bizi bölünmeye götürdüğünü; bu farklılaşmanın tarihte ve günümüzde bize büyük acılar yaşattığını niye görmezden geliyoruz?
Bakın tarihe, birbiriyle savaşan guruplar: “Vurun Müslümanlara!” mı diyorlardı, yoksa: “Vurun Haricilere!.. Emevilere!.. Abbasilere!.. Caferilere!” diye mi Müslüman ordular birbirine kırdırılıyordu?
“Böl, parçala, yut” tuzağına niçin daha çok Müslümanlar düşer?
Iraktaki en acı kayıplar bu farklı ismi kullanan taraflardan gelmiyor mu?
Helal, haram konusunda en ince ayrıntılara titizlikle uyan bir Sünni, bir Şiiyi öldürmeyi; bir Şii de bir Sünniyi öldürmeyi sevap sayıyor…
Büyük düşman, Müslüman ismiyle bunları birbirine kırdırabilir miydi?
“Sünnilerin camisini, Şiiler bombaladı!” haberini, tüm dünyada yüzde doksanına sahip olduğu medyasıyla sağır sultana bile duyuran; bu kışkırtıcı yayın sonunda da, Şiilerin camisini, içinde ibadet edenlerle birlikte Sünnilere bombalatabilir miydi?
Bizim gaflet ve dalalet içindeki yazılı ve görsel medyamız da, aynı haberleri yine onların ağzından, hiç değiştirmeden yayınlıyor… Sanki ölenler aynı ülkenin, aynı dine mensup olan kardeşlerimiz değilmiş gibi…
Afganistan ile ilgili hiç “Nato güçleri Müslümanları öldürdü” haberi duydunuz mu? Bizden spikerleri dinleriz: “12 El-Kaide mensubu vuruldu; Talibanın 45 askeri etkisiz hale getirildi; Afganistanın güneyindeki militan güçler Nato tarafından zayiata uğratıldı…”
Sudanda, Yemende, Filistinde ölenler, ya Hamaslıdır, ya El-Fetihli; ya Ladin taraftarı, ya terörist ya da İhvan mensubudur…
Uzaklara gitmeyelim. Yıllarca kendi Müslümanlığına laf söyletmeyen, fakat dinden imandan bihaber/habersiz/ sanatçımız, yazarımız, aydınımız(!), gerici diyerek, mürteci diyerek, takunyacı, nurcu, cemaatçı, şeriatçı, çağdışı veya yobaz diyerek, sinemasıyla, tiyatrosuyla, romanıyla, karikatüriyle seni rencide etmedi mi? Hiç MÜSLÜMAN ismi kullanılarak alay edilen bir karikatür gördünüz mü?
Benim güzel kardeşim.. Düşünmez kardeşim… Aklını başına toplamaz kardeşim… Görüyorsun değil mi, dışarıdaki düşmanlar ve içerideki bilmezler, sana hangi isimlerle zarar veriyor. O güzel ismi kullanmamak için nasıl titizlik gösteriyor. Birliği bozmak, tefrikayı artırmak için nasıl cinlikler düşünüyor.
Bu ince dizaynları sen niye anlamıyorsun. Aksine onlara koz üstüne koz veriyorsun. Halbuki bazı konularda çok hassas davranıyorsun. Mesela, birileri kendilerini MUSEVİ, İSEVİ diye adlandırırken, sen MUHAMMEDİ denmesine şiddetle karşı çıkıyorsun. “Bizim dinimizin sahibi ALLAH (CC)” diyorsun. Ve en doğrusunu yapıyorsun.
Peki sonra, “Muhammedi” ismini kullanmayı sakıncalı görürken, nasıl olur da SÜNNİ, Şİİ, CAFERİ, MEVLEVİ, NAKŞİ, KADİRİ… v.b. isimleri hoşlanarak, övünerek kullanırsın?..
Tüm alimlerimiz nur içinde yatsın. Allah (cc) onlardan razı olsun. Onlar kulluklarını en güzel şekilde yapıp, bu fani dünyadaki ömürlerini tamamlamış, ahirete intikal etmiş, herkes gibi hesap gününü bekliyor.
Biz, ölmüş veya yaşayan bilge kişileri tanımaya çalışırız. Hayatlarını, eserlerini okuruz. Ölenlere mağfiret, yaşayanlara sağlıklı ömürler dileriz. Hepsini Kuran ışığında değerlendirmeye çalışırız. Diğerlerinden daha çok beğendiklerimiz olabilir. Ama o kadar. Beğendiğimiz O ismi bayraklaştırmak, onun ismiyle anılmaktan gurur duymak, hele o zatı kurtarıcı gibi görmek, yanılmaz olduğunu kabul etmek, tek kelimeyle sınırı aşmak olur. Ölçüyü kaçırmak, kendimizi tehlikeye atmak olur.
Sınırı aşan bu davranışlar, bizzat o zatlara bir hakaret sayılmaz mı? Kendisinden medet umulan o kişi, mezarından kalksa ve gücü yetse, bu gafil hayranının herhalde ağzını burnun kırardı. “Ben senin duana muhtaçken, sen beni İlahlaştırıyorsun.” diye kızgınlığını dile getirirdi.
Bu yazıda, etnik kimliklerin öne çıkarılmasının, birliğimize, dirliğimize, huzurumuza ne büyük sıkıntılar açtığı üzerinde durmadım. Fakat bu konudaki tek çözümün de: “MÜSLÜMAN” ismindeki sırda saklı olduğunu unutmayalım.
Gelin, bizi, bir kılan, güçlü kılan, güzel kılan, üstün kılan o isme dönelim. “MÜSLÜMAN” adını, birinci kimlik, tek kimlik olarak kullanmak, övünç kaynağımız olsun.
Yüce Yaratıcımızın: “Ben MÜSLÜMANLARDANIM” diyenden daha güzel sözlü kim vardır?” hitabına muhatap olmaktan mahrum kalmayalım!..
Not:
Muhterem okuyucularım,
Orucumuzun;
Rabbimize daha yakın olmaya,
Kuranla hemhal olmaya,
İnsanlara sevgi, saygı ve şefkatla yaklaşmaya,
“Hayırlarda yarışın” çağrısına uymaya
vesile olmasını, YÜCE RABBİMDEN niyaz ediyorum!.. M. Gül
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Mustafa'nın Diğer Yazıları
KUR’AN’LA YOLCULUK - MÜMİN KUL
09.04.2026 · 4
'ZULMEDENLERE ASLA MEYLETMEYİN, YOKSA ATEŞ SİZE DE DOKUNUR.' (HUD,...
09.04.2026 · 4
KUR’AN’LA YOLCULUK: 'ZİNA EDEN KADIN VE ERKEK HER BİRİNE YÜZ DEĞNEK...
09.04.2026 · 6
KUR’AN’LA YOLCULUK:'SİZ GEÇİCİ OLAN DÜNYAYI DAHA ÇOK SEVİYORSUNUZ....
09.04.2026 · 6



