“ANDOLSUN Kİ, SİZİN İÇİN RASULULLAH’TA GÜZEL BİR ÖRNEK VARDIR.” (Ahzab, 33/21)
Hem de ne güzel örnek!
Tüm insanlık için;
İyi bir eş, iyi bir baba, iyi bir dede olmaya çalışanlar için benzersiz örnek!
Fildişi kulelerde, silahlı korumaların kapısında beklediği ulaşılmaz saraylarda değil;
Bizimle, bizim yanımızda, bizimle birlikte yaşayan önderimiz, örneğimiz.
O’nu farklı konumlarda görmek isteyenler için: “De ki: Ben sizin gibi bir insanım.” (Kehf, 18/110) İlâhi vahyini hatırlatan.
Bizim gibi ağlayan, gülen, sevinen, üzülen “İçimizden biri.” (Bakara, 2/151)
Elbisesini yamayan, çorabını diken, ayakkabısını tamir eden, keçisinin sütünü sağan.
Ailesiyle ziyaretlere giden, konuklarını ağırlayan, onlara eliyle su ikram eden.
Eşlerine bazen kızan, bazen darılan, bazen de gönüllerini alıp, sevgi sözcüklerini eksik etmeyen. Onlarla piknik yapan, birlikte koşan, yarışan.
Torunlarını omzunda gezdiren; mescite girdiğini görünce minberden inip kucağına alan, sonra hutbesine devam eden.
Çoğu baba gibi, kızından dolayı damadına sitem eden.
Yavrusunun ölümünde, başkalarının tavırlarına aldırmayıp sessizce ağlayan.
Çocukları seven, yetimin başını okşayan.
Tebessümünü eksik etmeyen, sokaktakilerle selamlaşıp, şakalaşan.
Oturduğu ev, giydiği elbise, sofrasındaki yemek halkından farklı olmayan.
Kur’an’ın tanımıyla bizim için bir “ARKADAŞ” (Necm, 53/2) olan.
Askerleriyle birlikte hendek kazan.
En ince ayrıntılarına kadar savaş planları yapan.
Tüm hazırlıklardan sonra ellerini açıp Yaratıcısından yardım isteyen.
Ordusunu cesaretlendirmek için gerektiğinde atına binip düşman üzerine hücum eden. Çoğunlukla galip gelen. Bazen de kaybeden.
Mescidin yapımında ter döken, duvarını arkadaşlarıyla birlikte ören.
Açlığını gidermek için karnına taş bağlayan.
Çoğunlukla tek çeşit yemekle yetinen.
Hoşgörüde, cömertlikte, cesarette, alçak gönüllülükte, vefada, şefkatte, nezakette, güvenilirlikte eşsiz örnek.
“Muhammed yalnızca bir elçidir; ondan önce de nice elçiler gelip geçmiştir.” (Âl-i İmran,3/144) ayetinde bildirilen elçilik görevini en mükemmel yapmış olan.
Tüm diğer elçiler gibi tebliğ görevini yaparken başına gelmedik kalmayan.
Taşlanan… Hakaret edilen…”Mecnun” gibi çeşitli sıfatlar yakıştırılan…
İnananlarıyla birlikte aç susuz bırakılan… Öldürülmesine karar verilen…
Davasından dönmek için çeşitli rüşvetler teklif edilen…
52 yıldır yaşadığı şehrinden hicret etmeye mecbur kılınan…
Ordular toplayıp üzerine saldırılan…
Tüm bu saldırılar, eziyetler, hakaretler O’nun görevini yapmaya engel olamamış, 23 yılın sonunda yüz binlerin karanlıktan aydınlığa eriştiğine tanık olan.
Ve tüm canlılar gibi bu dünyadaki görevini ve ömrünü tamamlayıp ebedi hayata göç eden.
Hz. Ömer dahil birçok sahabinin bu gerçeği kabullenemeyip taşkın davranışları karşısında; Belki de O’nu en çok seven ve ölümüne en çok üzülen, fakat metanetini koruyup doğru olanı yapan Hz. Ebubekir:
“Senden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, sen ölürsün de onlar bâki kalır mı? Her can ölümü tadacaktır. Ne var ki, hayatın iyi ve kötü görünüşleriyle karşı karşıya getirerek sınıyoruz sizi. Sonunda hepiniz Bize döneceksiniz.” (Enbiyâ, 21/34,35); “Ey Rasulüm! Elbette sen de öleceksin, onlar da ölecek.” (Zümer, 39/30) ayetlerini okuduktan sonra:
“Ey insanlar! Dikkat ediniz! Sizlerden kim Muhammed’e tapıyorsa, bilsin ki Muhammed(sav) ölmüştür! Kim de Allah’a ibadet ediyorsa, hiç şüphesiz Allah Hayydır, ölümsüzdür!” diyerek, topluluğu sakinleştirmiştir.
“Kutlu Doğum Haftası” vesilesiyle, O’nu bugünlerde daha çok hatırlayacak, tanıyacak ve anacağız. Kendi çağında olduğu gibi, günümüzde de O’nu görmezden gelenlere, tanımak istemeyenlere, örnekliğini ve önderliğini kabul etmeyenlere sadece acırız. O’nun ulaştırdığı VAHYİN ışığında aydınlanmak istemeyenlere akıl, izan tavsiye ederiz. Bir gün O’nu tanıma şerefine kavuşacaklarını umarız.
Asıl derdimiz başka. Kulaktan kulağa anlatılan, kitaplarda cilt cilt yazılan, kürsülerde yıllardır dile getirilen Peygamberimiz hakkındaki yanlış bilgiler, yerleştirilmeye çalışılan yanlış Peygamber algısı, asıl derdimiz. İyi niyetle, düşüncesizce veya kasıtlı uydurulmuş haberler ve abartılmış hayat hikâyeleri. Kur’an’ın sık sık uyarılarına rağmen, Kur’an ölçüsüne uymayan “Peygamber anlatımlarıyla” sık sık karşılaşacağız bugünlerde.
Meselâ:
“Dediler ki: Bize yerden kaynak fışkırtmadıkça sana asla inanmayacağız.
Veya senin hurma ağaçlarıyla ve asmalarla dolu bir bahçen olmalı ve aralarından gürül gürül ırmaklar fışkırtmalısın.
Ya da sürekli iddia ettiğin gibi üzerimize gökyüzünden parçalar düşürmelisin. Ya da Allah’ı ve melekleri karşımıza getirmelisin.
Veyahut da senin altından bir köşkün olmalı ya da semaya çıkmalısın; fakat gökyüzüne çıksan bile, oradan bize okuyacağımız bir kitap indirmedikçe yine de sana asla inanmayacağız.” (İsra, 17/90,91,92,93) şeklindeki inkârcıların ısrarlı mucize isteklerine karşılık:
“O’na Rabbinden mucizeler gerekmez miydi? derler. De ki: Mucizeler ancak Rabbimin katındadır. Doğrusu ben, sadece apaçık bir uyarıcıyım. Kendilerine okunan bir kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu?” (Ankebut, 29/50,51) ayetiyle cevap veriliyor.
Bugün, Kur’an gibi hiçbir kula nasip olmayan Kitap yetmiyor mu ki, Peygamberimize KUR’AN dışı hiçbir mucizenin verilmediği ayetlerle de bildirildiği halde, sonradan uydurulmuş onlarca mucize anlatımlarıyla karşılaşıyoruz:
“Başının üstünde bir bulutun dolaşması; işaret parmağıyla ayı ikiye yarması; ağacın dile gelip konuşması; parmaklarının ucundan akan suyla bir ordunun susuzluğunu gidermesi…” gibi.
Yine: “Peygamberler arasında hiçbir ayrım yapmayız.” (Bakara, 2/136) uyarısına rağmen, “Sen olmasaydın, sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım.” uydurma sözünü, anlı şanlı vaizler anlatır durur. Bilmezler mi aynı anlayışları Hırıstiyanlar öteden beri savunurlar.
Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri kitabında aynen şöyle deniyor:
“İsa olmasaydı kâinat yaratılmazdı. Göklerde ve yeryüzünde görünen ve görünmeyen şeyler, tahtlar, egemenlikler, yönetimler ve hükümranlıklar… Her şey onun aracılığıyla ve onun için yaratılmıştır.” *
Hz. İsa’yı tanrılaştırdıkları ve İncil’i değiştirdikleri için Hırıstiyanlara kızıp dururken, şimdi onlarla peygamber mi yarıştırılıyor?
Bugünlerde çokça duyacağımız temel yanlışlardan biri de “GAYB” ile ilgili olanlar. Peygamberimizin, uzaktaki herhangi bir olayı; en yakınındaki münafıkları; sevgili eşi Hz. Ayşe’nin suçlanması karşısındaki gerçek bilgiyi; onlarca arkadaşının baskına uğrayıp öldürülüşünü önceden bilemediği gerçeği ortada dururken, ve:
“De ki: “Ben size Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum. GAYBI DA BİLMEM. Size ben meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum.” (En’âm, 6/50) ayetini her gün okurken, neden aslı astarı olmayan gelecekle ilgili bir sürü hadis(!) anlatılır, yazılır. Nedense bu gayb haberlerinin çoğu da, belli kavimler, mezhep imamları, siyasiler, tarikatlar ve şeyhleri övücü, diğerlerini yerici niteliktedir.
Peygamberimizi yüceltmeci mantıkla yapılan bu yanlış anlatımlar, O’nu örnek olmaktan uzaklaştırmakta; insanların kafasında dinle ilgili çelişkiler oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Kur’an dışı bu peygamber algısı, bazı kavimlerin, mezheplerin, cemaatlerin çıkarı için kullanılmaktadır. Bir cemaat liderinin kendi kitabında yazdıklarına bir göz atalım:
“Hep diyorum ve diyeceğim: Üç dört kişi dahi olsa, samimi bir kalple, dine hizmet için bir araya gelseler; muhakkak Allah Rasulü’nün ruhaniyatı orada hazır olacak, onları ve orayı şereflendirecektir.” ** Tabi bu yazılanlar kitap sayfalarında kalmaz.Cemaat tarafından uygulamaya konulur: Yapılan toplantılarda baş köşede boş bir koltuk bırakılır ve o koltuğa Rasulullah’ın oturacağına inanılır(!)
Diyelim liderin hesapları başka, peki bağlıları hiç mi Kur’an okumaz. “Göklerdeki ve yerdeki her şeyi Allah’ın bildiğini görmüyor musunuz.? Üç kişi gizlice konuşmaz ki, dördüncüleri “O” olmasın………..Nerede olurlarsa olsunlar, “O” mutlaka onlarla beraberdir.” (Mücadele, 58/7). ayetini hiç mi görmezler? Müslümanlar ne zamandan beri Allah’ın sıfatlarını, O’nun Elçilerine verir oldular? Kimsenin O’nu yanlış tanıtmaya hakkı olamaz. Kaş yapayım derken göz çıkarmamak gerekir. Ölçüsüz övenler, O’nu yerenlerle aynı yerde buluştuklarını unutmasınlar.
Biz, Allah’tan başka ilah olmadığına; Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna tanıklık ediyoruz.
Biz, “O’nu izliyor, O’na uyuyoruz, çünkü Allah’ı seviyoruz.” (Al-i İmran,3/31)
Biz, Kur’an çizgisinin dışına çıkan anlatımlara kulak tıkıyoruz.
Biz, bizden biri ve arkadaş olan elçiyi örnek alıyoruz.
Biz, O güzel insanla Cennette dost ve komşu olmayı, Yüce Mevla’mızdan canı gönülden diliyoruz!...
* A. Bayındır, Kur’an Işığında Aracılık ve Şirk,4. baskı, 100
** F. Gülen, Sonsuz Nur -1-, 174
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Mustafa'nın Diğer Yazıları
KUR’AN’LA YOLCULUK - MÜMİN KUL
09.04.2026 · 4
'ZULMEDENLERE ASLA MEYLETMEYİN, YOKSA ATEŞ SİZE DE DOKUNUR.' (HUD,...
09.04.2026 · 4
KUR’AN’LA YOLCULUK: 'ZİNA EDEN KADIN VE ERKEK HER BİRİNE YÜZ DEĞNEK...
09.04.2026 · 6
KUR’AN’LA YOLCULUK:'SİZ GEÇİCİ OLAN DÜNYAYI DAHA ÇOK SEVİYORSUNUZ....
09.04.2026 · 6



