ADALETİ TİTİZLİKLE AYAKTA TUTUN. (Nisa, 4/135)
Adalet, en saygın kelimelerimizden biri. Duyulduğunda herkesin toparlandığı, konuşulduğu ortama da bir ağırlık kazandıran kavram.
Eşitlik, doğruluk, hakkaniyet, dürüstlük, hakkını verme, hakça ve eşitçe paylaşma gibi anlamlara gelir.
Adaletle ilgili atasözü ve vecizeler saymakla bitmez:
“Ne zulüm ne merhamet, yalnızca adalet.” (Muhammed İkbal)
“Toplum sevgiyle kaynaşır, adaletle yaşar.” (Farabi)
“Adalet mülkün temelidir.” (Hz. Ömer)
“Dinsiz devlet olur, adaletsiz olmaz.”
“Zulüm ile abat olunmaz.”
Konu başlığımızdaki vahiy benzeri, yüzü aşkın ayet mealinden bir kaçını da sayalım:
“Allah adil olanları sever.” (Hucurât, 49/9)
“Ölçüyü adaletle tutun, eksik tutmayın.” (A’raf, 7/85)
“Birilerine olan nefretiniz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin.” (Maide, 5/8)
“Söylediğiniz zaman, akrabanız da olsa adil olun.” (En’âm, 6/152)
Hele bir ayet var ki, her cuma imam minberden seslenir:
“ALLAH ADALETİ EMREDER.” (Nahl, 16/90) tüm cemaat de her hafta duyar bunu. Belki de duymaz. Duysa da kapıya çıkar unutur. Yukarıdaki özlü sözleri ve ayet meallerini de az çok biliriz. Biliriz de , bilmek bir anlam ifade etmez. Adaletin uygulanması gerekir. “Adaleti titizlikle ayakta tutmamız.” isteniyor. Gerçekten titizlik gösteriyor muyuz?
Meselâ, kendimize karşı adil davranıyor muyuz? Bedenimizin, ruhumuzun, aklımızın, kalbimizin hakkını veriyor muyuz? Kendimizi tanıyor muyuz? Kimim ben? Nereden geldim, niçin geldim, nereye gidiyorum? Gerçeği bilmeden, dağıtacağımız haklar isabetli olur mu? Midemizin ihtiyacı için çok cömert davranırken, aklımız, ruhumuz, kalbimiz için çok cimri olmuyor muyuz? Kendimizi tanımadan,neye, ne kadar ihtiyacımız olduğunu bilmeden atacağımız adımlarda, kendimize karşı zulmetmiş olmaz mıyız?
Ya çocuklarımız! Onları gerçek anlamda tanıyor muyuz? Nasıl terbiye vermek gerekir, farklı yaşlardaki gereksinimleri nelerdir? Odalarını ağzına kadar oyuncakla doldurup, gönlündeki o büyük boşluğa bir şeyler koymayı ihmal mi ediyoruz? Kardeşler arasındaki davranışlarımızda adil olduk mu? Tebessümlerimizi, öpücüklerimizi eşit dağıttık mı? Aynı olaylar karşısında hiddet ve tepkimiz aynı oldu mu? Özgürlük adına, gençlik çağlarında aşırı serbestlik tanımakla, onları geri dönülmez felaketlerin içine mi attık, veya onlara hiç güvenmeyerek istikballerinin önüne set mi çektik?
Aile fertleri arasıdaki sevgi, saygı, merhamet, öfke, kızgınlık ve iyilikte çıkar mı, adalet ölçüsü mü geçerli? Karşılıklı tüm davranışlarımızda adaleti gözetiyor muyuz? Tatsız olaylar karşısında hiç empati yapıyor muyuz? Eşler, birbirlerinin hakkını gözettiğinde, avukatların işi azalır diye mi korkuyoruz?
Peki yakınlarımızla ilişkilerimizde hak hukuk ne âlemde? En küçük bir kırgınlık ve haksızlıkta affedici mi oluyoruz, yoksa bütün köprüleri yıkıyor muyuz? Yakınlar arasındaki anlaşmazlıklarda haklının yanında olabiliyor muyuz? Yoksa çıkarımızı düşünüp, haksız fakat güçlü olanın yanında mı yer alıyoruz? Yakınları hatırlama sadece bayramlarda mı akla geliyor? Gerçekten sevinçlerine ve acılarına ortak oluyor muyuz? Dertlerine ne kadar derman olduk?
Yaptığımız işlerde adil miyiz?
Öğretmenler! Göreviniz çok kutsal. İşinde adil ol. Mesleğine laf söyletme. Önce öğren, sonra öğreten ol. Bilgini, emeğini, sevgini eşit paylaştır öğrencilerine. Kimse sana: “Adamına göre davranıyor.” demesin. Ücretini yeterli görmüyorsan, hıncını işinden alma, hakkını işvereninden koparmaya çalış. Ya da başka işe bak. Eğitimde adalet olmazsa, gelecek rezalet olur.
İşverenler! Yanınızda çalışanların haklarını, alın terleri kurumadan verebiliyor musunuz? “Yediğinizden yedirip, giydiğinizden giydirme” anlayışına ne kadar uyuyorsunuz? “Serbest piyasa bunu gerektiriyor” bahanesiyle, onları boğaz tokluğuna çalıştırıp nasıl rahat dolaşıyorsunuz? Hakları tam dağıtıp hayır dua mı alıyorsunuz, YOKSA ONLARIN ÇARESİZLİKLERİNİ SÖMÜRÜP beddua mı alıyorsunuz, hiç merak ettiniz mi?
Yöneticiler, adalete, en çok titizlikle uyması gerekenler! Bulundukları makamların haklarını vermeliler. Sevgi ve saygıyı adaletli uygulamalarından almalılar. Hz. Ömer gibi sorumluluk taşımalı. Kenar-ı Dicledeki koyunun derdi, dertleri olmalı. Unutmayalım bu makamlar, SULTAN SÜLEYMAN’A kalmadı. V e yine unutmayalım, gönüllerdeki makama adaletle çıkılabilir…
Yargıçlar cephesine bir bakalım. Fertler adil olsa ve toplumda adalet yaygınlaşsa, işler ne kadar kolaylaşır. Dava dosyaları azalır, Adalet Sarayları küçülür. Kamunun paraları yatırıma ve üretime harcanır. Belki kalan az buçuk davalar için de, yargıçlarımız sakin kafayla ADALETLİ KARARLAR VERİRLER(!)
“Adaleti titizlikle ayakta tutun.” vahyine muhatap olup, gereğini yerine getirmek isteyenlere, zulmün kol gezdiği şu yeryüzünde çok iş düşüyor. “Bana ne” demek olmaz. Herkes gücünce karşı çıkacak haksızlığa. Vahşi kapitalizm karşısında suskun kalmak, ona ortak olmaktır. Varlığın bu kadar dengesiz dağılımı karşısında kör ve sağır kalmak, vicdanları da köreltir. “Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır.” sözüne kimse muhatap olmak istemez. Fakat herkes şu İlahi vahye kavuşmak için can atar:
“ALLAH, ADİL OLANLARI SEVER.”
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Mustafa'nın Diğer Yazıları
KUR’AN’LA YOLCULUK - MÜMİN KUL
09.04.2026 · 4
'ZULMEDENLERE ASLA MEYLETMEYİN, YOKSA ATEŞ SİZE DE DOKUNUR.' (HUD,...
09.04.2026 · 4
KUR’AN’LA YOLCULUK: 'ZİNA EDEN KADIN VE ERKEK HER BİRİNE YÜZ DEĞNEK...
09.04.2026 · 6
KUR’AN’LA YOLCULUK:'SİZ GEÇİCİ OLAN DÜNYAYI DAHA ÇOK SEVİYORSUNUZ....
09.04.2026 · 6



