Hüseyin Demir
Barış sürecinin başladığı günden bu güne, âkillerin hain olduğu, Atatürk’e ve milli değerlere karşı çıktıkları, hükümetin ve barış yanlılarının vatan hainleri oldukları, vatanın satıldığı, vatanın bölündüğü, Ak Parti’nin kandili aydınlattığı, PKK’lılarla işbirliği içine girdiği, devletin elden gittiği, TC’nin bittiği, Öcalan’ın çıkacağı, Kürt devletinin kurulacağı, Türkiye’nin Öcalan’ın ağzına bakar hale getirildiği, başbakanın PKK destekçisi olduğu gibi yaveler barış süreci karşıtları, muhalefet ve yandaşları tarafından sürekli dillendirmekte ve kamuoyu da buna inandırılmak istenmektedir.
Oysa olan bitenin muhalefet ve yandaşlarının dillendirdikleri ile hiçbir alakası yok. Bunun böyle olduğunu, önümüzdeki dönemde, çok doğru kotarılmış bir politikanın müspet sonuçlarını yaşayarak göreceğiz. Ancak hemen belirtelim ki bu durum partiler üstü bir meseledir. Bu politikanın müspet neticelenmesi sonrasında Türkiye bölgesel bir güç olacak ve kararları tüm dünyayı ilgilendirecektir.
Bugün, iktidarı anlayamayan muhalefet, bu haliyle, "öğrenilmiş çaresizlik" deneyinin örneklerine bir örnek katmaktan başka bir şey yapmıyor, maalesef. Köpekbalığı deneyi, "öğrenilmiş çaresizliğin" en çok bilinen örneklerindendir. Bir akvaryumun ortasına cam bir bölme yapılır ve bir tarafına köpekbalığı, diğer tarafına yiyebileceği diğer balıklar konur. Köpekbalığı balıkları yemek için diğer tarafa yönelir, her seferinde başı cam bölmeye çarpar ve geri döner. Bir süre sonra köpekbalığı diğer tarafa geçebileceği ümidini yitirir ve cam bölme kaldırılsa bile balık diğer tarafa nasıl olsa geçemeyeceğim düşüncesiyle geçmeyi denemez.
Geçmişte bize öğretilen kuralları değişmez saymak ve olayları bu çerçeve içinde değerlendirmek, "öğrenilmiş çaresizlik" psikolojisi ile hareket etmek demektir. Oysa şartlar değişince çözümler de yenilenmelidir tabii olarak. Yeni dünya düzenine intibak edemeyenler olayları eski kurallarla yönetmeye çalışıyorlar. Mesela din ya da etnisite geçmişte bir uzlaşmama sebebi sayılırdı, şimdilerde ise büyük güçlerin bile aralarındaki çatışmanın sebebi bunlar değildir.
Bugün bütün dünyada barış denilmektedir ama süper güçler arasındaki asıl mesele, aralarındaki rekabettir. Ve bunun sonucunda da çok değişik bir dünya dengesi kurulacaktır.
Barış adına, huzur adına, istikrar içinde kalkınma adına, Türkiye’nin küresel bir güç olması hatırına, çözüm sürecine destek verenlerden biriyim. Fakat siyasi Kürt hareketinin yöneticilerinin net olması gerektiğine inanıyorum. Terörle elde edemediklerini- belki de kendilerine teminat veren uluslararası aktörlerin lafına bakıp- yeni bir dönemde başka bir yoldan elde etme hesabı yapıyorlarsa, girdikleri yol, tıpkı terör yolu gibi başka bir çıkmaz sokaktır.
Şahsen benim siyasi Kürt hareketi sözcülerinde gördüğüm şöyle bir huy var. Çözüm adına lafa girerken güzel güzel konuşmaya başlıyorlar. Tam, “ha şöyle” diyecekken, tekrar başa sarıyor ve kendi kurdukları hayal dünyasına dalarak nakarata başlıyorlar. Geçtiğimiz günlerde Kandil’de de aynı şey oldu. Kürt sorununun çözümü için sivil demokratik bir anayasanın gerekliliği, vesayetten demokrasiye geçişte hukuki zeminin sağlam tutulması gerektiği, bunun için de yeni bir anayasanın yapılmasının elzem olduğu dillendirildi. Oysa bütün bu talepler 12 Eylül 2010’daki referandumda yüzde 58 evet diyen milletin iradesidir. Sanki böyle değilmiş gibi toplumun büyük çoğunluğunun arzusu, PKK’nın talebi olarak ortaya konuluyor. Yetmiyor, bu anayasanın “Kürt halkı”nın özgürlüğünün teminatı olması isteniyor. Hani birlikte, eşit yurttaşlar olarak yaşama arzusu vardı?
İsteriz ki tarih tekerrür etmesin. Karayılanın basın toplantısından tam 20 yıl önce Öcalan bir basın toplantısı yaparak PKK’nın bir siyasi partiye dönüşeceğini söylemişti. Ancak üç ay sonra 33 eri şehit ederek PKK yeniden terörü estirmeye başlamıştı. Bu örnekleri de hatırdan çıkarmadan tedbiri elden bırakmamak lazım diye düşünüyoruz.
40 yıldır bilinen o ki söz sahibi olan herkes terörün son bulmasını samimi olarak arzu etmişlerdir. Bazı siyasetçilerin hakaretlerde bulunduğunu görüyoruz, ben bunları mazur görüyorum. Şiddetten beslenen siyasetçiler terör bitince kara kara ne yapacağını düşünüyor. Halkımız bunları ibretle seyrediyor. Süreç öngörülen şekilde ilerliyor. Yeter ki bu yolu aksatacak eylemlerde bulunulmasın.
Temenni edilen o ki, Her şey düşünülmüş ve planlanmış olsun. Silahlı mı silahsız mı? diye sormaya gerek yok. Nasıl geldilerse öyle ülkeyi terk edeceklerini, terk edecekler bilmeli, bilmezlerse de bildirilmeli.
Kısaca, soğuk savaşın başımıza bela ettiği darbecilerin, başımıza bela ettiği bir durumdur Türk Ergenekonu, Kürt Ergenekonu. İnşallah yolun sonuna geliyoruz. Yarınlar, geçen günleri aratmaz diye temenni ediyoruz.
Selam ve dua ile.
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.



