Hüseyin Demir.
Bir İsrailli İslam düşmanı Film yapımcısının, Peygamberimiz HZ Muhammed e (s.a.s) hakaretler içeren, Müslümanların Masumyeti adlı küstah film-i, İslam Dünyasını karıştırdı.
İsrail’in tezgahlayıp ABD nin mısır kökenli kıptı Naoula, eliyle vizyona koyduğu Müslümanların Masumiyeti adlı, iğrenç filme tepkiler çığ gibi.
Evet ,İslam dünyasında ve Türkiye’de Provokatif filme tepkiler haklı olarak çığ gibi büyüyor.
Bu film sadece hakaret etmiyor, resmen Müslümanlarla Batı’yı karşı karşıya getirmeyi de hedefliyor.
Ve İsrail ve de Batı Ateşle oynuyor, Dünya barışını tehlikeye atıyor.
Konuyla ilgili, Mısır, Irak, İran, Yemen, Endonezya, Filistin, Afganistan, Tunus, Cezayir, Lübnan, Keşmir, Sudan ve Türkiye başta olmak üzere birçok ülkede protesto gösterileri düzenlenirken, Amerikan temsilciliklerinde de sıkı güvenlik önlemleri alındı. Geçtiğimiz günlerde, Libya’nın Bingazi kentindeki Amerikan Konsolosluğu ateşe verilmiş, binadaki çatışmada Libya’nın ABD Büyükelçisi Christopher Stevens ile üç Amerikalı görevli öldürülmüştü. Dün de çok sayıda İslam ülkesinde protesto gösterileri düzenlendi.
Burada İslam Düşmanları şunu bilmiyorlar veya özellikle bildikleri için yapıyorlar. Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: "Peygamber mü’minler için kendilerinden daha önceliklidir. Onun eşleri de onların anneleridir." (Ahzab, 33/6)
Bu prensip gereğince Müslümanların, Hz. Peygamber (s.a.s.)’e kendi canlarından fazla öncelik vermeleri, saygı duymaları ve ona karşı saygısızlık yapılması durumunda da kendilerine karşı gösterilen saygısızlıktan fazla duyarlı olmaları gerekir.
Eşlerini de anneleri derecesinde görmeleri, kendilerine saygı göstermeleri, herhangi bir taşkınlık veya taassup düşüncesiyle onlara saygısızlık edilmesine, iftira atılmasına, aşırılık gösterilmesine kesinlikle razı olmamaları gerekir.
Bu, Kur’an-ı Kerim’in çizdiği bir kırmızı çizgidir ve Müslümanların bu çizgiyi koruma konusunda duyarlılık göstermeleri bir inanç ilkesidir
Cana ve mala zarar vermeden Efendimiz (sas)’e yapılan hakarete tepki vermek bir haktır; "o bizim canımızdan, çoluk çocuğumuzdan da daha değerlidir", ancak tepkilerin makul çerçevede tutulması için -ki bundan sonra bu tür provokasyonlar artarak sürecektir- aklı başında tedbirler düşünmemiz icap eder.
Başbakan R. Tayyip Erdoğan son derece makul, herkesin içini rahatlatan bir konuşma yapmıştır. Amerikan elçisine ve çalışanlara yapılan haksız saldırıyı açıklıkla kınadıktan, bu olayın bir provokasyon olduğu hususunun altını çizdikten sonra şunları demiştir: "İslam’ın yüce değerlerine ve Hz. Peygamber’e hakaret, fikir ve inanç hürriyeti içinde değerlendirilemez. Dinlere, peygamberlere insanların kutsal değerlerine yönelik hakaretler, fikir ya da eleştiri hürriyeti olarak görülemez. Hakaret içeren yaklaşımlar tam tersine düşünce, inanç ve eleştiri hürriyeti zeminini tahrip etmektir. Bu aynı zamanda bir sebep netice ilişkisidir. Bu bakımdan tahrik oluşturan akımlara karşı biz yöneticilerin gerekli tedbirleri de alması gerekir." Kişisel olarak benim de ilk görüşüm bu yönde. Salman Rüşdi’nin aşağılık romanı, Danimarka’da çizilen karikatürler, Afganistan’da Amerikan askerlerinin Kur’an-ı Kerim’i yakıp ayaklarının altına almaları, Mescid-i Aksa avlusundaki danslı gösteri ve en son olay ifade özgürlüğü içinde ele alınamaz vb.
Bu provokasyonlara karşı en iyi tepkiyi Efendimiz’e ittiba ile ortaya koymalıyız. Bunu nasıl yapmalıyız konusunu ise bütün Müslümanlar gündeme almalı ve O’nun (sas) mesajını bu çağda çoğaltmalıdır.
Batı’da; Efendimiz’e (sas) yapılan karalamaların Müslümanları birleştirdiği, özlerine dönmelerine vesile olduğu görülürse, o zaman bundan vazgeçerler. Bu da bir şerden hayrın doğmasına vesile olur inşaallah.
ABD’de ise George Bush başkanlığı boyunca Müslümanlarla savaş, Neo-conlar tarafından ’haçlı savaşı’ olarak görüldü. ’Haçlı’ kelimesi Bush’un ağzından kaçırdığı bir kelime değildi. Tam aksine Hıristiyan Siyonistlerin Müslüman dünyasına temel bakış açısıydı.
Bu bilgiler ışığında diyebiliriz ki Müslümanların bugünkü sorunu dincilik değildir. İslam dünyasında dincilik sandığımız pek çok hareket ekonomik ve sosyal kalkınma ile birlikte ortadan kalkar. Ancak asıl tehlike hızla yükseltilen Siyonist Hıristiyan fundamentalizmidir.
Benim kanaatim; filmin yapımını yöneten ve teşvik eden gizli aktörlerle, Libya’da ABD Büyükelçisi’ni öldürten aktörlerin kuvvetle muhtemel aynı olduğudur.
Bu minvalde özellikle Neo-Con mahfillerle kol kola görev yapan Bush döneminin etkin kliklerinden küresel Armageddoncu akım öne çıkıyor.
Neo-Conlar, Huntington’un ortaya attığı "Medeniyetler Çatışması"nın başladığına inanıyorlar.
Onlara göre, 4. dünya savaşı 11 Eylül’de başladı ve Ortadoğu’da sürecektir
Müslümanların bu provokasyonlara karşı akıllıca yapacakları,
İslam İşbirliği Örgütünü harakete geçirerek, 52 İslam ülkesinin temsilcilerini bir araya getirip bu türden hakaret içeren her türlü teşebbüsü ve etkinliği -yazılı veya görsel- kesin bir dille suç kapsamına sokacak bir teklif hazırlayıp bunu BM’ye götürmeli ve bunun bir madde olarak BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne eklenmesini sağlamalıdırlar.
Müslümanların sözüne itibar ettiği kanaat önderleri, alimleri, müçtehit ve yazarları İslam’a ve Hz. Peygamber’e hakaret içeren yazılı ve görsel ifadeleri tel’in ettiklerini açık bir dille ifade etmeli, ancak tepkilerin Libya’da olduğu gibi cana ve mala zarar verici mahiyette olmaması gerektiği konusunda kitleleri uyarmalıdırlar.
Başta ABD olmak üzere Avrupa’da yükselmekte olan ırkçılık çatışmayı ve İslamafobia’yı körüklüyorlar. İttifak ve diyalog bizden dolayı değil, Batı’dan dolayı işlemiyor, olumlu sonuç vermiyor.
Müslümanlar birleşmeli,
Dünya Müslümanlarının birliktelikleri güç oluşturacaktır, batı ırkçıları ancak Müslümanların güçlü birliğinden çekinip saldırılarına son vermek durumunda kalacaklardır.
İslam ülkeleri devletler ve kanaat önderleri seviyesinde bu olaya ve gelecekteki olaylara el koymayacak olurlarsa, kitleleri daha büyük ve sonuçları daha vahim provokasyonlara açık hale getirecekler. Küresel odakların istediği de budur.
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.



