Hüseyin Demir
Türkiye’nin yükselmekte olan bir ülke olduğu doğrudur. Gücünü, on yıldır devam eden siyasal iktidara ve Dünyanın kriz çağında ayakta kalan ekonomisine borçlu. Geçtiğimiz hafta iki uluslar arası çok önemli zirve oldu orada görüldü ki, ülkemizde bu pozisyonu tescil edilmiş, kızsanız da eleştirseniz de Başbakan’ ın bu anlamda Dünyanın sayılı liderlerinden birisi haline yükseldiğini kabul etmek zorundasınız. Bu ülkenin gücü.. siyasetçi veya partili taraftar gözüyle bakamaz, gözlerinizi bu gerçeğe kapatamassız.
Bunun için derim ki; “Memleketimizde bu Hükümetle birlikte güzel şeyler oluyor, hem de çok güzel”, 100 yıldır tahrip edilen ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce son 8 yılda “tahripten” kurtarılıp, “tamir” ettirilen eserlerin sayıları binleri aşmış olarak ifade ediliyor.
Tarihi camiler, çarşılar, hanlar, kervansaraylar, hamamlar ve medeniyete beşiklik eden bütün eserlerimiz restore ediliyor. Buna 100 yıldır ihmal edilmiş bir medeniyet gün yüzüne çıkarılıyor da denilebilir. Anadolu toprakları yeniden tarihle buluşuyor, ceddimiz tarafından her kırk kilometrede yapılan hanlar, kervansaraylar, hizmet verecek noktaya geliyor.
Vakıf eserleriyle geçmişte büyük bir medeniyet kurduk. İnancın mabedi, medeniyetin köprüsü, insanlığın ölçüsü olduk. İçilen bir yudum soğuk suyun çeşmesi olduk. Yolda kalanın evi, yola çıkanın güvencesi olduk. Gökte uçan bir kuşun kanadı olduk. Semaya huzurla kalkan ellerin mekânı olduk. Gülümseyen yüzlerin, mırıldanan duaların, sevgiyle bakan gözlerin sebebi olduk. Bu gün olunma yada devam edileceğini görmekteyiz. Bu güne kadar toplam binlerce vakıf eski eserinin bakım ve onarımını gerçekleştiren Vakıflar Genel Müdürlüğü, kaybolan medeniyetimizi yeniden ihya etmiş, Etmeye de devam ediyor.
Vakıfların ‘vakıf medeniyeti yılı’ ilan ederken, bu konuda çok ciddi bir kavram kullanıldığının farkında olduklarını görüyoruz. Çünkü Osmanlılar vakıfları medeniyet olarak dünyaya getiren bir millet. 16-17. yüzyıllarda vakıflar Osmanlı’nın en önemli ekonomik ve sosyal hayatı haline gelmiş. Osmanlılar bir yeri fethettikleri ya da yeni bir yere bir mahalle, bir şehir inşa etmek istedikleri zaman öncelikle bu anlayışı orada yerleştirerek daha modern bir hayat kurmuştur. Çok uzun yıllardan beri bu vakıf medeniyetini dünyaya anlatma konusunda zorluklar içerisindeyiz. Bugün bunu bazı Avrupa ülkeleri şu anda uyguluyor; ama Türkiye olarak biz bunun öncülüğünü kaybetmişiz. Hükümetin vakıflar genel müdürlüğüne verdiği destekle çok radikal düzenlemeler yapıldığını da görüyoruz. Gayrimenkul tespitlerinin yanında bütün bunları bilgisayar ortamına aktarıp Osmanlıca, Arapça ve Farsça dan Türkçe ye çevirmek suretiyle tüm dünyanın istifadesine hizmet olarak sunulmuştur, sunulmaktadır. Çünkü insan hakları, doğa, çevre, çocuk hakları, sanat ve estetik gibi konularda bizim milletimizin yüzyıllar önce bu konuya parmak bastığını ve sivil bir anlayışla çözüm ürettiğini görülmemişmidir?
Türkiye’de vakıfların harabe halinde hiçbir şey bırakmayacağı hedeflenmesi muhteşem dir elbette.
Vakıflar genel müdürünün açıklaması şöyle (( Ağlayan vakıf eserlerini de onarıp güldüreceğiz, hedef bu. 18.500 tane vakıf eserimiz var. Biz göreve başladığımızda bu sayı 9483 idi. Bizden önce 4 senede kırk altı eser onarımı ancak yapılabilmişti. Biz önümüzdeki bir senede 1111 eserin onarımını yapacağız. Bunun için de ekibe, arkadaşlara, çalışanlarımıza güveniyoruz. Şu anda bütün illerdeki vakıf eserleri projelerimiz hazır durumda. Ayrıca bunu ilk kez size açıklıyorum, bünyemize 200 tane genç mimar, mühendis ve sanat tarihçisi aldık. Hepsini bölgelere gönderdim. Bunlar eğitim çağını geçirdiler. Şimdi hepsi dinamik, zinde ve enerjik şekilde işe başlayacaklar)) Vakıfların bu atağı Takdire şayandır, kamu sorumluluk bilinci olan bir anlayışıdır.
Vakıf eserlerinin onarımında Anıtlar kurulu çıkardığı problemleri iyi projelerle, onarımların çizilmesinde ve onarılmasında ki kalitenin iyi olmasına dikkat ederek aşıldığı görülmektedir.
Onarılan vakıf eserlerinin giderleri için TBMM, Plan- bütçe komisyonundan geçerken iktidar ve muhalefet partilerinin ortaklaşa geçirmeleri de, TBMM sinde hizmet ve medeniyet anlayışımız için güzel bir gelişmedir.
Hayrat eserlerinin vakfiyesine uygun hizmet verir hale getirilmesi, bir vakıf eser hangi amaçla yapılmışsa ahlak, hukuk ve yasalara aykırı olmadığı sürece bunun amacına uygun kullanılmasının sağlanması. Kilise ise kilise, cami ise cami, çeşme ise çeşme. Amacına uygun kullanmayanların elinden gerisin geriye alınacak olması, onarıp o amaçla kullanılması vebal ve vicdani sorumluluk anlayışında bir vakıf yönetiminin olması da vakıf medeniyetimizin gelişmesindeki göstergedir.
Selam ve dua ile.
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.



