Hüseyin Demir
İslam Dini Müslümanlara iyilikte ve hayırda yarışmayı, Allah yolunda harcamada bulunmayı, toplumdaki kimsesiz, fakir ve düşkünlere yardım eli uzatmayı insanlık görevi saymıştır.
(Sevdiğiniz şeylerden Allah için hayır yolunda harcamadıkça tam hayra erişemezsiniz.) Bu ve benzeri Ayet-i Kerime’lerden ilham alan Müslümanlar, İslam tarihinde muhteşem bir hayır toplumu ve vakıf medeniyeti inşa etmişlerdir.
Hz. Peygamber döneminden zamanımıza kadar vakıflar, birçok alanda hizmet vermiştir.
Fakir ve kimsesizlerin yiyecek, giyecek ve barınaklarının temin edilmesi, hastaların tedavisi, ilmin yaygınlaştırılması, öğrencilerin desteklenmesi, hayvanların ve çevrenin korunması, İbadethaneler ile toplumun ihtiyacı olan birçok tesisin yapılması, bakım ve onarım gibi her alanda vakıflar büyük hizmetler görmüşlerdir.
Bugün ülkemizde tarihi eserlere baktığımızda hepsinin vakıf eser olduğunu görüyoruz.
Özellikle Osmanlı dönemi, vakıf medeniyetinin yükselme ve gelişme dönemidir. Son dönem saray hanımlarından ikinci Mahmut un kızı Adile Sultan tam 27 vakıf kurmuş. Çaresiz kadınlar için de bir sığınma evi açmış.
Adile sultan döneminde diğer saray hanımlarının kurduğu hayır vakıflarının sayısı 45’tir.
İstanbul’un simgelerinden Mısır Çarşısı da bir kadın sultanın vakfıdır. Yeni Cami’nin masraflarını karşılasın diye Hatice Turan Sultan tarafından yaptırılmıştır. Daru’l-Maarif, şimdiki adı ile ( İstanbul kız lisesi) Bezmi Âlem Valide Sultan’ın hayrıdır.
Hâsılı Camiler, çeşmeler, Tekkeler, zaviyeler, aş evleri, çarşılar, hanlar vs., insanın hizmetine sunulmuş sayısız müesseseler, mal varlıklarını insana hizmet için hayırlara harcayan, hayırsever insanların eserleridir.
Bu İnsanların kazançları manevi anlamda elbette büyük olmuştur.
Osmanlılar döneminde devlet, vatandaşın canını, malını korumak, asayişi sağlamak,
Sınırları korumak, devlet düzenini sağlamakla mükellefti.
Günümüz modern devlet anlayışında devlet görevlerinden sayılan eğitim, sağlık, bayındırlık, diyanet, sosyal yardım hizmetleri Osmanlıda devlet görevleri arasında sayılmıyor, bütün bu hizmetler şahısların kurduğu vakıflar tarafından yürütülüyordu. Vakıflara bu işleri yürütmek için de zengin akarlar bağlanıyordu.
Osmanlı’da devlet anlayışı, Devlet-i Ebet Müddet şeklinde olduğu için vakıflara da ebedilik şartı konmuş, devlet yetkilileri de vakfın hizmetinin devam edebilmesi için her türlü gayreti göstermişlerdir.
Vakıf bir sadaka-i cariyedir. Ülkemizde bugün de Osmanlı’dan ve daha öncesinden kalan yüz binlerce vakıf eserler var. Cumhuriyet’ten bu yana bu eserlerin yarısı bakımsızlıktan, ihmalden, talan edilmiş, kimi vakıf malı İsmet İnönü döneminde özele satılmış, vakıf eser özelliğini kaybetmiştir.
2003 senesinde, araştırmacı özelliğimden ve vakıf eserlerine olan ilgimden dolayı, Fatih’ten milletvekili Sayın Mehmet Ali Şahin’in de vakıflardan sorumlu devlet bakanı olmasını fırsat bilerek vakıflarla ilgili proje mahiyeti taşıyan bir araştırmam oldu.
Proje Türkiye’de bulunan tüm vakıf mallarının tespiti, kitaplaştırılması, restorasyonu, amaçlarına uygun faaliyete geçirilmesi hakkında idi.
Hazırladığım bu öneri mahiyeti taşıyan projemi devlet bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin vasıtasıyla, başbakanımız Sayın Erdoğan’a elden verme imkânı bulmuştum. Böylesi duyarlılığa sahip bu değerli devlet adamları da konuya o kadar duyarlı imişler ki, bir sene sonra 2004’de vakıf mallarının tespiti ile çalışmaları başlatmışlardı bile.
Bu çalışma benim projemle mi oldu yoksa hükümet politikası mı idi bilmiyorum. Fakat bu hayırlı hizmetin başlatılması beni çok sevindirmiştir.
İşte devlet adamı anlayışı, işte hizmet anlayışı, işte hayırda yarış anlayışı.
Bugün tüm ülkede, vakıf mallarının tespiti yapılırken, aslına uygun restorasyonu da yapılıp insanımızın hizmetine sunulduğunu görmek, gerçekten sevindirici.
Vakıflar genel müdürünün: Bu güne kadar 26 bin mülk ortaya çıkardıkları, karanlıkta gömülü 20 milyon belgeyi bilgisayar ortamına aktararak kayıt altına aldıkları, 2 adet Üniversite ve 13 adet müze kuracaklarını açıklaması, bugünkü vakıf sorumlularının ve hükümetin vâkıfa verdikleri önemin başka bir kanıtıdır.
Burada, vakıfların bir hastane, ya da bir sebil olarak insanların en zor zamanlarında imdadına yetişmesi anlayışını önemsemek durumundayız.
Anadolu’nun en ücra köşesindeki bir köydeki, bir asırdır hiç bakımı yapılmamış tarihi bir eseri vakıflar tarafından tamir edilmiş olarak görmem beni çok etkilemiş ve bunu yapan ve yaptıranlara dua etmişimdir.
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: İnsanoğlu öldüğünde üç şey hariç, amel defteri kapanır, bu üç şey, sadaka i cariye, faydalanılan ilim ve kendine dua eden Salih evlat.
Dolayısıyla yol, köprü, mescit, yoksullar için aşevi, hastane ve okul gibi hayır kuruluşları birer sadaka-i cariyedir. İnsanlar bu gibi yerlerden yararlandığı sürece, bunları yaptıranlar, yapılmasına sebep olanlar, yol gösterenler ve destek olanlar hem hayatta iken hem de vefatından sonra sevap kazanmaya devam ederler.
İslam coğrafyasının dört bir yanını süsleyen vakıf eserler işte bu yüksek inancın ve sevap kazanma arzusunun bir ürünüdür.
Tüm toplum olarak tarihi mirasımıza sahip çıkmak, kalıcı vakfiyeler yaptırmak, hayırda yarışmak, Allahın rızasını kazanma yarışına girmek dileği ile.
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.



