Hüseyin Demir
Türkiye kolay yönetilebilecek bir ülke değil... Zira içerden ve dışarıdan türlü saldırılara maruz...Bunun için çok güçlü olmak zorunda. Yönetimdeki en ufak bir zafiyet –Allah korusun- bütün kazanımların kaybıyla sonuçlanır. Yani yönetimde çift başlılık asla kabul edilebilecek bir şey değil bu coğrafyada, özellikle bu günlerde...
İşte bu zaviyeden bakılmalı bence son olaylara. Belli ki Erdoğan ve Davutoğlu arasında çekişmeler, anlaşmazlıklar, gidişatı yavaşlatan gerilimler var. Bunun sonucunda da bir isim değişikliğine gidiliyor olabilir. Bu dünyanın sonu değil. Başbakanlık görevi ile olmasa da Ahmet Davutoğlu bu ülkeye, bu davaya daha çok hizmetler edecek biridir. Zaten, bir adam gelişinden belli olduğu kadar, gidişinden de bellidir. En vakur, en edepli haliyle gelip, aynı vakarı, aynı edebi koruyarak görevini teslim edeceğini ifade etti Sayın Davutoğlu.
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da, bu süreci olması gereken şekilde, bir önderin sağlıklı duruşuyla yönetti. Her ikisinden de bizler razıyız, Rabbim de razı olsun.
Davutoğlu, 2014teki Genel Başkanlığı kabul konuşmasında dile getirdiği gibi “Bizde kongreler parçalanmaya değil, bütünleşmeye, yeniden enerji üretmeye vesiledir. Faniler için yenilenme kaçınılmazdır. Baki olan davadır sözlerinin hakkını vermiştir.
Davutoğlu çalışkan, dürüst, samimi bir insan olarak gerçekten partisinin birlik ve beraberliği, Türkiyenin huzur ve kalkınması için çalışmış. Ülke olarak da, Toplum olarak da kendisine teşekkür borçluyuz. 22 Mayıstaki olağanüstü kongrede aday olmayacağını, sade bir Ak Parti milletvekili olarak siyasi hayatının devam edeceğini açıklarken de farklı bir siyaset portresi çizerek, giderken de Ak parti davasına sahip olacağını göstermiştir.
Buraya nasıl gelindi? 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra Türkiyede fiilen parlamenter sistem değişti. Ahmet Davutoğlunun görevden ayrılmasıyla da fiilen Başbakanlık sistemi değişti. Bu ayrılık kişisel çatışma değil sistem tıkanıklığının sonucu. Seçilmiş iki yönetici oldu. 5-6 aydır valiler ve emniyet müdürleri atamaları yapılamıyordu. Müsteşar ataması yapılamayan bakanlıklar, vekâleten yürütülen genel müdürlükler vardı. Sorun Davutoğlu veya Erdoğan çekişmesi değil. Bir sistem sorunuydu. Ve nitekim 22 Mayısda yapılacak kongrede Ak Parti yeniden yenilenecek, yeniden bütünleşecek, yeni kadrosuyla, değişimi, beraberinde yeni heyacanı, dinamizmi getirecek. Ve Başkanlık sistemiyle uyumlu yeni bir anayasanın oluşturulması ve hayata geçirilmesi için, hizmete devam diyecek.
Ayrıca Bu kongre, Erdoğanın ve AK Partinin, içinde bulunan safralardan, asalaklardan ve kötü niyetli insanlardan kurtulması için iyi bir fırsat.
Bu, partinin geleceği, bu hareketin geleceği, Türkiyenin geleceği açısından önemli bir konu.
Varsa, AK Parti içindeki ayrılıkları körükleyen, tetikleyen, yayan bu insanlar, AK Partinin asıl kadroları değil, sonradan olan kadrolarıdır ki, bu derenin suyunu da içmeyenlerdir.
Belki muhalefet partilerinde görüldüğünde normal karşılanan çekişmeler, tartışmalar, mücadeleler AK Parti gibi partilerde normal karşılanmaz.
AK Partili olmak başka bir şeydir. Özel bir durumdur: Aynı anda ülke için, millet için ve ümmet için başka başka anlamlar taşır.
Diğer taraftan, AK Partide genel başkan ve başbakan değişikliğinin muhalefet için kazanç oluşturmasını beklemek hayalden ibarettir. Muhalefet, AK Parti içinde bir kavga var, yarın öbür gün parti bölünür bana da ekmek çıkar diye bekliyor ama nafile. 2002den beri AK Parti siyasi birliktelikten daha çok bir gönüldaşlıkla hareket ediyor. Fikir ayrılıkları oluşsa da bunun parti disiplini içinde bir şekilde çözümlendiği anlaşılıyor. Bugün AK Partinin ideolojik temellerinde bir kırılma yoktur, dolayısıyla aynı ideolojik temel üzerine kurulacak yeni bir partinin var olma şansı da yoktur.
Selam ve dua ile.
07-05-2016
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.



