Fatih Aktüel

Video Galeri
Foto Galeri
Web Mobil
net
Bu yazı 366 kez okundu.
Yazının Tarihi :   05 Şubat 2014 - 20:35:43

YARINLARA DOĞRU: ABD’DEKİ SAPKIN ŞEYH VE TARİKATI

Büyüt
Küçült
YARINLARA DOĞRU: ABD’DEKİ SAPKIN ŞEYH VE

Şerif Ali Minaz


Bir sohbette Dinlediklerim



        Değerli okuyucu, bu yazımda katıldığım bir toplantıdaki sohbeti aktarmak istiyorum sizlere..



   Konuşmacı, dinleyenler tarafından kendisine “Abdullah Abi” diye hitap edilen, mütebahhir bir zat. Buyurun birlikte okuyalım konuştuklarını:



“Sevgili Kardeşlerim!



Gerek İslam dünyasında, gerek Hristiyan dünyasında yaygın olan bazı kavramlar vardır. Mesih, Armegedon Savaşları, Mehdi, Deccal vs. gibi.



      Bu konular, geçmişte ve günümüzde zaman zaman hep gündemde olmuştur. Görünen o ki, yarınlarda da gündemde olacaktır.



    Şeyhler, Tarikatlar, Efendi ve Cemaatler ülkesi ABD.



      Bu gün, ABD’den bahsedeceğim. Garip bir ülkeden; dünyamızın süper gücünden; şeyhler tarikatlar, cemaatler ve efendiler ülkesinden.



Bir zamanlar, dünya medyasının gündeminde olan bir konu vardı; Branch Davidian tarikatı.



  Hikâyesi şöyleydi: Waco adlı bir adam, A.B.D.’de kendini şeyh ilan edip Teksas’ta bir tepeye kilise kurmuştu. 1950′li yıllarda mürit toplamaya başladı.



   1959 yılında, tarikat liderinin karısı: “ Kısa bir zaman sonra İsa Mesih yeniden dünyaya gelecek” dedi. Bunu üzerine bine yakın mürit, elde avuçta ne varsa satıp savdı ve her biri gelip bu tepeye yerleştiler. Devletten tamamen bağımsız olan ve elektrik dâhil tüm ihtiyaçlarını kendileri üreten bu topluluk, bizdeki mehdi bekleyenler gibi, hep birden İsa Mesih’in gelişini beklemeye başladılar. Ama beklenen İsa Mesih bir türlü gelmeyince, tarikat yönetimi birkaç el değiştirdi.



    Bu hengâmede, Wayman Dale Adair adlı bir tarikat üyesi :“Ben Mesih’im” deyiverdi. Dedi ama Tarikat lideri Roden de, “sen misin bunu söyleyen” diyerek Adair’in kafasını baltayla parçalayıverdi. Ve Roden, tımarhaneye atıldı.
      Sonra bu tarikatın adı mahkeme kararı ile Branch Davidian, liderinin adı da, David Koresh oldu. Bu tarikat, zamanla silahlı bir örgüte dönüştü. Müritler, müthiş bir savaşa hazırlanmak için atış talimleri yapmaya başladılar. Çünkü onlara göre dünyanın sonunu getirecek  apokaliptik olaylar ve Armageddon savaşı olacak, Ve savaş bu tarikata  yapılacak  saldırıyla  başlayacaktı. Artık dünyanın  sonu yaklaşıyordu. Bu nedenle yiyecek, silah, mermi ve petrol depolamaya  başladılar. David  Koresh, yaşadıkları beldenin  ismini  bile, “Ranch Apocalyps’’ yani ’’Felaket çiftliği’’ olarak değiştirdi.



    Şeyh Efendi, bir eli yağda bir eli balda ve istediği kadınla beraber yaşarken, müritler için bu çiftlikte hayat bir çileye dönüşmüştü. Sabah erken saatte kalkıyor ve gün boyu çalışıyorlardı. Akşamları  da David Koresh’in İncil tefsirini  dinliyorlardı. Yiyecekleri, çoğu defa  mısır gevreği, patlak mısır ve muzdan oluşuyordu. Alkol, sigara, kafein içmek, et yemek, gösterişli ve süslü giyinmek, yaş günü kutlamak, televizyon seyretmek yasaktı.



        ATF Ve Tarikat Çatışması



      Yıl 1993. 28 Şubatta ATF yetkilileri, Lider Koresh’i dışarıda yakalayıp tarikatı çökertmeyi planladı. Ancak Koresh, tekkesinden dışarıya çıkmadığı için, ATF, Carmel Dağı’na operasyon yapma kararı aldı. Durumu haber alan Koresh, silahlı adamlarını derhal mevzilere yerleştirdi. Müthiş bir çatışma başladı, ama sonunda ATF pes etti ve operasyon görevini FBI’ye devretti.



     FBİ, kadın ve çocuklarla birlikte yaklaşık yüz kişiyi bile bulmayan Koresh ve müritlerinin etrafını ağır silahlarla, uçak ve helikopterlerle kuşattı. Aman ya Rabbi, bu, öyle bir kuşatmaydı ki, sanki bir orduyla savaşılıyordu.



     Düşünün, sadece Koresh’le telefonda pazarlık yapmak için 25 ajan görevlendirilmişti. Koresh ise, bir yandan FBI ile pazarlıklara, diğer yandan da gazete ve televizyonlarla röportaja devam ediyor ve şöyle diyordu: “Tanrı bana: “Binayı terk etme, bekle,” dedi”



     Bunları dinleyen FBI, adeta şoke oluyordu. Zordu FBI’nin işi. Zira kuşatılanlar, kıyametin yaklaştığına inanan insanlardı. Tarikat lideri David Koresh, Hz. İsa’nın reenkarnasyonu olduğunu iddia ediyordu. Yani, Hz. İsa ile aynı tarihte aynı yaşta öldüğünü, Hz. İsa’nın ikinci kez dünyaya gelmiş hâli olduğunu, dolayısıyla Mesih olduğunu söylüyordu.



      Koresh’in ‘içerideki bebekleri dövdüğü ve çocuklara cinsel tacizde bulunduğu’ söylentisi üzerine FBI, Clinton ve Reno’dan gereken izni aldı ve onlarca zırhlı araç ve personel, yüzlerce göz yaşartıcı bomba ile binaya saldırdı.



     Bu saldırılar sırasında, sadece dokuz tarikat üyesi dışarı çıkabildi. 25′i çocuk olmak üzere toplam 82 tarikat üyesi hayatını kaybetti.



Sam amca böyledir işte. Kendi ülkesinde hiçbir sapkınlığa müsaade etmez. Ama başka ülkelere gelince iş değişir…..



               Mesih ve Armegeddon Nedir?



         Güzel Kardeşlerim! Malumunuzdur ki, günümüzde en çok mezhebi olan din, Hıristiyanlıktır. Protestan Avangelist inanca göre, Kıyamet yaklaştığında Kudüs yakınlarındaki Magedon denilen yerde, Şeytanın önderliğinde Gog Magog denilen yaratıklar türeyecektir. Bunlar, Armageddon savaşlarını yaparak tüm dünyada karışıklık çıkaracaklardır.



    İlkelerini İncil ve Tevrat’tan oluşturan bu Protestan fundamentalistlere göre, Hz. İsa’nın gelmesi için üçüncü milenyumun başında yani 2000’li yılların başlarında, “Armageddon” denen o nihai savaşın mutlaka çıkması lazımdır.



    Yahudiler, Müslamanlar’a karşı Armageddon Savaşı’nı kazanmadıkça, Hz. İsa tekrar yeryüzüne dönmeyecektir. Çünkü Hz. İsa, bu savaştan sonra gelecektir. Bir başka deyişle, İsa’nın dönmesi için savaşın çıkması ve bunu Yahudilerin kazanması şarttır. Böyle bir sonucu elde etmek içinse, İsrail ile sıkı bir işbirliği yapmak ve onlara destek olmak gerekir. Savaş bitince de, Hz. İsa’ya iman eden 144 bin Yahudi hariç, tüm Yahudiler kırılmalıdır.



     İlginçtir ki, bu 144 bin rakamı İlluminati, Gül ve Haç örgütleri için de önemli rakamlardır. Onlara göre de, “Tüm dünyayı yönetecek 144 bin seçkin ve aydın insan gereklidir. Halen mevcut 7 milyar insanın yöneticisi bu kadrodur.



      Evet, savaş bitiminde Hz. İsa, yeryüzüne inecek, geçmişte kendisine inanan insanları diriltecek, bin yıl daha yeryüzünde adalet ve egemenliği sağlayacaktır.



       Kıyamet bundan sonra kopacaktır. Hz. İsa ve inananları, yani Hıristiyan ve Yahudiler cennete gideceklerdir.



           Armageddon Neresi?



  Armageddon, İbranice Megiddo Tepesi anlamına gelen "Harmegiddo" kelimelerinin Yunanca okunuşudur. “İyiler ve kötülerin", kıyameti yaklaştıracak son büyük savaşına sahne olacak mekândır. Burası, İsrail’deki Hayfa limanının 18 mil güneydoğusunda, Kudüs’ün 55 mil kadar kuzeyindedir. Eski Ahit’teki kehanete göre dünyayı ele geçirmeye çalışan güçler, yeryüzünün ve tüm dünyanın kralları, Fırat nehrinin doğusundan gelen krallar toplanacak ve korkunç büyüklükte ordularla, dehşetli silahlarla çarpışacaklardır.     



    Evangelistler Armageddon savaşında Deccal’le, yani Müslümanlarla savaşacaklarını düşünürler. Ve yine onlara göre inançsızlar da, bu savaşta Müslümanların yanında yer alacaktır.  



              Yorumlar



Hıristiyanların bir kısmı, Hz. İsa’dan itibaren, iki bin yıldır, her on, on beş yıl gibi zaman aralıkları vererek bu senaryonun oluşacağı veya oluşmaya başlayacağını iddia ede gelmişler ve buna inanmışlardır. Ama bu inançları bekledikleri ve umdukları gibi olmamış, dünyadaki olaylar başka türlü gelişmiştir.



Fanatik Hıristiyanlar böyle düşünüp böyle inanırken, Yahudiler de başka hülyalar peşindedirler. Onlar da: “ Tüm dünyayı biz ele geçireceğiz” inancı içindedirler. Tevrat, “Bir tek sünnetsiz dahi Kudüs’e giremeyecektir,” diyor. Bizler sünnetliyiz elhamdülillah. Sünnetsizlerin kim olduğunu siz düşünün. Armageddon konusunda İsrail ile işbirliği içine giren sünnetsizlerin bu konudaki saflığına ve kandırılmışlığına ne dersiniz?



 Fanatikler, böyle bir savaşın olmasını, Hıristiyan dünyanın da, bu savaşta şeytana (Müslümanlara) karşı kendi yanlarında yer almasını isterler. “Ama savaş biter bitmez bütün dünyanın zenginliğinin aktığı Kudüs’e sünnetsizler girmemelidir,” derler.



Yazıklar olsun bu anlayışla işbirliği yapanlara…



         Biz Ne Armageddonlar Yaşadık



          Hatırlayın sevgili Kardeşlerim. Yüz yıl öncesinden bu yana ülkemiz insanı ne felaketler yaşadı:



 1911 Trablusgarp savaşı, 1912 -13 Balkan savaşı, 1914 -18 birinci ve II. dünya savaşları.
  I. Dünya Savaşında, bir milyon 600 bin kayıp verdik biz.



   Sadece birkaç cephede verdiğimiz şehit sayısına bir bakınız!



Çanakkale’de, 101Bin şehit. Bu sayı, hasta, ağır yaralı ve kaybolanlarla birlikte 253 Bin’e ulaşıyor.



Kafkasya’da: 270 Bin, Arabistan’da, Yemen ve Filistin’de: 280 Bin,



Mısır/Kanal’da: 280 Bin, Rumeli’de, 60 Bin.



   Ve daha nice cepheler, nice bahadırların şehadeti ve gaziliği. Rabbim cümlesinin mekânını cennet eylesin…



       Velhasıl



       Günümüzde birileri, dünyamızı hızla yeni ve korkunç bir savaşa sürüklemek istemektedir. Çünkü savaş olmazsa sömürgeciler ayakta kalamaz, silahları depolarında paslanır. Onlar için bir kere değil; sürekli Armageddonlar olmalı ki, iki ayaklı şeytanlar hayatlarını idame ettirebilsinler. Onların varlık sebebi, kan ve gözyaşıdır. Onlar, dünyada bombalar patladıkça, etnik ve mezhep çatışmaları çoğaldıkça, açlık, kıtlık, sefalet, ölüm arttıkça daha çok şişiyor ve zıbarıyorlar. Trilyon dolarlarını katlıyorlar. Kırsın insanlık birbirini. Hele şu Müslüman ülkeler var ya. Onlar bu çatışmalarla heba olup gitsinler. Kalanları da bölük pölçük olsunlar… Ve böylece armageddoncular, Ortadoğu’nun en büyük hâkimi olsunlar.



    Kardeşlerim!



    Onlar nasıl inanırlarsa inansınlar, nasıl düşünürse ve nasıl davranırsa davransınlar fazla önemli değil. Önemli olan, bizim nasıl olduğumuzdur.



 Mülkün gerçek sahibinin neyi takdir ettiği önemlidir.



Mülkün sahibi, düzenden, hak ve hukuktan, fırsat eşitliğinden yana olanlarla beraberdir.



Mülkün sahibi, saldırganların, şirkin, küfrün, zulmün ve sömürünün karşısında, ama onlarla mücadele edenlerin yanındadır.



 Bizler, adil ve dürüst olursak, mülkün gerçek sahibi hayır takdir edecektir.



Bizler, gecesini gündüzüne ekleyerek çalışırsak, mülkün sahibi bizimle beraber olacaktır.



Bizler, kendimizle, çevremizle ve Rabbimizle barışık olursak, mülkün gerçek sahibi hakkımızda hayır takdir edecektir.



Yoksa yine milyonların canı yanacak, kanı ve gözyaşı dökülecektir….



Bilelim ki, bu dünyamızdan nice Talut ve Calutlar gelip geçmiştir ve zafer daima Talutların olmuştur.



     Bir ayet ve bir hadis mealini hatırlatarak sohbetimizi bitirelim: “ Eğer Allah, insanların bir kısmını diğerleriyle savmasaydı mutlaka dünyanın dengesi bozulurdu. Fakat Allah âlemlere karşı lütuf sahibidir.” (Bakara, 2/251)



   “Mü’min tıpkı bir bal arısına benzer ki, o (arı) sadece temiz olanı yer, sadece temiz olanı bırakır.” (Ahmed b. Hanbel, cilt: 2, 199)



 Böylesi felâketlerden Rabbimize sığınalım. Selâm ve dua ile hoşça kalınız.”


E-Posta ile Yolla
Sayfayı Yazdır
Sosyal Paylaşım
Google
Blogger
Tumbir
İsim Soyisim :
E-Mail :
UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Uyarı
Güvenlik kodu :
Bir Molla Kasım
 
Kim ne derse desin ben Ayet ve hadislerin baş kaynak kabul edilerek buyurduğunuz üzere hareket edilmesinden yanayım üstadım.. Elinize yüreğinize sağlık..
YAZARA AİT DİĞER YAZILAR



Son Yorumlar
Sabri Yalın
Sevgili Şerifciğim, yazın çok güzel olmuş. Kalemine ve yüreğine sağlık. Bende bir kaç
Deftere Yaz
Ziyaretçi Defteri
Düşünce ve Önerilerinizi bizimle paylaşın.
1. LİG PUAN DURUMU
Foother
SOSYAL MEDYA
Facebook Twitter RSS Sitemap
"Fatih Aktüel | http://www.fatihaktuel.com/"   Tum Hakları Saklıdır. © 2013 - 2014